TÜSİAD başkanlarına kelepçe takan sendika başkanlarına ne yapar?

Ruh sağlığını çoktan geçtim. Sizi bilmem ama sanırım bu iktidar artık fiziksel sağlığıma da iyi gelmiyor....

Birebir yaşamasan da bir kenarda oturup izlesen de gördüklerine, duyduklarına kalbin başka, aklın başka tepki veriyor. Karaciğer enzimlerin yükseliyor, miden kasılıyor, bağırsaklarında gel git yaşanıyor. Defi hacet de yapamayınca hepten bunalıyor vücut. Organlar arasındaki senkronizasyon önemli. Bozulunca ağır geliyor bedene...

Sabah aç karınla kan verdim bir tıp merkezinde. Şeker, tansiyon, kolestrole baksınlar. Bir dert daha peydahlandıysa da haberim olsun diye... Sonra bizim bakkala doğru yürüdüm, alacağım bir ekmek, birkaç küçük domatesti... Meğer başım önümde yürürken bakkalı geçmişim. Geri döndüm. Bizim bakal, "Abi hayırdır, günaydın dedim, duymadın" dedi. "Ya kusura bakma dalgındım herhalde" dedim. Sonra ekmek tezgahına yöneldim.

- Kepekli yok mu?

-Hemen önünde ya abi...

Ekmeğin ve bir avuç salkım domatesin parasını uzattım, cebimde soyu tükenmekte olan liraları da dahil ederek...

-"1 lira eksik galiba, sonra veririm" dedim.

- "Abi hayır hepsi 64 lira ve bana 64 lira verdin" dedi ve tekrar, "Abi sen iyi misin gerçekten?" diye üsteledi, Sanki "kötüyüm" desem bir ilacı varmış gibi... En fazla "64'ü düz yapalım, 60 olsun" derdi belki o da beni kurtarmazdı...

-"Mala bağladım galiba, arada oluyor işte" dedim ve çıktım bakkaldan.. Eve yürürken düşündüm, gerçekten iyi miyim diye...Ama değildim... Kan vermek için sıra beklerken sosyal medyada dolaşan bir görüntü içime oturmuştu. Ankara'da ücretli öğretmenlerin eylemi sırasında Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak yüzü koyun yere yatırılmış, ters kelepçeyle gözaltına alınıyordu. Bir diğer sendika, Eğitim İş Genel Başkanı Kadem Özbay da koluna giren polislerce itilip kakılıyordu. O sırada bir kadın öğretmen hem cep telefonuyla kayda alıyor hem de çığlık çığlığa engel olmaya çalışıyordu olana bitene...

Sahi zulüm neydi? Zulüm buydu işte.

Her gün başka bir yerde başka bir boyutta gösteriyordu kendini... Daha 3 gün önce Edirne'de maden işçileri alacakları için kendilerini madene kapatırken, patronun adamları da ailelerini korkutmak için sağa sola ateş açarken göstermişti kendini. Ondan birkaç gün önce yine alacakları ödenmediği için Ankara yollarına düşen Doruk madencilerine karşı görmüştük...Ondan önce suyunu, toprağını koruma derdine düşen Akbelenliler, Karadeniz köylüleri yaşamıştı bir başka versiyonunu. Zulüm işçinin, memurun, emeklininse rutiniydi zaten...

Yahu sadece onlar mı? Daha bir yıl kadar önce TÜSİAD başkanlarının koluna kelepçe takıldı ya, "işler iyi gitmiyor" dedikleri için... O TÜSİAD ki, memleketin en büyük sermaye gruplarının çatı örgütü. Yıllarca memleketin ekonomisine, siyasetine nizamat vermiş. Zorlandığında darbelere yol vermiş, hükümetler devirmiş...

TÜSİAD başkanlarının koluna kelepçe takan sendika başkanına neler etmez ki?

Peki nasıl oluyor da bugünün muktedirleri TÜSİAD başkanlarıyla sendika başkanlarını aynı kefeye koyabiliyor? Yeri geldiğinde ikisinin de koluna kelepçeyi takabiliyor? Bu gözü karalık, bu özgüven nereden geliyor?

Rejim değişikliği bu değilse ne peki? Yoksa bunlar daha iyi günlerimiz mi?

Tom Barrack gelse de sorsak... O, Trump gibi gelgit akıllı değil sanki. Lafı dolandırmadan açık konuşuyor. "Demokrasi bu coğrafyaya fazla, monarşi iyidir falan..." diyor... Gelse de sorsak; "Gardaş senin kastettiğin düzen tam olarak böyle bir şey mi? Bunun bir beden büyüğü yok mu? Çünkü bu beden giderek sıkıyor bizi" desek...

Önceki ve Sonraki Yazılar
Fikret Bulut Arşivi