Fikret Bulut
Bir iktidar taktiği: Gerçeğe değil işine gelene inandırmak
Türkçe konuşurken araya İngilizce kelime sıkıştıranlara uyuz oldum hep. Bunu sıkça yapanları da eğer bir hukukum varsa, "Sen şimdi bizi niye ezikledin" diye uyarmışımdır zaman zaman. Bazı arkadaşlar "çünkü o kelimenin türkçesi yok" diye izah eder... Mesela "post-truth" kavramını ilk duyduğumda "postu biliyoruz da truth kim?" demiştim, izah etmişlerdi; "Gerçek sonrası, hakikatin ötesi..."
Yani "gerçeğe değil, inanmak istediğine inanmak, ya da işine gelene inanmak..."
Kavramı ilk kez 1992'de birinci Körfez Savaşı sonrası Amerikalı yazar Steve Tedich kullanmış bir yazısında. ABD'nin Irak savaşında gerçekleri nasıl kararttığını anlatmış. Hatırlayanlar vardır o günleri... Petrole bulanmış bir karabatağın görüntüsü Saddam'ın bölgeyi nasıl cehenneme çevirdiğini göstermek için defalarca kullanılmıştı ABD medyasında. Sonra o görüntünün dünyanın bir başka ucunda, bir tanker kazası sonrası çekildiği ortaya çıkmıştı. Ama kimse de bu gerçeğe inanmak istememişti. Hala birinci körfez savaşının sembol görüntülerinden birisi olarak hafızalarda..
POST-TRUTH VE MUAVİYE
Tarih bunun örnekleriyle dolu... Şimdi gidelim yaklaşık 1400 yıl öncesine...Çoğumuzun duyduğu bir hikaye belki... Ama "olgunun algıya nasıl kurban verildiğinin" de tipik bir örneği...
O hikayeye göre bir gün Hz. Ali'nin taraftarlarının yoğun olduğu Kufe şehrinden bir adam, devesiyle Şam'a gitmiş. Kentte girer girmez Şamlının biri yanaşmış.
- "O dişi deve benim, ver onu bana" demiş. Kufeli şaşkın, "Bu deve benimdir, üstelik dişi değil, erkektir" diye itiraz etmişse de anlatamamış. Tartışma büyümüş ve o dönem Şam Valisi olan Muaviye'ye kadar gitmiş. Dini müktesebatı güçlü bir arkadaşım Muaviye'yi "ilk siyasal islamcı" olarak nitelerdi bu arada.
Muaviye ikisini de dinledikten sonra halkı meydanda toplamış...
- Bu deve dişidir ve Şamlınındır" buyurmuş. Sonra meydanda toplananlara dönmüş ve sormuş. Cemaat hep birlikte bağırmış:
- O deve dişidir ve Şamlınındır!
Kufeli şaşkın bir vaziyette devesinin ardından bakakalırken, Muaviye onu çağırmış yanına;
- Ey Kufeli dinle! Sen de ben de biliyoruz ki bu deve senindir ve dişi değil, erkektir. Ama sen git gördüklerini Ali'ye anlat ve de ki: "Ey Ali, Muaviye'nin, dişi deveyi erkekten ayırt edemeyen, o ne derse evet diyen 10 binlerce adamı var. Ayağını denk al"
1400 yıllık kıssadan hisse böyle... Şimdi batının çok bilmiş aydınları çıkmış bugünün dünyasını "Post-truth Çağı" diye anlamlandırmaya çalışıyor. Al işte Muaviye örneği... Binlerce yıl, yüzlerce devlet ve toplum böyle yönetildi belki de…
ALGI YÖNETİMİ MAHARET İSTER....
Algıyı olgunun önüne geçirmek gerçekten "maharet" ister. Bugünün iktidarı da bu konuda hayli mahir... Hatta en iyi yaptığı şey. Farazi birkaç örnek verelim...
- Mesela birileri ülkenin 8 yıldır ekonomik krizde olduğunu söylüyor. Oysa ki bu faiz lobisinin yalanı. Erdoğan iktidarıyla birlikte bizzat faiz lobisinin kendisi krizde...
- Milyonlarca insanın açlık ve yoksulluk sınırının altında olduğu iddiası bir avuç solcu sendikacının yalanı... Bakın milyoner sayısına. Geçen yıla göre yüzde 50 artarak 3 milyon 92 bin 394 kişiye çıktı...
- "Enerjide yüzde 80 düzeyinde dışa bağımlıyız" iddiası FETÖ yalanı...
Karadeniz'in gazında boğulacaklar bir gün...
-Hastaların devlet hastanelerinden aylarca randevu alamadığı iddiası müşteri avındaki sigorta şirketlerinin yalanı. 28 tane devasa şehir hastanesi tam faaliyete geçince istesen de ölemezsin bu ülkede…
- "Türkiye her geçen gün demokrasiden uzaklaşıyor" iddiası AB raportörünün yalanı... Muhittin Böcek ona da poşet içinde bir milyon euro göndermiş olabilir, yakında Kılıçdaroğlu açıklar detayını.. Zaten bizim için de o rapor yok hükmünde...
- "Ana muhalefetin iktidarın yargı sopasıyla tasfiye edildiği" iddiası Özel-İmamoğlu ikilisinin yalanı.. Aksine Kılıçdaroğlu'nun atanmasıyla "Türkiye çoktandır hakettiği muhalefete kavuşuyor." Bakmayın sağda solda yuhalanmasına, sandık kurulsun tıpış tıpış Bay Kemal'a oy verecekler...
- "Tek adam, diktatörlük" falan da o komik olmayan komedyenin yalanı... Deniz Göktaş mıydı, neydi? Taktılar ters kelepçeyi şimdi içeride namaza başladı, hatta bir de Kur'an-ı Kerim istemiş. İki kez hatmederse tahliyeden sonra bakarsın hayal ettiği gibi Saray'a psikolojik danışmanlık bile yapabilir...
DOMATESİN FİYATINI ÖZGÜR ÖZEL BELİRLİYOR
Bu argümanları uzatmak mümkün... Benzerlerini her akşam bir takım kanallarda duyuyoruz da zaten. En son yine iktidara yakın bir kanalda Özgür Özel'in NATO zirvesi öncesi Financial Times'da yayınlanan yazısı konuşuluyordu. Konuşmacılar yine Özel'i ülkesini yabancılara şikayet etmekle suçluyordu. Ve konuşmacının birinin ağzından hararetle şu cümle çıkıverdi: "Domatesin kilosu şu anda 30 lira, yarın 40 olursa sorumlusu Özgür Özel'dir..."
Kim bilir belki bunu söyledikten sonra yatsıyı kıldı, kafasını yastığa koydu. Peki sizce Çorlu Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilen Deniz Göktaş'ın hücresinde uyuduğu kadar rahat uyuyabildi mi acaba?