Emre Alkin
Sürekli sil baştan...
Merkez Bankası’nın enflasyon hedefini bir kez daha değiştirmesi teknik bir güncelleme gibi anlatılabilir, ama vatandaşın ve iş dünyasının gözünde bu artık basit bir tahmin revizyonu değil. Çünkü enflasyon hedefi dediğimiz, sadece raporda duran bir rakam değil; ücret pazarlığını, kira sözleşmesini, yatırım kararını, fiyat etiketini ve kredi planını etkileyen bir güven çıpası. Çıpa birkaç ayda bir yukarı taşınırsa, artık kimse nerede duracağını öngöremez.
2024’ten bu yana Merkez Bankası’nın enflasyon tahminleri ve hedefleri birkaç kez yukarı çekildi.
Şubat 2024’te yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 36, 2025 tahmini yüzde 14, 2026 tahmini ise yüzde 9 olarak açıklanmıştı. Mayıs 2024’te yıl sonu tahmini yüzde 38’e yükseltildi. Kasım 2024’te daha büyük bir değişiklik yapıldı; yıl sonu tahmini yüzde 44’e, 2025 tahmini yüzde 21’e, 2026 tahmini yüzde 12’ye çıkarıldı.
Şubat 2025’te yıl sonu tahmini yüzde 24 oldu. Ağustos 2025’te yeni ara hedef sistemiyle 2026 hedefi yüzde 16’ya, 2027 hedefi yüzde 9’a yükseltildi. 2025’in son raporunda 2025 yıl sonu tahmini yüzde 31-33 aralığına taşındı.
Şubat 2026’da 2026 tahmin aralığı yüzde 15-21’e çıkarıldı. Bugünkü revizyonla birlikte 2026 hedef ve tahminleri bir kez daha yukarı taşındı. Yani 2024 başından bu yana enflasyon patikası en az yedi ayrı dönemde yukarı yönlü değiştirildi.
Burada mesele tahminin sapması değil. Ekonomide tahmin sapar, savaş çıkar, petrol yükselir, kur oynar, gıda fiyatı değişir. Bunların hepsi mümkündür. Mesele şu: Hedef sürekli değişirken hâlâ “program çalışıyor” denilmesi, vatandaşın ve iş dünyasının inancını zayıflatıyor. Çünkü insanlar artık rapordaki hedefe değil, market sepetine bakıyor. İş dünyası da tahmin bandına değil, elektrik faturasına, işçilik maliyetine, kredi faizine ve tahsilat süresine bakıyor.
Vatandaş tarafında ise hikâye çok daha çıplak yaşanıyor. Sosyal medyada dolaşan İngiltere-Türkiye market karşılaştırmaları bunun göstergesi. Elbette tek tek paylaşılan fişler bilimsel veri yerine geçmez. Ancak insanlar aynı parayla İngiltere’de daha fazla ürün alınabildiğini gösteren paylaşımlar yapıyorsa, burada sadece fiyat seviyesi değil, adalet duygusu da tartışmaya açılmış demektir. Vatandaş için enflasyon yüzde kaç açıklandı sorusu artık ikinci sıraya düşüyor; birinci soru şu oluyor: “Ben geçen ay aldığımı bu ay neden alamıyorum?”
Bu nedenle hedef değişikliğinin etkisi sadece teknik değildir. Hedef yukarı çekildikçe ücretli çalışan daha yüksek zam ister, kiraya veren daha yüksek artış bekler, esnaf maliyeti gelmeden fiyatını günceller, sanayici uzun vadeli siparişe temkinli yaklaşır. Böylece enflasyon yalnızca rakam olmaktan çıkar, davranış biçimine dönüşür. Yani fiyat artışı beklentiye, beklenti de de alışkanlığa götürür.
Türkiye’de son yılların en kalıcı kavramı “geçici enflasyon” oldu. Her yükseliş geçici dendi, ama hedefler kalıcı olarak yukarı gitti. Her sapma dış etkenlerle açıklandı, ama fatura içeride ödendi. Her yeni raporda “dezenflasyon süreci devam ediyor” denildi, ama vatandaşın sepeti küçüldü.
Sonuç olarak yapılan revizyon, ekonomi yönetiminin en önemli sermayesi olan güvenin bir kez daha aşınması anlamına geliyor. Güven kaybı ise faizle, vergi indirimiyle ya da yeni bir sunumla kolayca geri gelmez. Güven, verilen hedeflerin tutulmasıyla gelir.
Başarının formülü basit: Söylenenle yaşananın birbirine yaklaşması. Bugün sorun tam da burada duruyor. Hedefler değişiyor, ama hayat pahalılığı yerinde duruyor. Vatandaş da iş dünyası da artık hedefe değil, gerçeğe bakıyor.