Cengiz Erdil
Et, ot ve bilumum gıda…
İnsan ilerleyen yaşlarında yediğine içtiğine daha dikkat etmeli. Sağlıklı yaşamak istiyorsan bu böyle… Et yerine bitkisel ağırlıklı bir beslenme sistemini hayata geçirmek lazım.
‘Balık ye, kırmızı et yeme. Haftada bir et ye, diğer günler ot ye… Yok sen en iyisi haftada bir beyaz et tüket.’ Daha bir sürü, sayfalar dolusu diyet programı… Önemli olan yetişkinler değil, gelecekte yapay zekayla rekabet edecek çocuklar ne yiyecek?... Ekmek içine ekmeği katık eden çocuklar var ülkemizde.
Yoksulluk üzerine çalışan sivil oluşumlar, özellikle "öğün atlayan" çocuklara dikkat çekiyor. Okula sadece kuru ekmekle giden ya da hiçbir şey götüremediği için günü su içerek geçiren çocukların durumunu raporlaştırıyorlar.
Uzmanlar, beslenmenin bir lütuf değil "çocuk hakkı" olduğunu savunuyor. Okulda aç kalan çocuğun ders başarısının düştüğünü, algısının kapandığını ve gelişim geriliği yaşadığını belirterek, bütçeden okullara pay ayrılmasını talep ediyorlar.
Türkiye’de artık asgari ücretli ve emekliler gıda sorunu yaşarken; televizyonlarda ve sosyal medyada yemek tariflerinden, lokanta menülerinin tanıtımından geçilmiyor.
Kapitalizm ne yazık ki; ekonomik ve sınıfsal olan sorunları bireysel ahlak ve tüketim kalıplarına döküyor. Çocuklara et, süt ve yumurta lazımken; "statü göstergesi" haline gelen veganlık ve vejetaryenlik akımının öne çıkarılması bana biraz garip geliyor.
Sosyal medyada ideal diyet güzellemeleri var, yeni öğrendiğimiz avokado ve kinoa gibi daha pek çok ürünle pazarlama yapıyorlar. Bunlar yüzünden yakında avokadolu tarhana çorbası falan içeriz. Bir tarafta canı sıkıldığı için ya da trendlere uymak adına tabağındaki et çeşidini bitkisel "muadilleriyle" değiştiren sayıları az tipler, diğer tarafta ise bir sonraki öğünde tencereyi nasıl kaynatacağını düşünen milyonlarca insan…
SENCER SOLAKOĞLU OLAYI
Tek kişilik ordu gibi çalışan Sencer Solakoğlu, tarımın sadece bir ekonomik faaliyet değil, doğrudan gıda güvencesi ve beka sorunu olduğunu ortaya koydu, elbette başına gelmeyen kalmadı.
Ahırdan ahıra hayvan transferi iddiasıyla (ne demekse!) sertifikaları iptal edildi. Solakoğlu, geleneksel Anadolu çiftçisi profilinden farklıydı. Yani verdiği oyun hesabını soran, tarım için kafa yoran böyle bir şahsiyetin az sayıda ama güçlü sevmeyenleri vardı. Solakoğlu, tarıma bilimi teknolojiyi sokan bir iş insanıydı. İthalatçı, komisyoncu ve bilcümle tarla bezirganların sevmediklerinin listesinde ilk sıradaydı. Yakında çiftliğine kayyum atanırsa şaşırmayın.
Oysa tarım konusunda Türkiye’nin başı fena halde dertte.
Ankara’nın gündemine saplanıp kalan Türkiye’de, tarımı yine ilk sıraya koymasının zamanı geldi de geçiyor. Dünya artık çok küçük, bir zahmet Japonya ve Hollanda örneklerini inceleyiverin…