Kaya Türkmen
Değişim: Başka yol yok
Bekir Ağırdır’ın Oksijen’de yayımlanan “CHP’nin yaşadıklarının ötesinde, toplum ne görüyor” başlıklı yazısı, önemli bir noktaya işaret ediyor. Toplum, olup bitenlere yalnızca tek tek davalar, mahkeme kararları ya da parti içi tartışmalar olarak bakmıyor. Bütün bunların içinde kendi geleceğine ve değişimin mümkün olup olmadığına dair işaretler arıyor.
Ağırdır’ın yazısının düşündürdüğü temel mesele bence tam da burada yatıyor: Türkiye’de iktidarın yarattığı kriz artık yalnızca ekonomi krizi değildir. Sadece adalet krizi, sadece demokrasi krizi, sadece liyakat krizi de değildir. Bütün bunların ötesinde, çok daha ağır bir tahribatla karşı karşıyayız. Bu iktidar, milletin değişime olan inancını hedef almıştır.
Yirmi yılı aşkın süredir yapılan şey tam da budur.
Önce kurumlar zayıflatıldı. Sonra hukuk siyasetin emrine sokuldu. Sonra devlet, milletin ortak çatısı olmaktan çıkarılıp iktidarın parti aygıtına dönüştürüldü. Sonra vatandaşın zihnine şu duygu yerleştirilmeye çalışıldı: “Ne yaparsanız yapın, hiçbir şey değişmez.”
İşte asıl mesele budur.
Bugün insanlar yalnızca mahkeme kararlarına bakmıyor. Yalnızca belediyelere yapılan operasyonlara bakmıyor. Yalnızca muhalefet partilerine dönük baskılara bakmıyor. Bütün bunların toplamında kendi geleceğini görüyor. Çocuğunun yarınını, emekli maaşını, pazardaki filesini, üniversitedeki evladını, iş arayan gencini, hakkını arayan yurttaşını görüyor.
Ve soruyor: Bu ülkede adalet yeniden kurulabilir mi? Devlet yeniden tarafsız olabilir mi? Seçimler gerçekten milletin iradesini yansıtabilir mi? İktidar sandıkla değişebilir mi?
İktidarın müdahaleleri, fırsatçılığı ve hukuk düzenini araçsallaştıran yönetim anlayışı, toplumda tam da bu duyguyu büyütüyor.
Çünkü iktidar artık toplumu ikna ederek yönetemiyor. Ekonomide başarı hikâyesi anlatamıyor. Hukukta güven veremiyor. Dış politikada itibar üretemiyor. Gençlere gelecek sunamıyor. Emekliye huzur, işçiye refah, çiftçiye umut, esnafa nefes veremiyor.
O yüzden yönetemediği toplumu umutsuzluğa mahkûm etmek istiyor.
Bu ülkede değişim isteyen büyük bir çoğunluk var. Ama iktidar bu çoğunluğun cesaretini kırmak istiyor. “Sandığa gitseniz ne olur?” dedirtmek istiyor. “Mahkemeler zaten belli” dedirtmek istiyor. “Kim gelirse gelsin değişmez” dedirtmek istiyor. “Bu düzen böyle gelmiş böyle gider” duygusunu yaymak istiyor.
Hayır. Böyle gelmedi. Böyle gitmeyecek.
CHP’ye üyelerinin iradesi dışında dayatılacak her butlan yönetimi, adı ne olursa olsun, değişim iradesinin değil, “bu düzen değişmez” diyenlerin safında yer alır. Oysa Türkiye’nin beklediği değişim, Özgür Özel’in liderliğinde toplumla buluşan, demokratik meşruiyetini milletten alan bu büyük hareketle mümkün olacaktır.
CHP’nin bugün taşıdığı sorumluluk da tam burada başlıyor. Görev yalnızca iktidarı eleştirmek değildir. Görev, millete değişimin mümkün olduğunu göstermektir. Yalnızca bugünkü iktidarın yanlışlarını anlatmak değil, bu ülkenin yeniden ayağa kalkabileceğini kanıtlamaktır.
Çünkü Türkiye çaresiz değildir. Türkiye sahipsiz değildir. Türkiye bu karanlığa mahkûm değildir.
Bugünkü iktidar Türkiye’yi yalnızca fakirleştirmedi. Türkiye’yi yalnızca yalnızlaştırmadı. Türkiye’yi yalnızca hukuksuzlukla, keyfilikle, adaletsizlikle yormadı. Daha da vahimi, insanlara “Bu ülkede iyi bir gelecek kurulamaz” duygusunu aşılamaya çalıştı.
Buna izin veremeyiz.
Çünkü siyaset, millete çaresizlik anlatma sanatı değildir. Siyaset, millete çıkış yolu gösterme sorumluluğudur. Devlet, vatandaşını korkutan bir güç değil, vatandaşına güven veren bir kurum olmalıdır. Hukuk, iktidarın sopası değil, herkesin sığınağı olmalıdır. Seçim, yalnızca sandık kurmak değil, millet iradesine saygı duymaktır.
Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey sadece bir hükümet değişikliği değildir. Türkiye’nin ihtiyacı, devletin yeniden hukukla, akılla, liyakatle ve demokrasiyle buluşmasıdır. Türkiye’nin ihtiyacı, yurttaşın “Benim oyum değerli, benim hakkım güvende, benim çocuğumun geleceği var” diyebilmesidir.
Bu nedenle mücadele yalnızca iktidara karşı değildir. Umutsuzluğa karşıdır. Korkuya karşıdır. Keyfiliğe karşıdır. “Değişmez” diyenlere karşıdır.
Ve bu mücadelenin cevabı açıktır:
Değişir.
Bu düzen değişir. Bu adaletsizlik değişir. Bu yoksulluk değişir. Bu hukuksuzluk değişir.
Bu ülke değişir.
Yeter ki millet kendi gücüne yeniden inansın. Yeter ki siyaset millete umut versin. Yeter ki devlet yeniden milletin devleti olsun.
Bekir Ağırdır’ın Oksijen’de yayımlanan yazısının bize hatırlattığı asıl mesele de budur: Toplum yalnızca bugünü değil, yarının mümkün olup olmadığını tartıyor. O halde yapılması gereken, bu topluma yalnızca eleştiri değil, inandırıcı bir değişim iradesi göstermektir.
Bu iktidarın en ağır suçu, Türkiye’yi kötü yönetmekten ibaret değildir. En ağır suçu, millete umutsuzluğu kader diye dayatmasıdır.
Ama bu millet umutsuzluğu da, korkuyu da, çaresizliği de aşacak güçtedir.
Türkiye değişecek. Çünkü Türkiye değişmek istiyor.