Hüseyin Tapınç

Hüseyin Tapınç

Refah

Bugünün gündemi net. Şu an etrafımız bir ateş çemberi. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı saldırıyı tüm dikkatimizle izliyoruz. Muhtemelen Orta Doğu ve dünya uzun süre devam edecek bir savaşın, ardından oluşacak siyasi ve ekonomik bir kaosun içine girdi. İran’daki rejim hakkında ne düşünürsek düşünelim, ABD-İsrail ikilisinin bölge ve dünya için hayırlı bir şey yapacağını düşünmek mümkün değil.

Bölgemizdeki durumdan bir an için başımızı kaldırıp kendi ülkemize döndüğümüzde, geleceğimiz adına dikkate almamız gereken önemli bir-iki trendden söz etmek istiyorum.

TÜİK, geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin ulaştığı nüfusu ve güncel nüfus yapısını yayımladı.

2025 verilerine göre Türkiye nüfusu 86.092.168 kişi ve nüfusumuzun ortanca yaşı 34,9’a ulaştı. Son derece düşük bir nüfus artış hızımız var ve nüfusumuzun yarısından biraz fazlasını erkekler oluşturuyor (yüzde 50,02).

Son senelerde ayırdına vardığımız gibi Türkiye nüfusu yaşlanıyor. 0-14 yaş grubunun toplam nüfus içindeki payı yüzde 20,4’e kadar düştü, 65 yaş üzeri nüfusun payı da yüzde 11,1’e ulaştı.

Biz her ne kadar nüfusun yaşlandığını son yıllarda dile getirsek de aslında Türkiye nüfusu uzun süredir yaşlanıyor; son yıllarda ise bu süreç hızlandı.

Konuya yirmişer yıllık periyotlarla baktığımızda şunu görüyoruz: 1980 yılında nüfusun yüzde 39’u 0-14 yaş grubundan oluşurken, bu oran 2000 yılında yüzde 29,8’e ve 2020 yılında da yüzde 22,8’e düştü. 65 yaş üzeri nüfus da artan bir ivmeyle toplam nüfustan daha fazla pay almaya başladı. 1980 senesinde yüzde 4,7 olan yaşlı nüfus payı, 2000 yılında yüzde 5,7’ye ve 2020 yılında da yüzde 9,5’e ulaştı.

Bu konuya dair yapılan projeksiyonlar; 0-14 yaş grubunun 2050 yılında yüzde 15,1’e gerilemesini, 65 yaş üzeri nüfusun ise yüzde 23,1’e ulaşmasını öngörüyor.

Bu demografik dönüşümün verdiği iki önemli mesaj bulunuyor: Birinci mesaj, çalışma çağındaki nüfusun (15–64 yaş) 2030 yılından itibaren kendini yenileyemeyecek olması ve ülkenin iş gücü nüfusunun daralmaya başlamasıdır. İkinci önemli mesaj ise yaşlı nüfusun artması nedeniyle emeklilik ve sağlık sistemlerindeki yükün büyümesi ve genel anlamda yaşlı nüfusun refah düzeyinin nasıl sağlanacağıdır.

Tam da bu noktada durmak; yaşlanan nüfusun refah düzeyi konusunda erkek ve kadın nüfusun yapısına ayrı ayrı bakmak istiyorum.

TÜİK tarafından 2025 yılı Temmuz ayında açıklanan Hayat Tabloları verilerine göre, 2022-2024 döneminde Türkiye’de ortalama yaşam süresi 78,1 yıldır ve bu süre bir önceki döneme göre 8 ay uzamıştır. Kadınlarda doğuşta beklenen ortalama yaşam süresi 80,7 yıl iken, erkeklerde bu süre 75,5 yıldır.

Kadın nüfusundaki bu biyolojik üstünlüğün demografik yansımaları bulunmaktadır. Bu yansımalar, farklı yaş gruplarında kadınların ve erkeklerin toplam nüfustan aldıkları payda belirginleşmektedir.

Toplam nüfus içinde kadınların payı yüzde 49,98 olsa da kadınlar ve erkekler arasındaki denge, özellikle 60 yaş ve üzeri nüfusta kadınlar lehine değişmektedir. 60-74 yaş grubundaki nüfusun yüzde 52’si, 75-89 yaş grubundaki nüfusun yüzde 59’u ve 90 yaş üzeri nüfusun yüzde 73’ü kadındır. Bu veriler bize net bir şekilde, ülkedeki yaşlanma sürecinin kadın nüfusu üzerinden gerçekleştiğini göstermektedir.

Kadın nüfusuna dair dikkat çekmek istediğim bir diğer konu da kadınların ne tür hane yapılarında yaşadıklarıdır.

Cinsiyetten bağımsız olarak şunun altını çizmem gerekiyor: Türkiye’de en hızlı büyüyen hane tipi tek kişilik hanelerdir ve son verilere göre bu hane yapısı ülkedeki hanelerin yüzde 20’sine ulaşmıştır. Bu oranın önümüzdeki yıllarda artmaya devam edeceği öngörülmektedir.

Konuya kadın nüfusu açısından yaklaştığımızda, kadınların tek kişilik haneler içinde en baskın olduğu grubun 65 yaş üstü kitle olduğunu görüyoruz. 65 yaş üstü her dört tek kişilik haneden üçünü kadınlar oluşturmaktadır. Ülke nüfusu kadınlar üzerinden yaşlanırken, yaşlı kadınlar da ağırlıklı olarak tek başına yaşamaktadır.

Dolayısıyla, az önce gündeme getirdiğim “yaşlı nüfusun refah düzeyinin nasıl sağlanacağı” meselesinin, kadınların nüfus içindeki özgül durumunu dikkate alması kaçınılmaz görünmektedir.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hüseyin Tapınç Arşivi

Enflasyon

19/02/2026 07:00

Kira

05/02/2026 07:00

Fil

22/01/2026 07:00

Stadyum

25 Aralık 2025 Perşembe 07:00

Tüketim kalıpları

11 Aralık 2025 Perşembe 07:00

Besleme yasaklanamaz

27 Kasım 2025 Perşembe 07:00

YAPAY ZEKÂ İLE SÖYLEŞİ-2

13 Kasım 2025 Perşembe 07:00

YAPAY ZEKÂ İLE SÖYLEŞİ

30 Ekim 2025 Perşembe 07:00

Gündelik Hayat

16 Ekim 2025 Perşembe 07:00