Hüseyin Tapınç
Ya Sonra?
Türkiye dünyada en sık rejim değiştiren ülkelerden biri olarak görünüyor. Ülkenin 106 yıllık Meclis ve 103 yıllık Cumhuriyet tarihine birçok rejim modeli sığmış bulunuyor.
Cumhuriyet’in başlangıç dönemi olarak adlandırabileceğimiz 1920-1923 Kurucu Meclis Dönemi’nde geniş bir çeşitliliği barındıran Meclis yapısından söz etmek mümkün görünüyor. Cumhuriyet’in ilanından kısa bir süre önce Halk Fırkası kuruldu; Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte de Tek Parti Dönemi’nin kurumsal zemini oluştu. Ülkenin çok partili sisteme geçişine kadar arada parti kuruluş girişimleri oldu, ancak bunların başarısızlığa uğramasıyla 1930-1945 döneminde Türkiye CHP’nin idaresinde Tek Partili Rejim altında yönetildi.
1946’da Demokrat Parti’nin kurulmasıyla çok partili hayata geçiş başladı ve ‘gizli oy, açık tasnif’ ilkesiyle yapılan 1950 seçimleri iktidarın el değiştirdiği ilk serbest seçim oldu.
1950-2017 arasındaki kesintili Çoğulcu Parlamenter Demokrasi dönemi istikrarlı bir çizgide ilerlememiş, askeri darbeler ve müdahalelerle sürekli kesintiye uğramıştır. Ülkenin anayasal mimarisi sürekli değişmiş, rejim bir türlü sağlam bir yapı üzerinde yükselmemiştir; Cumhuriyet rejimi bir türlü gerçek bir demokrasiyle taçlanmamıştır.
Rejim tiplerini ve demokratikleşme süreçlerini niceliksel olarak takip etmek için geliştirilen ve ilk kez 2006’da açıklanan Demokrasi Endeksi’ne göre, Türkiye, 2006 yılında 167 ülke arasında 88. sırada yer alıyordu ve ülkedeki demokrasi “hibrit rejim” olarak sınıflandırılıyordu.
Cumhuriyet tarihinin rejim açısından en önemli kırılma anlarından biri 2017’de düzenlenen halk oylaması sonucunda yüzde 51.4 ‘evet’ oyuyla rejimin resmî olarak kökten değiştirilmesi ve Çoğulcu Parlamenter Demokrasi’den Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmesi oldu.
2017 oylamasıyla ülkede güçler ayrılığı ciddi biçimde zayıflamış ve güçler birliği esasına dayanan, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin yönetimde merkezi araç hâline geldiği Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kurulmuştur.
Bu tarih aynı zamanda Türkiye’de Rekabetçi Otoriter Rejim özelliklerinin kurumsal olarak belirginleştiği en önemli eşiklerden biridir.
S. Levitsky ve L. A. Way tarafından 2002’de kuramsallaştırılan bu kavram ne tam anlamıyla demokratik ne de tam anlamıyla açık diktatörlük rejimlerinden söz eder. Bu rejimlerde demokratik kurumlar göstermelik değildir, gerçektir. Ancak iktidar devlet olanaklarını muhalefete karşı o kadar asimetrik kullanır ki oyun alanı tamamen adaletsizleşir.
Bu dönemin yapısal özellikleri şöyledir: Bu rejimlerde seçimler düzenli yapılır, muhalefet partileri aktiftir ve iktidarın seçimi kaybetme olasılığı vardır. Ancak, seçimler adaletsiz bir oyun alanında gerçekleşir. İktidar sahip olduğu kaynakları kendi kampanyasının emrine verir. Muhalefet seçime girebilir ama sesini duyuracak medya bulamaz ve sürekli hukuki baskılarla boğuşur. İktidar muhalefeti baskılamak için başta hukuk olmak üzere tüm kurumları kendi amaçları doğrultusunda kullanır ve muhalefeti felç eder.
2017 Demokrasi Endeksi’nde Türkiye 167 ülke arasında 100. sıraya geriledi.
Sosyal bilimlerde Rekabetçi Otoriter Rejim’in bir sonraki aşaması üzerine önemli tartışmalar yürütülmektedir. Bu rejim sonrasında Hegemonik Seçimli Otoriterlik Rejimi’nden söz edenler olduğu gibi, Kişiselleşmiş Otoriterlik Rejimi’nden ya da Kapalı Otoriterlik Rejimi’nden söz edenler bulunmaktadır.
Türkiye’de Rekabetçi Otoriter Rejim’in de ömrü uzun sürmemiş; ülkenin hızla bir sonraki aşama olan Hegemonik Seçimli Otoriterlik Rejimi’ne geçtiğine dair güçlü işaretler ortaya çıkmıştır.
Bu yeni aşamaya geçiş öncesinde, 2025 Demokrasi Endeksi’nde Türkiye 102. sıraya geriledi.
Yeni döneme geçişin kilit olaylarından ilki, 2025’te İBB Başkanı İmamoğlu’nun üniversite diplomasının iptal edilmesi ve hemen ardından yolsuzluk ve rüşvet suçlamasıyla gözaltına alınmasıdır. Son güncel gelişme ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP hakkında ‘mutlak butlan’ kararı verip, 2023 ve sonrasındaki kurultayları iptal etmesi, Özgür Özel’in yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nu yeniden CHP Genel Başkanlığı’na getirmesidir.
Andreas Schedler’in literatüre yaptığı katkılarla tartışılan Hegemonik Seçimli Otoriterlik Rejimi’nin özellikleri şunlardır: Başka siyasi partiler seçime girebilse de muhalefetin iktidarı değiştirme ihtimali kurumsal, hukuki, medya ve kaynak asimetrileri nedeniyle son derece zayıflamıştır; seçim sonucu sandık kurulmadan büyük ölçüde öngörülebilir hâle gelmiştir. Muhalefet partileri de rejimi tehdit etmediği sürece sistem içinde tutulmaktadır ve bu da rejimin meşruiyet vitrininin korunmasına hizmet etmektedir.
Bugün geldiğimiz nokta burası ve tarihin en kritik eşiklerinden birindeyiz.
Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında durduğumuz bu kritik eşik, iki ihtimal arasındaki dinamik mücadeleye sahne olacak gibi görünüyor: Rejimin kurumsal olarak tamamen kapalı bir otokrasiye teslim olması ya da bu coğrafyanın çok partili hafızasından beslenen demokratik reflekslerin ülkeyi yeniden çoğulcu bir parlamenter sisteme taşıması.