İki haftalık ateşkes: Savaş durdu mu, yoksa ekonomi mi nefes aldı?

Ortadoğu’da savaşın ortasında diplomasi ortaya çıkıyorsa, bu çoğu zaman barışın geldiğini değil, savaşın maliyetinin artık hesaplanmaya başlandığını gösterir. Açıklanan iki haftalık ateşkes de tam olarak böyle bir tabloya işaret ediyor. Bu, savaşın bittiği anlamına gelmiyor; bir geçiş dönemine girildiğini gösteriyor. Sahada çözülemeyen meseleler artık ekonomik ve politik zeminde test ediliyor.

Piyasalar bu gelişmeye anında tepki verdi. Belirsizliğin zirve yaptığı dönemde hızla yükselen petrol fiyatları geri çekilmeye başladı. Bu aslında çok temel bir gerçeği yansıtıyor: piyasalar savaşın kendisini değil, belirsizliği fiyatlar. Geçici bir ateşkes bile bu belirsizliği azaltır ve günümüzün finansallaşmış küresel ekonomisinde bu bile beklentileri hızla değiştirmeye yeter.

Şimdi kritik eşik petrol fiyatlarının varil başına 100 doların altında kalıp kalamayacağıdır. Bu seviye rastgele bir sınır değildir. Petrolün 100 doların üzerine çıkması tarihsel olarak enflasyonu doğrudan besler; çünkü enerji maliyetleri taşımadan sanayiye, gıdadan lojistiğe kadar tüm zinciri etkiler. Buna karşılık fiyatlar bu seviyenin altında kalırsa, küresel enflasyon üzerindeki baskı belirgin şekilde hafiflemeye başlar.

İşte tam bu noktada ateşkes ile merkez bankası politikaları kesişir. Son bir yıldır başta ABD Merkez Bankası ve Avrupa Merkez Bankası olmak üzere büyük merkez bankaları sürekli bir enflasyon baskısı altında hareket ediyor. Bu baskının önemli bir kısmı da enerji fiyatlarındaki oynaklıktan kaynaklanıyor. Petrol fiyatlarındaki son yükseliş, enflasyonun yeniden kalıcı hale gelebileceği endişesini artırmış ve faiz indirim beklentilerini ötelemişti. İki haftalık ateşkes ise bu tabloya kısa vadeli bir dezenflasyon ihtimali ekledi.

Ancak merkez bankaları kısa vadeli fiyat hareketlerine göre değil, beklentilere göre karar verir. Eğer petrol fiyatları 100 doların altında kalır ve oynaklık azalırsa, enflasyon beklentileri de dengelenmeye başlayabilir. Böyle bir senaryoda manşet enflasyon bir miktar gevşer, üretici maliyetleri hafifler ve tedarik zinciri baskıları azalır. Bu da merkez bankalarının faiz artırımlarını durdurması ya da ileride indirim sinyali vermesi için alan açar. Ancak ateşkesin yalnızca iki haftalık olması bu beklentilerin kalıcı hale gelmesini engeller.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde merkez bankalarının temkinli bir duruş sergilemesi beklenir. Faizlerin büyük ölçüde sabit tutulduğu, ileriye dönük mesajlarda belirsizliğe vurgu yapıldığı ve olası indirimlerin şartlı şekilde dile getirildiği bir iletişim dili öne çıkar. Çünkü risk asimetriktir. Erken gevşeme enflasyonu yeniden yukarı çekebilir, geç kalınması ise büyümeyi gereksiz yere baskılayabilir.

Petrol ithal eden ülkeler açısından bu gelişmenin etkisi daha doğrudandır. Petrol fiyatlarının düşmesi ithalat maliyetlerini azaltır, cari açık üzerindeki baskıyı hafifletir ve enflasyonu aşağı çeker. Bu da para birimlerini istikrara kavuşturur ve finansal koşulları iyileştirir. Ancak bu faydaların kalıcı olması, petrol fiyatlarındaki düşüşün sürekliliğine bağlıdır. Kısa süreli bir gerileme, makroekonomik dengeleri kökten değiştirmez.

Sonuç olarak bugün yaşanan şey, temellerde bir dönüşüm değil, beklentilerde geçici bir yeniden ayarlamadır. Ateşkes, enflasyon risklerinin kısa süreli olarak yumuşadığı bir pencere açmıştır; ancak merkez bankaları bu pencereyi kalıcı bir trend olarak görmez. Onlar için bu bir duraklamadır, yön değişimi değil.

Özetle savaş bitmemiştir, sadece duraksamıştır. Enflasyon düşmemiştir, yalnızca geçici olarak hafiflemiştir. Merkez bankaları ise yön değiştirmemiş, sadece beklemeye geçmiştir. Çünkü bugünün dünyasında kararlar mevcut duruma göre değil, olası senaryolara göre alınır. Ve şu an için tek kesin olan şey, belirsizliğin devam ettiğidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Emre Alkin Arşivi