Gönç Selen
Peloponnesos Savaşları hâlâ devam ediyor
Bu haftaki yazıya bir önceki yazının spot cümlesini tekrarlayarak başlamak istiyorum. “Tarihe baktığınızda kendinizi geçmişteki olayları okuyan ve artık tamamen değişmiş bir zamanda yaşayan biri gibi hissedebilirsiniz. Ama dikkatli bir okursanız o satırlarda aslında değişmeyen ve değişmeyecek insan doğasının ya da özünün anlatıldığını göreceksiniz. Hele de bunu iyi bir tarihçinin kaleminden okuyorsanız…”
O iyi tarihçilerden birinin de Thukydides olduğunu özellikle belirtmiş ve onun Peloponnesos Savaşları adlı eserinden bahsetmiştim. Ünlü tarihçi bu savaşları yazarken, bir yandan da insanın hırslarının, arzularının ve bundan kaynaklanan kötülüklerinin değişmeyeceğine vurgu yapar. İşte bu hafta da bu değişmeyen şeyleri biraz daha derinlemesine incelemeye ve antik dünyayla günümüz arasında yeni bağlantılar kurmaya ne dersiniz?

THUKYDİDES’İN ÖNGÖRÜSÜ
Atina’nın liderliğini yaptığı Delos Birliği, Spartalıların liderliğindeki Peloponnesos Birliği’yle de savaş hâlindeydi. Sparta’nın saldırıp Atina’nın koruduğu Korkyra’da müthiş bir karışıklık çıktı. Sparta’nın zaferi yetmezmiş gibi Korkyra içeriden de karıştı. Thukydides bu karmaşayı şöyle anlatıyor: “Korkyralılar demokrasi karşıtlarını idam ettiler. Ayrıca alacak verecek tartışmaları yüzünden ya da başka bahanelerle birbirini öldürenler oldu. Kısacası her türlü kötülük yapıldı. İnsanlar, babalar oğullar, herkes birbirini öldürüyordu. Yalvaranlar bile tapınakların içinde katledildi. Hatta Dionysos tapınağında da duvarların içinde öldürülenler vardı.” (Peloponnesos Savaşları, III. Kitap, 81)
Görülüyor ki düşman sahibi olmak insan için bir bahane. Çıkan karmaşada aynı safta olup da görüş ayrılığı olanlar ya da çıkar ilişkilerinde anlaşmazlık yaşayanlar, savaşın yarattığı karmaşık ortamı fırsat bilip birbirini öldürmeye başlıyor. Bir anlamda ‘insanın kötülüğü’ ortaya çıkmak için fırsat kolluyor. Kendisini kurtarmak için birbirini gammazlayanlar, işi devletin mahkemelerine bırakmayıp kendi hasmını kendisi cezalandıranlar, kendi çıkarını korumak için düşmanından medet uman, hatta onunla işbirliği yapanlar…
Thukydides şöyle devam ediyor: “Kentte ilk defa böylesine bir isyan yaşanmıştı. Bu nedenle çok kan aktı. Korkyra olaylarından sonra Hellas’ın[1] birçok yerinde benzeri olaylar yaşandı. Her kentte Peloponnesosluları ya da Atinalıları yardıma çağıranlar oluyordu. Barış zamanlarında müttefikleri çağırmak için bir neden yoktu. Ama savaş bir kere başladıktan sonra insanların müttefikleri çağırmaları için ortada birçok neden bulunmaktaydı. Böylece hem rejim değişiklikleri yaşanıyordu hem de insanlar düşmanlarını yok ediyorlardı. Kargaşanın hüküm sürdüğü kentlerde büyük yıkımlar yaşandı.”
Thukydides esas can alıcı tespitini ise tam da bu cümlelerden sonra dile getiriyor. “İnsanların davranışları değişmediği sürece bu olaylar yaşanacaktı.” (Peloponnesos Savaşları, III. Kitap, 82)
İnsanların davranışlarından kastı aslında insanın doğası ya da özü… Nasıl söylemek isterseniz. İşte Thukydides’i büyük bir adam yapan sözlerinden bir tanesi. O sadece bir vakanüvis (vaka/tarih yazıcısı) değil, olayları analiz edip, bunlardan evrensel sonuçlar çıkartan bir düşünürdü.
Thukydides, her şeyin değiştiği ya da değişmiş gibi gözüktüğü dünyada, değişmeyeni bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Değişti dediğimiz şeyler gerçekten değişti mi, yoksa kılık mı değiştirdi? Mesela insanlığın büyük bir bölümü tiranlardan, diktatörlerden kurtulmuş gibi görünse de aslında demokrasi ceketi giymiş tiranlar mı yönetiyor ülkeleri?
İnsanın güç sahibi olma hırsı hiç değişmediği için, iktidarı demokratik yollarla da olsa ele geçirenler fiilen tiranlık mı yapıyorlar acaba? Bir yerde herhangi bir kargaşa olduğunda, mesela deprem olup insanlar can derdine düştüğünde, bazıları bütün kötülüğünü ortaya serip yağmaya mı kalkışıyor hâlâ? Düşmanla mücadele eden bir ülkenin bazı vatandaşları, kendi çıkarları uğruna düşmanla işbirliği mi yapıyor bu dünyada? Ya da kendisi de suçluyken, bir fırsat yakalayıp, “ben pişman oldum” diyerek suç ortaklarını gammazlayarak işin içinden sıyrılmaya mı çalışıyor? Bugün hâlâ insanlar fırsatını buldukları anda Korkyralılar gibi mi davranıyor? Thukydides 2.500 sene öncesinden bugünü görebilen bir kâhin mi, yoksa değişmeyeni ve değişmeyecek olanı görebilecek kadar akıllı bir adam mı?

