Hüseyin Tapınç
Fil
Herkesin sevdiği bir hayvan vardır - en azından öyle olmasını umarım. Bu sevginin arkasında çeşitli nedenler bulunur. İnsanlar hayvanları bağ kurmak, şefkat göstermek, yalnızlığını azaltmak, kendini iyi hissetmek, hayatına bir anlam katmak, karmaşık olmayan bir ilişki kurmak, kendini güvende hissetmek ya da kaygılarından uzaklaşmak için sever. Sevginin nedeni çeşitlidir.
İnsan zihni soyut kavramlarla düşünmekte zorlandığı için hayvanları aynı zamanda metafor olarak da kullanırız. Basit bir imgeyle karmaşık duyguları sadeleştiririz. Bunun yanı sıra bu metaforlar sayesinde, duygusal açıdan güçlü, kolektif hafızaya seslenen ve daha az dirençle karşılaşan semboller üretiriz. Aslan cesareti, köpek sadakati temsil eder. Kuş özgürlüğün, yılan ise tehlikenin simgesi olabilir.
Fil, bedeniyle gücü, davranışlarıyla sakinliği ve hafızasıyla bilgeliği çağrıştırır. Güçlüdür ama saldırgan değildir; bu nedenle kontrollü güç ve yıkıcı olmayan etki anlamını taşır.
“Fil gibi hafıza” ifadesi hepimizin belleğinde derin bir yer edinmiştir. Bu tanımlama, geçmişi unutmama, deneyimle hareket etme ve sabırlı bir akıl anlamına gelir. Filler hayatta kalmak için hayati derecede önemli bilgileri kuşaktan kuşağa aktarır; çevresel değişiklikleri hatırlayabilirler. Bu yönüyle fil, bilgeliğin bedenleşmiş hâlidir.
Fillerin alet kullanabildiğini, zihinsel kapasitelerinin son derece gelişmiş olduğunu ve aynada kendini tanıyabilen az sayıdaki hayvandan biri olduğunu biliyoruz. Bu özellikleriyle filler, öz farkındalığı en gelişmiş hayvanlar arasında yer alır.
Fillerin sürü hâlinde yaşadıkları, aile bağlarına önem verdikleri ve yas tuttukları da bilinir. Fil sürüsünü genellikle en yaşlı dişi birey yönetir. Filler yaralı ya da güçsüz bireyleri asla yalnız bırakmazlar; tehdit oluşturan insanları ayırt edebilirler. Fil, bu özellikleriyle aile bağının ve kolektif sorumluluğun en iyi anlatıcılarından biridir.
Bugünlerde kamusal alanda görünürlüğü artan fil, farklı bir düzlemde ideolojik bir anlatının taşıyıcısı olarak kullanılıyor. Bu kullanım, hakikat çağı sonrasının söylem üretme pratiklerine son derece uygun bir şekilde kurgulanıyor.
Kavramların içinin boşaltılıp ters yüz edilmesine paralel olarak, fil imgesinin de gerçek hayattaki karşılığı silikleştiriliyor; fil, büyük, ağır, müdahale edilmesi zor ve her yeri kaplayan bir figür olarak “büyük ve yayılmacı” bir gücü temsil eder hâle getiriliyor.
Genel olarak sakin bir güç olarak tanımlanan fil, bugün “kırıcı ve yıkıcı” bir ideolojik gücün simgesine indirgeniyor. Bu kırıcı ve yıkıcı güç, temiz, görünür ama kırılgan bir ortamın mahremiyetini bozan ve dışarıdan kaynaklanan dayatıcı bir tehdit olarak kurgulanıyor.
Fil, kutsal aileyi yıkan güç olarak, suni biçimde üretilmiş “Gökkuşağı Faşizmi” kavramının vücut bulmuş hâli olarak temsil ediliyor.
Bu anlatıda faşizm kavramı, klasik anlamından bilinçli şekilde koparılarak tersyüz ediliyor. Faşizm normalde iktidarın, çoğunluğun ya da devletin farklı olanı bastırmasını ifade ederken; burada baskı, bir azınlık kimliğine yükleniyor. Böylece güç ilişkileri yeniden kurgulanıyor. Gerçekte iktidar konumunda olan yapılar sahneden çekiliyor, tehdit ise filin üzerinden temsil ediliyor. Bu kavramsal ve görsel tersyüz etme sayesinde izleyiciye şu mesaj aktarılıyor: “Biz baskı uygulamıyoruz, aksine baskı altındayız.” Faşizm, yukarıdan aşağıya işleyen bir iktidar biçimi olmaktan çıkarılıp, aşağıdan yukarıya doğru işleyen bir dayatma gibi gösteriliyor.
Üstelik bu anlatıda gerçeklik, tarihsel ve toplumsal bağlamından kopartılarak yeniden kurgulanıyor: “LGBT, feminizmin aslında bir uzantısı tarihsel olarak. Çünkü feminizmin evreleri açısından baktığınızda, feminizm kadın ve erkeklik nedir bunları sorgulama hareketi. Sorguladıktan sonra kadın ile erkek arasındaki farklılıkları azaltarak azaltarak azaltarak kadın ve erkeği benzeştirme üzerinden, artık kadınlık ve erkeklik rolleri, statüleri, çekim kanunları, bunlar ortadan kalktığında LGBT doğmaya başlıyor”.
Faşizm meselesine geri dönecek olursak, biliyoruz ki – umarım biliyoruzdur – faşizm bir kimlik değil, bir kimliği susturmak için kullanılan bir yöntemdir. Birinin görünür olması ya da var olması, başkalarını görünmez kılmaz ve başkalarının var olma hakkını ortadan kaldırmaz. Asıl soru, kim kimin hayatına hükmediyor sorusunda saklıdır. Gücün gerçek anlamda nerede konumlandığını sormadan dile getirilen her baskı iddiası duygusal bir tepkiden öteye geçemez.
Filleri sevelim ve koruyalım; onları oldukları yerlerde rahat bırakalım.