Çünkü gülmek korkuyu yok eder!

“Gülmek, bir köylüyü bir an için korkudan kurtarır. Ama yasa korku aracılığıyla kendini kabul ettirir; yasanın gerçek adı Tanrı korkusudur. Oysa bu kitaptan, tüm dünyayı yeni bir ateşle tutuşturacak iblisçe bir kıvılcım çıkabilir: Ve gülme, Prometeus’un bile bilmediği yeni bir korkuyu yok etme sanatı gibi tanımlanacaktır.”

  • Umberto Eco, Gülün Adı

Yukarıdaki pasaj, Umberto Eco’nun ‘Gülün Adı’ adlı ünlü eserinden kısa bir alıntı. Kitabı okuyanlar ya da aynı adlı uyarlama filmi seyretmiş olanlar bu sözleri hatırlayacaktır. Hikâyenin en sonunda (sayfa, 611) Orta Çağ karanlığının vücut bulmuş hâli olan rahip Jorge ile bilimsel düşünceyi temsil eden Baskerville’li William arasındaki bir diyalog vardır. İşte bu konuşmada William, Jorge’ye şunu söyler: “Ama gülmekle ilgili bu incelemede seni korkutan neydi? Bu kitabı ortadan kaldırarak gülmeyi ortadan kaldıramazsın.” Jorge ise bu çıkışa verdiği uzun cevabın bir bölümünde işte yukarıdaki bu sözleri sarf eder.

Her ikisinin de “bu kitap” diye bahsettikleri eser, Aristoteles’in Poetika adlı eserinin sonlarında yer alması beklenen comedia ile ilgili bölümdür. Eco’nun kurguladığı hikâyeye göre kayıp olan bu bölüm, manastırın kütüphanesinde gizlidir. Buraya gizlenmiştir, çünkü yaptığımız alıntıdan da anlaşılabileceği üzere, bu eserde yazılı olanlar gülmek gibi basit bir eylemin, korkuyla kurulan otoriteyi (ki Kilise o dönemde böyle bir otoriteydi) sarsacağı, hatta yok edeceği endişesi vardı. İnsanların engizisyon mahkemelerinde yargılanması, hatta öldürülmesi pahasına, bu bilgiler saklanmalı, gerekirse de yok edilmeliydi.

k

İNSANİ BİR EYLEM OLARAK GÜLMEK

Aristoteles’e göre gülmek insani ve gündelik yaşamın parçası olan bir eylemdir. Hatta o kadar insanidir ki bizi diğer hayvanlardan farklı kılan en önemli özelliklerimizden biridir. Aristoteles, Peri zōiōn moriōn (Hayvanların Parçaları Üzerine) adlı eserinde tam olarak şöyle söyler: “İnsanın gıdıklanmaktan etkilenen tek varlık olması, ilkin onun derisinin inceliğinden, ikinci olarak da gülen tek hayvan olmasındandır.” (673a)

Öyleyse Jorge’nin insanın doğal bir özelliği olan ‘gülme’yi engelleme çabası, insanın insanlığından alınmaya çalışılan bir parça olarak yorumlanabilir. Tabii Aristoteles gülmekten ya da güldürmekten bahsederken, bunun sınırsız bir doğal hak olduğunu söylemez. Her şeyde olduğu gibi onda da bir ölçü, Aristoteles’in deyimiyle ‘Altın Orta’ gereklidir. Peki bu dengeyi sağlayacak normlar nelerdir? Bir gülme ya da güldürme eylemini gayri ahlaki yapan ya da yasaya aykırı kılan şeyler nelerdir?

Ahlaki normlar, elbette o toplumun yazılı olmayan ama uyulmadığında ayıplanan değerleriyle ilgili. Yasaya aykırılık ise tabii ki yasa yapıcıların belirlediği bir şey. Ancak yasa yapıcılar tüm yasalarda olması gerektiği gibi kesin ve net çizgiler belirlemedilerse iş yasa uygulayıcıların yorumuna kalıyor. O yorumlar da zamanın ruhuna, dönemin sosyal ve siyasi eğilimlerine göre farklı biçimde şekillenebiliyor. Gülün Adı adlı eserdeki engizisyon mahkemesindeki görevlilerin nasıl karar verdiklerini hatırlıyor musunuz? Elbette Orta Çağ’ın hâkim ruhuna göre karar veriyorlardı. O dönemde yargılama yapan rahipler, Kilise ne yasa koyduysa onu uyguluyor ya da mevcut durumu Kilise’nin otoritesine zarar vermeyecek şekilde yorumluyorlardı. Dolayısıyla eğer kilise yargılanan kişinin eyleminden rahatsızsa, o kişi öyle ya da böyle cezasını buluyor, mevcut yasada eylemin bir cezası yoksa bile, ilahi (Tanrısal) yasalar gereği denilerek (ki bu da elbette Kilise’ye bağlı rahiplerin yorumuna bağlıydı) cezalandırılıyordu.

insani-bir-eylem-olarak-gulmek

Öyle ya… Tanrı en büyük yasa koyucudur ve o yasaları yorumlamak sıradan halkın değil, ilahiyat uzmanı rahiplerin işi olmalıydı. Baskerville’li William, bu yargılamalar sırasında gerçekleri ortaya sürmeye çalışıyordu. Ama gerçekler Kilise’nin yararına değilse, hele ki otoritesini tehlikeye sokacak şeylerse, o gerçeklerin bir önemi olmuyordu.