BUNLARI BUGÜN MÜ YAZDIN BE ADAM?
Aynı kitaptan bazı alıntılarla devam etmek istiyorum. Öyle uzun pasajlar değil ama birbirine yakın pasajlardan kısa alıntılar. Bakalım Thukydides’in yazdıkları bize ne kadar tanıdık gelecek? Thukydides bunları Hellas’taki yöneticiler için mi yazmış, yoksa bugünün Postmodern dünyasındaki popülist politikacılar için mi?
“Kentlerde çok sayıda anlaşmazlık yaşanıyordu. Gelenekler tamamen bozulmaya yüz tutmuştu. Bunun bir sonucu olarak savaşlarda çok daha cesur ve kazandıktan sonra da çok daha büyük bir öfkeyle hareket eden insanlar ortaya çıktı. Bu ana kadar suç olarak kabul edilen şeyler artık suç değildi.”
Siyasi gücü elinde tutan zamane politikacıları aynı şeyleri yapmıyorlar mı? Gelenekleri altüst edip ahlaki değerleri kendi çıkarlarına göre yeniden şekillendirmeleri, demokratik yollarla iktidara gelseler de büyük bir öfkeyle kendi karşıtlarına saldırmaları, suçu istedikleri gibi tanımlayıp kendi işlerine geldiği gibi cezalar yağdırmaları…
“Kelimelerin bile anlamları değişmişti. Düşünmeden yapılan saldırılar, hetairelere[2] karşı bağlı kalmak akıllılık sayılsa da güzel bir örtü altındaki korkaklık olarak görüldü. Akıllı ve ihtiyatlı olanlar ise hareket etmiyorlardı. Öte yandan öfkeli ruhlar, düşmanların planlarına karşı önlem almayı, tehlikeli duruma karşı yapılması gereken bir zorunluluk olarak nitelendiriyorlardı. Bu nedenle kızgın olanlar laflarını dinletmeyi beceriyorlar, bunu yapmak istemeyenler ise şüpheli duruma düşüyordu.”
Bugün de öyle değil mi? Halkın iradesi, vatanseverlik ya da vatan hainliği, güç sahiplerince yeniden tanımlanmıyor mu? Ezelden beri var olan bu sıfatlar, yeniden tanımlanıp insanlara birer suç ya da ödül olarak geri dönmüyor mu?
“Kötülük yapmakta diğerlerinden bir adım öne geçmek herkesten fazla beğeni kazanmak anlamına geliyordu. Parti içerisindeki insanlar arasındaki bağlar akrabalık bağlarından bile ön plana geçmişti. Partiler yasalara bağlı kalarak mücadele etmiyorlar, kurulu yasaları değiştirmeye çalışıyorlardı. Yemin etmekse kutsal şeylere değil, uğruna mücadele edilen suçlara dayanmaktaydı.”
Bugünün dünyasında da ahlaklı davranmak aptallık sayılırken, ahlaksızlar takdir görmüyor mu? Aynı grubun içinde olmak, her ne olursa olsun gruptaki insanların çıkarlarını korumak anlamına gelmiyor mu? Parti içerisindeki bağlar, çıkarlar korunduğu sürece Thukydides’in dediği gibi her türlü bağın önüne geçmiyor mu? Partiler mevcut yasalara uymaktansa, yasaları işlerine geldiği gibi değiştirmek için birbirleriyle yarışmıyor mu? İşlenen suçlar kutsallık maskesiyle örtülüp, edilen yeminler aslında suç işlemek için bir araç olarak kullanılmıyor mu?
“Sonuçta işler öyle bir duruma geldi ki intikam biçimlerinin şekilleri daha da kötüleşmeye başladı. Yönetimi bir şekilde ellerine geçirmiş olanlar intikamlarını almak için ellerinden geleni yapıyorlardı. İşlenen bütün suçlar başka isimler altında adlandırılıyor ve suç olarak nitelendirilmiyordu. Savaşa katılmayanlar ve yaptıkları beğenilen vatandaşlar ise her iki partinin de hedefi hâline geliyorlardı.”
Siyasi gücü eline geçirenler rövanşist bir tavırla intikamlarını almak için her şeyi yapmıyor mu? Suçun tanımını kendilerine göre yapıp, aynı suçu işleseler bile kendi yaptıklarına başka tanımlar bulup cezadan kurtulmuyorlar mı? yaptıkları beğeni toplayan liyakatli insanlar, liyakatsizler tarafından aşağılanıp itibarsızlaştırılmıyor mu? Bilgi aşağılanıp cehalet yüceltilmiyor mu?

2.500 YILDA NE DEĞİŞTİ?
Görünen o ki bir şeyi yapma şekli değişti ama yapılanlar değişmedi. Araçlar değişti ama amaçlar değişmedi. Yönetim biçimlerinin adı değişti ama yöneticiler değişmedi. Algılar değişti ama işlerin aslı değişmedi. Yasalar değişti ama adaletsizlik değişmedi. İnsanın görüntüsü, kıyafeti, yaşamı değişti ama özü değişmedi.
Sahi 2.500 senede kayda değer ne değişti?
[1] Antik çağlarda Yunan halkının yaşadığı topraklara verilen ad.
[2] Demokratik rejimin hüküm sürdüğü kentlerde aristokratik bir rejim kurulmasını amaçlayan gizli derneklere verilen isim.