Fikret Bulut
Taksim Meydanı'na çıkmak o kadar kolay mı?
Aslında her şey bir iddiayla başladı...
Birkaç yazı yazmak istedim sadece, dilim şişmesin diye...
"Yazamazsın, o iş o kadar kolay değil" dedi bir arkadaşım…
Diğeri kısmen daha iyimserdi, "Yazarsın ama okutamazsın, tıklanmaz" dedi.
"Ben şu gazetede yazdım ama olmadı, konu bulamıyorsun, devamı gelmiyor" dedi tecrübeli abilerden biri…
-"E tabi olmaz. Siz kısa yoldan Çetin Altan olmak istemişsinizdir, belagatiniz yetmemiştir" dedim ama demez olaydım... Ağır geldi bu yanıt... İş inada bindi, hatta iddialaşmaya vardı...
-"Sen yeter ki yaz ben sana köşe bulurum" dedi biri, sonra diğeri el yükseltti:
-"Sen yaz ben de Taksim Meydanı'na çıkıp..."
-"Yapmayın, etmeyin arkadaşlar. Taksim Meydanı kimleri ufaladı, yazık etmeyin kendinize" dediysem de arkadaşım hayli kararlıydı, sekiz kişinin şahitliğinde meydan okuyordu…
İddialaşıp "Taksim'e çıkarım/çıkarız" diyeni çok duydum, ama çıkıp da dediğini yapanı pek hatırlamıyorum.
Filmi geriye sarınca 20 yıl kadar öncesine gittim. 2000'li yılların ortalarına... 2001 krizi sonrası bankaların peş peşe çöktüğü, Erdoğan'ın iktidara geldiği ve Kemal Derviş reçetesiyle finansal krize pansuman yapıldığı yıllar... Aynı zamanda servet transferlerinin de ilk adımlarının atıldığı dönem. Önce Uzan grubu yatırıldı ameliyat masasına.. Medya organları, Telsim ve enerji şirketleri ABD'nin de adının geçtiği bir operasyonla alındı. Ardından Çukurova Holding'e gelmişti sıra. Türkiye'nin en büyük, dünyanın ise o dönemde 3. büyük GSM şirketi Turkcell, BMC, Yapı Kredi ve Pamukbank gibi şirketleri bünyesinde barındıran holding topun ağzındaydı bu kez... Mehmet Emin Karamehmet'e süre verilmişti. Belirlenen tarihe kadar sermaye yapısı güçlendirilmeyen bazı şirketlere el konacaktı. Çukurova Holding yönetimi ise 2001 krizi sonrası devlete ekonomiyi düze çıkarması için yüklü miktarda borç verdiğini savunuyor, önce o borcun kendisine ödenmesini istiyordu. Böylece sorunlu görülen şirketlerin sermaye yapısı güçlendirilecekti. Ancak kronometreye basılmıştı bir kere...
Tam da o günlerde iki büyük medya grubu da yazarları ve gazete manşetleriyle Çukurova Holding'e yükleniyordu. Rakip medya grubunun önde gelen bir yazarı o sırada hayli iddialı bir çıkış yaptı.
"Çukurova Grubu o tarihe kadar borcunu ödesin, ben de Taksim Meydanı’na çıkar anırırım" deyiverdi... Çıtayı yükseğe taşımıştı. Eylem şekli hayli radikaldi. O zamanlarda da tıpkı bugünler gibi Taksim'e çıkıp "eylem koymak" pek mümkün değildi. Fakat bu eylem bireysel bir eylemdi sonuçta. "Taksim Meydanı’na çıkıp anırmak suretiyle Anayasal düzeni tehdit etmiş, hükümeti devirmeye teşebbüs etmiş ya da halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmiş" olamazdı. Dolayısıyla polis de görmezden gelebilirdi...
Sonra ne mi oldu? Karamehmet verilen süreden birkaç gün önce beklenen ödemeyi yaptığını duyurdu. Gözler şimdi Taksim Meydanı'ndaydı. Çukurova Grubuna ait SKY Türk televizyonun kamerası ve şimdilerde ara ara ekranlarda gördüğümüz başarılı bir siyaset bilimi doçenti de o gün muhabir olarak Taksim Meydanı'ndaydı...
Ekrandaki spiker her saat başı muhabire bağlanıp, o yazarın Taksim Meydanı'na gelip gelmediğini soruyordu. Muhabir ise büyük bir ciddiyetle:
-"Saatlerimiz 11'i gösteriyor. Bahsi geçen gazeteci Çukurova Grubunun belirlenen süre içinde ödeme yapması halinde Taksim Meydanı'nda, daha çok eşek hayvanının yaptığı anırma eylemini yapma vaadinde bulunmuştu. Ancak şu ana kadar gelmedi, bekleyişimiz sürüyor..."
Bir saat sonra yine aynı bağlantı. Muhabir yine aynı ciddiyetle...
- "Saatlerimiz 12'yi gösteriyor. İddia sahibi gazeteci...." diye devam ediyordu aynı ifadelerle... Akşam saatlerine kadar devam etti o bağlantılar. Ancak o gazeteciyi meydanda vaat ettiği eylemi yaparken gören olmadı...
Demem o ki; Taksim Meydanı'na çıkmak her yiğidin harcı değil. Çıkmanın da bir bedeli oldu her zaman... Çok kan aktı, çok can yandı. Gün gelir yine çıkılır elbette... Bana "yazamazsın, sen yaz ben de Taksim Meydanı’na çıkarım... Yazsan bile tıklanmaz" diyen dostlarıma gelince. Onlara da iki çift lafım var buradan;
İki kalem oynatarak Çetin Altan olunmaz tabii. Sonuçta manifesto yazmıyorum, çığır açacak fikirler, memleketi düze çıkaracak reçeteler sunmak da bu fakirin işi değil. Birkaç yazıyla bunu yapacak olan varsa ben de Taksim Meydanı'na çıkmaya hazırım.
Bu yazıyı okurken burnunun derisini kırıştırıp "ıııyy" diyenler olursa... Yandaşıyla, muhalifiyle bu kadar kuru gürültünün ortasına iki lakırdı da ben bıraktım. En fazla "Bir sen eksiktin" dersiniz, internet sitelerinde tık bekleyen yüz kamyon yazar var. Gider onları tıklarsınız. Başım gözüm üstüne...