Hüseyin Tapınç
Kızım
Türkiye bir yandan derin bir ekonomik krizle boğuşurken, diğer yandan da ülkedeki hukuk ve adalet sistemi alarm veriyor. Bu yalnızca benim değil, toplumun geniş kesimlerinin ortak değerlendirmesi. Bugün hangi araştırma şirketinin verisine bakarsanız bakın, ülkenin en önemli iki sorunu uzun süredir bu iki eksende şekilleniyor.
Bu sorunlar günlük hayatımızın sınırlarını net bir şekilde tanımlıyor; günlük hayatımızı sürdürmek için neleri satın alabileceğimiz ve tüketebileceğimiz, bunlar için nerede ne kadar harcayabileceğimiz hep gün geçtikçe daralan ekonomik yeterliliğimizle belirleniyor. Günlük hayatımız yıllara yayılan ekonomik krizin bizi taşıdığı derin yoksullaşma süreci içinde sınırları kalın hatlarla belirlenmiş ve kalitesi düşmüş hayatlara mahkûm ediyor.
Bunun dışında hepimizin başta hukuk ve adalet olmak üzere birçok temel toplumsal kurumla sorunu var. Bu kurumlara güvenimizi yitirdik, devletle aramızdaki toplumsal sözleşme bozuldu; en azından toplumun bir kesimi böyle hissediyor. Eski toplumsal sözleşmenin yerini alan kuralsızlık ve cezasızlık hali, hayatımızı anomik bir kuşatmanın içine hapsederek yeni sınırlarla kuşatılmasına neden oluyor.
Bu iki temel sınırlamanın dışında, hayatımızı belirleyen bir başka önemli alan da özgürlüğümüz, daha doğrusu özgürlüklerimiz üzerine kurulan sınırlamalar.
Özgürlükler üzerine olan sınırlamaları kendi içinde farklılaştırarak ve nedenlerini iyi tanımlayarak değerlendirmek gerekiyor.
Bunların bir kısmı, şimdi paylaşacağım örnekte olduğu gibi, kamu yararı gerekçesiyle bir zorunluluk olarak gündeme geliyor: Çocukların ve gençlerin sosyal medya kullanımının "ekran süresi bağımlılığı", "siber zorbalık" ve "ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkiler" gibi gerekçelerle sınırlandırılması.
2024 yılından başlamak üzere birçok ülke 15 veya 16 yaş altındaki tüm çocukların sosyal medya kullanımını yasaklamaya başladı. Türkiye de Mayıs ayı başında benzer bir düzenlemeyi yasalaştırdı ve bunun sonucunda da sosyal ağ sağlayıcıları 15 yaşını doldurmamış çocuklara hiçbir şekilde hizmet sunamayacak.
Bu yasalaştırma toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından destekleniyor. Sia Insight verilerine göre, metropol seçmeninin yüzde 77’si bu yasal düzenlemenin arkasında duruyor. Yasağa destek kadınlarda, orta üst ve üst sosyo-ekonomik gruba mensup olanlarda ve 35-54 aralığındaki yetişkinlerde belirgin şekilde yükseliyor.
Bu yasaklamanın bizi taşıdığı bir diğer nokta ise tartışmaya oldukça açık bir alan. Sosyal medya platformları kullanıcıların gerçek yaşını doğrulamak için e-Devlet entegrasyonu veya benzeri kimlik temelli doğrulama sistemlerini kullanmak zorunda kalacaklar ve her kullanıcının profilini kimlik bilgileriyle eşleştirmesi gerekecek. Ancak, bizde konu burada durmuyor.
Adalet Bakanı Akın Gürlek yaptığı konuşmalarda sosyal medya platformlarına vatandaşlık bilgileri ve e-Devlet entegrasyonu üzerinden giriş yapılmasının yakın bir tarihte herkes için yasal bir zorunluluk olacağını belirtti. Bu zorunluluk dijital fişleme, mahremiyetin ihlal edilmesi, veri güvenliği riski ve ulusal intranet sistemine geçiş gibi endişeleri gündeme taşıyor.
Kişisel özgürlükleri sınırlayacak bu düzenleme yine aynı araştırmaya göre üç büyük ilde yaşayanların yüzde 59’u tarafından destekleniyor.
Bu düzenleme yasalaşırsa, toplumun yalnızca yüzde 16’sı kimlik verilerini tüm platformlarla paylaşmaya razı; yüzde 20 ise seçici bir paylaşım taraftarı. Yüzde 18’lik bir toplumsal kesim tüm sosyal medya hesaplarını kapatmayı planlarken, yüzde 12’lik bir grup da platformlara erişim için VPN kullanmayı planlıyor. Geri kalan geniş bir kesim ise bu konu hakkında ne yapacağını bugünden öngöremiyor.
Hayatımızdaki ve özgürlüklerimizi ilgilendiren sınırlamalar sadece dijital dünyayla sınırlı değil. Konu çok daha derin, konu gelecek günler için çok önemli şeyler söylüyor.
Ben kısaca Murat Övüç, Mabel Matiz, Bosch reklamı ve Işıl Açıkkar diyeyim, gerisini siz anlayın lütfen.
Şu an gündelik hayatımız her bir köşeden sınırlandırılıyor, üstelik bazen kendi rızamızla. Boğucu bir hayata maruz bırakılıyoruz. Karşı karşıya kaldığımız sınırlandırılmaların kesişim noktasında ise kendi seçimlerimiz, kimliğimiz, dilimiz ve özümüz bulunuyor. Bunların her biri, yeni bir toplumsal düzen inşası adına kurban ediliyor.
***
Kaynak: Sia Insight, Ekonomik Gündem Araştırması Nisan 2026, Türkiye’nin üç büyük ilinde yaşayan, 18 yaş ve üzeri 464 seçmenle online bilgi toplama yöntemiyle 7-22 Nisan 2026’da gerçekleştirilmiştir.