Hüseyin Tapınç

Hüseyin Tapınç

Çalınacak bir neşemiz kaldı mı?

Gazete Pencere’deki son yazımda toplumun ruh dünyasını anlamaya çalışmış ve kendimizi nasıl hissettiğimize dair ayrıntılı bir çerçeve çizmiştim.

Sia Insight’ın 2026 Mayıs-Haziran döneminde üç büyük ilde gerçekleştirdiği araştırma, bireysel düzeyde öne çıkan duyguların güven, samimiyet, endişe ve sıkılmışlık olduğunu gösteriyordu. Ancak toplumsal çember genişledikçe önümüzdeki tablo gittikçe kararıyordu: Yakın çevremizde zihin karışıklığı, endişe ve bunalım öne çıkarken, ülke geneline bakıldığında ise zihni karışık, endişeli, bunalımlı, güvensiz ve çaresiz bir toplumsal ruh hâli belirginleşiyordu.

O yazıda ayrıca duygu durumumuzun ekonomiye duyduğumuz güvenle, siyasi tercihimiz ve tutumlarımızla şekillendiğinin altını çizmiştim.

Gelin şimdi toplumun ruh halini tersten okuyalım.

Aynı araştırma verilerinden hareketle “umutlu, heyecanlı, şakacı, canlı, enerjik ve hoşnut” sıfatlarının aynı anda kullanımına dayanan bir Pozitif Yaşam Enerjisi Endeksi oluşturdum. Bu endeksi bireyin iç dünyasından yakın çevresine ve oradan da ülkeye doğru izlediğimde, yaşam enerjimizin hızla sönümlendiğini net bir şekilde gördüm. Başka bir deyişle, toplumsal çember genişledikçe pozitif yaşam enerjimiz hızla düşüyor.

Toplum geneline bakıldığında, 18-24 yaş grubu gençler kişisel iç dünyalarında ve hatta yakın çevrelerini dikkate aldığımızda en yüksek yaşamsal enerjiye sahip grup olarak karşımıza çıkıyor. Ancak gençler bakışlarını Türkiye’ye çevirdiğinde bu enerji bir anda ortadan kayboluyor. Gençlerin her şeye rağmen kendileriyle ilgili umutları varken, ülkeyle ilgili beklentileri neredeyse tamamen kaybolmuş durumda bulunuyor. 55-64 yaş grubunda ise hem kişisel hem de ülkeye dair genel yaşam enerjisinde belirgin bir geri çekilme, yani tükenmişlik durumu söz konusu.

Kadınlarla erkekler arasında bu konuda belirgin bir fark görülmezken, sosyoekonomik statü anlamında toplumun üst kesimi kendi hayatında oldukça "canlı ve umutlu" iken, kendi çevrelerine ve ülkeye baktıklarında bu resim tamamen değişiyor, yani üst kesim kendi korunaklı fanusunda yaşamsal enerjisini korurken, topluma karşı ciddi bir yabancılaşma içinde bulunuyor. En alt sosyoekonomik grupta ise pozitif duygular bireyin kendi iç dünyasında bile son derece nadir gözlemleniyor. Yoksulluk bireyin kişisel neşesini ve yaşam sevincini de elinden almış görünüyor.

Bu verilerin çizdiği sosyolojik portre hepimiz için oldukça net: Toplumda kolektif bir yaşam sevinci bulunmuyor. Aslında bu cümleyi bugün kurmuyoruz; bu, bizim uzun süredir kurduğumuz bir cümle.

Bu toplumsal görünümü biraz daha sert bir ölçümle okuyarak, yani sadece “şakacı, canlı ve hoşnut" sıfatlarını baz alarak bir de Spontane Yaşam Sevinci Endeksi hazırladım.

Ortaya çıkan tablo, umut ve heyecanı da içeren Pozitif Yaşam Enerjisi Endeksi’ne göre çok daha karamsar. Bir başka deyişle, toplumda "neşe ve halinden memnun olma" hissi, "umut" hissinden bile çok daha nadir bulunuyor.

Toplumda en yüksek neşe ve memnuniyet hissi beklendiği gibi 18-24 yaş grubunda yaygın olarak gözlemleniyor. 55-64 yaş grubu ise son derece dramatik bir konumda bulunuyor. Bu yaş grubunda kendini hoşnut ve canlı olarak tanımlayanlar varla yok arasında; bu nedenle bu kesim ülkenin en neşesiz kesimini oluşturuyor.

Kadınların kişisel dünyalarına ve yakın çevrelerine dair yaptıkları genel değerlendirmede Spontane Yaşam Sevinci Endeksi erkeklere kıyasla biraz daha yüksek görünüyor. Ancak, ülke geneline dair değerlendirmede her iki cinsiyet de oldukça karamsar bir bakış açısına sahip bulunuyor.

Spontane Yaşam Sevinci Endeksi’nin en yüksek olduğu sosyoekonomik sınıf, beklentilerin aksine üst sosyoekonomik sınıf değil, orta-alt sosyoekonomik sınıf olarak karşımıza çıkıyor.

Üst sınıf toplumda gündemin ağırlığını ve geleceğe dair kaygıları diğer sınıflara kıyasla daha çok üstlenmiş görünüyor. Bunun yanı sıra, üst sosyoekonomik sınıfın referans noktasının sadece ülke koşulları olmaması ve değerlendirmelerini yurt dışını da dikkate alarak küresel standartlar çerçevesinde yapması bu farklılığın temel nedenlerini oluşturuyor. Oysa ki, orta-alt ve alt sosyoekonomik sınıflar daha ulaşılabilir ve daha temel insani hedeflerle yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar.

Pozitif Yaşam Enerjisi Endeksi’ne kıyasla, Spontane Yaşam Sevinci Endeksi analizi Türkiye’ye dair çok daha sert bir sosyolojik tabloyu ortaya koyuyor: Toplum sadece geleceğe dair vizyonunu değil, bugüne ait spontane neşesini ve anı yaşama kapasitesini büyük ölçüde yitirmiş durumda bulunuyor.

Biz neşemizi ve beraberinde daha birçok şeyimizi çok uzun süre önce kaybettik; bir kişi çıktı bu topluma bir ayna tuttu ve biz bu kayıpların ancak bugün farkına varıyoruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hüseyin Tapınç Arşivi

Haykıracak nefesim

25/06/2026 07:00

Nafaka

11/06/2026 07:00

Ya Sonra?

28/05/2026 07:00

Kızım

14/05/2026 07:00

Dava

30/04/2026 07:00

Süreç

16/04/2026 07:00

Savaş

02/04/2026 07:00

Sıradan bir gün

19/03/2026 07:00

Refah

05/03/2026 07:00

Enflasyon

19/02/2026 07:00