Bu yıl çok yağmur yağdı diye sevinmeyin, rahmet bu toprakların dişinin kavuğuna gitmez. Anadolu’da gürül gürül akan nehir ve dereler, geçmişin sulu manzarası olarak fotoğraflarda kaldı. Tarihi taş köprüden hızla akan sulara bakıp hafif baş dönmesi yaşamanın tadına gençler varamıyor. Çoğu göl ve nehirde balık avcılığı ve sandalla dolaşmanın imkanı kalmadı, çünkü su bitti…
Türkiye “yüksek derecede su sıkıntısı çeken ülkeler” içerisinde. 20 yıl önce su kaynağı yönünden fakir sayılmazdı, dünya ülkeleri arasında ortalarda dolaşırdı. Ancak son 25 yılda su kaynaklarımız azaldı, yağmur az yağar oldu. Yağdığı zaman da sellere yol açar oldu.
Üç buçuk (Marmara unutulmamalı) tarafımızdaki denizlere bakınca nehir yönünden fakir değiliz. Bunların çevresinde de 26 su havzası var.
Ancak bu havzalar yıllardan beri büyük tehdit altında. Yerleşim yerleri bu havzalarda genişledi. Betona boğuldu. Üstelik sanayi ve evsel atıklarla nehirler foseptik çukuru olarak kullanıldı.
Ayrıca; tarımda yanlış sulama yöntemleri, yeraltı su kaynaklarının düzensiz çekilmesi ve nüfus yoğunlaşması su havzalarımızı bitiriyor. Mesela İstanbul; herhalde dünyada nüfusu tam olarak belirlenemeyen metropollerden biridir. 16-17 milyon nüfusa, göçmenleri de eklerseniz işin içinden çıkamazsınız. Kentte kişi başı su tüketimi yüksek, özellikle yaz aylarında barajlara aşırı yük biniyor.
İSTANBUL BARAJLARI TEHDİT ALTINDA
İstanbul’un su ihtiyacının büyük kısmı yakın çevresindeki barajlardan karşılanıyor. Ömerli, Alibeyköy, Terkos, Elmalı, Sazlıdere. Bu barajların kapasiteleri, artan nüfus ve iklim koşullarıyla birlikte yetersiz kalmaya başladı.
Burada Sazlıdere Barajı’nı ele alalım. Görülüyor ki; Kanal İstanbul belası yüzünden gözden çıkarılan ilk su kaynağı burası. Zaten yıllardır çevresini saran betonlaşma artık devlet eliyle TOKİ kaynaklarıyla sürüyor. Burada bilmem kaçıncı İstanbul yükseliyor. Üstelik burası afet riski olan bir bölge. Burada konutu değil; tam tersi konutsuzlaştırmayı sağlamak gerekiyor.
DENİZLERİMİZDE DURUM
Dünya genelinde deniz suyu sıcaklıkları son yıllarda ortalama bir buçuk santigrat derece yükseldi, ülkemizdeki artış dünya ortalamasının üzerinde. Marmara Denizi en riskli olanı… Son 50 yılda tam 2,5 santigrat derecelik bir artış rapor ediliyor. Bu durum ilerleyen yıllarda özellikle balıkçılığın sonunu getirecek.
Yazların daha sıcak, kışların kurak geçtiği bir döneme girdik. “Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete” diyeceğiz ama alametin gideceği su da kalmayacak!