GÜLME NESNESİ OLMAK OTORİTEYİ SARSAR MI?

Hiç şüphesiz… Zaten Rahip Jorge bu yüzden Aristoteles’in kitabını yok etmeye çalışıyordu. Ya bir gün insanlar Kilise’ye de gülerlerse diye… Bir rahibin böyle bir şeye tahammül etmesi mümkün mü?

Bakın Aristoteles, Nikomakhos’a Etik’te ne diyor: “Aşırı derecede şakadan hoşlanan insanlar kendileri gibi olanları severler. Sırf şaka yapmak uğruna kendilerinin ya da karşısındakilerin ne düşüneceğini umursamadan bir şeyler söylerler, bu şeyler bazen kimilerinin duymak bile istemeyebileceği şeyler olabilir. Kaba insanlar ise bu tür konuşmalardan hiç hoşlanmazlar ve bunlara asla katılmazlar. Ayrıca yapılan her şeyden de rahatsız olurlar. Oysa insan yaşamında dinlenme ve şakanın yerleri vardır.” (1128a-b)

Peki Aristoteles’in gündelik hayatta yeri var dediği şakanın ne zaman yeri olmaz? Eğer o şaka gerçekleri ifade etse bile, rahipleri gülünç duruma düşürecek ve Kilise’nin otoritesini sarsacaksa buna asla müsaade edilmez.

gulme-nesnesi-olmak-otoriteyi-sarsar-mi

Aristoteles, yine Nikomakhos’a Etik’te nüktedanlığı (eutrapelia) bir erdem sayar. Bu da onun ‘Altın Orta’ ilkesine uygun bir kavramdır. Eutrapelia, ne soytarılık kadar aşırı komik ne de asık suratlılık kadar aşırı ciddidir. İkisinin ortasıdır ve kıvrak bir zekâ gerektirir. Böyle nüktedanların sahip olduğu en önemli özellik de hiciv yetenekleridir. Onlar yanlış gördükleri şeyleri alaycı ve iğneleyici ifadelerle eleştirirler. Ama unutmamak gerek; eleştirel akıl, hele de alaya alan eleştirel akıl, Kilise gibi otoriter yönetimlerin asla kabul edemeyeceği bir niteliktir. Çünkü Kilise, üzerlerine inanç zırhı giymiş, Tanrı’nın kutsallığından kendisine pay çıkartmış ve otoritelerini bunun üzerine kurmuş bir otoritedir. Bu otorite asla sorgulanamaz, eleştirilemez ve zinhar onunla alay edilemez.

Umberto Eco’nun yarattığı Rahip Jorge karakteri boşuna “Gülmek bir köylüyü bir an için korkudan kurtarır” demiyor. İşte o bir an bile, Kilisenin o kutsallık zırhında küçücük bir delik açmaya yeter. O küçücük delik zamanla büyür, büyür ve bu kez zırhın arkasına gizlenende bir yara açar. O yara mutlaka enfeksiyon kapar; büyür, büyür ve sonunda Kilise’nin gücünü yok eder.

ŞÜPHESİ BİLE YETER

Aristoteles, gülme ve güldürme konusuna çok kesin bir ‘iyilik’ atfetmez aslında. Yani bir taraftan eutrapelia kavramının bir erdem olduğunu söylese de eğlence, gülme gibi eylemler onun için hayatın amacı falan değildir. Onun için bu tür eylemler birer dinlenme aracıdır ve sonunda ciddiyete dönmek gerekir.

Ancak Jorge gibi insanlar, doğrudan doğruya Aristoteles’in bu konuda söylediklerinden değil, söylediklerinin insanı nereye götüreceğine dair ihtimallerden korkarlar. Yani bir anlamda, gülünmek halkın otorite korkusunu zedelerken, işler tersine döner ve otoritede kaybetme korkusu ortaya çıkmaya başlar.

Hıristiyan teolojisinin en önde gelen temsilcilerinden olan Thomas Aquinas da Summa Theologiae adlı eserinde eutrapelia kavramını Hıristiyan ahlakına dahil eder. Ama işte Jorge gibi otorite meraklısı inanç bekçileri otoritenin sarsılma ihtimalindense, halkın içerisinden kurbanlar vermeyi, hatta almayı tercih eder.

suphesi-bile-yeter

Önceki ve Sonraki Yazılar
Gönç Selen Arşivi

Analitik düşünmek

14/06/2026 07:00

Dürtülerimiz ve Ahlak

18/01/2026 07:00

Eleştirel düşünce nedir?

28 Aralık 2025 Pazar 07:00

Dünyanın en güzel yalanı: Sanat

14 Aralık 2025 Pazar 07:00

Doğaya karşı ahlaklı mıyız?

23 Kasım 2025 Pazar 07:00