Cengiz Erdil
Odysseus ve Anadolu mübalağa sanatı
Amerikan sinema endüstrisi yine dünya medyası sayesinde milyonlarca dolar kazandı. Görülmemiş tanıtım ve reklam atağıyla vizyona giren, Christopher Nolan’ın The Odyssey adlı filminin reklamına bizde katkıda bulunduk!
Mitolojideki bu destanın bir Anadolu ürünü olduğunu belirtmiş, Homeros’un binlerce yıl önce Ege’nin bu ve karşı yakasında meydanlarda anlatılan destanı biraz da kendi abartısıyla kağıda döktüğünü yazmıştık.
Evet; abartma… Mitoloji ile mübalağa yani abartma arasında sıkı bir ilişki var.
Çok kabaca şöyle; “Ben Kimim” ve “Dünya Neresi” diye sorgulayıp, bunun ardına doğal afetleri ve korkularını da ekleyince; tanrılar ve doğaüstü varlıklar insanların diline dolandı.
Eskinin mitolojisi, sonranın Jules Verne’nin hayal gücü ve bilim kurgu filmleriyle romanlarının temelinde sözlü mübalağa edebiyatı vardır.
Ansiklopedi, Mübalağa Edebiyatını şöyle tanımlıyor; “Mübalağa yalnızca bir edebî sanat değil, sözlü kültürün ve epik anlatım tarzının temel taşıdır. Mübalağa, yalan söylemek ya da mantığı zorlamak değil; duyguyu, kahramanlığı, acıyı veya mizahı dinleyicinin zihnine ve kalbine kazıma sanatıdır.” Anadolu’da, Ege ve Mezopotamya’da çoğu destanın benzer yanları var. Mesela; The Odyssey filmindeki Tepegöz Polifimos, Dede Korkut masallarında da geçer.
TELLO PEHLİVAN VE DİĞERLERİ
Efendim; geçen haftaki gazetemizin pazar ekinde yayınlanan yazımızda mübalağa sanatının ustası Erzurumlu Tello Pehlivan’ın adını satırbaşı olarak geçirmiştik. Birkaç arkadaş bundan biraz daha bahsetmemi istediler.
Asıl adı Tayyip İde olan Tello veya Teyo Pehlivan’ı ben Erzurum’da TRT Muhabiri olarak çalıştığım 12 Eylül’ün karanlık günlerinde tanıdım. Karamsarlıkta bizi güldüren ve düşündüren, kalın paltosu içinde adeta kaybolan ufak tefek bir adamdı. Okuma yazma bilmeyen Tello, sürekli radyo dinleyip, gazetelerdeki fotoğrafları keser toplarmış.
TRT Haber Bürosuna sık gelir; meslekteki büyüğüm eski bir edebiyat öğretmeni olan Mücahit Küleri’yi ziyaret ederdi. Erzurum’da buz gibi havada kahvehanelerde gürül gürül yanan sobanın başındaki sohbetlerini izleme fırsatı buldum. Etrafına toplananlara sözüm ona başından geçenleri anlatır; gülenlere çok kızardı. “Burada yalan atmıyoruz, ciddi hadiseleri anlatıyoruz” derdi.

PEHLİVAN ANLATIYOR…
Anlattığına göre Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında Kazım Karabekir, Tello Pehlivan’dan yardım ister. Düşman Karadeniz’den kanal açmış Erzurum’u su basmıştır. Su baskını sırasında kent köpek balıklarının istilasına uğrar, Tello elinde kılıçla köpek balıklarını imha eder, Karabekir Paşa’dan ‘aferin’ alır.
Erzurum’un süpermeni(!) Tello güreş tuttuğunu, nice pehlivanı yere indirdiğini ballandıra ballandıra anlatır. Bir gün Horasan çayırında karşısına dev gibi bir pehlivan getirirler, Tello hiç acımaz, bu pehlivanı yerden yere vurur… Pehlivan aman diler ve boyunduruk altındayken Tello’ya şöyle fısıldar; “Tello sırtımı yere getirme; benim adım Ahmet Ayık. Ben yakında olimpiyat ve dünya şampiyonu olacağım” Tello çok acır genç pehlivana, hayatında ilk kez numaradan yenilir ve Ayık’ın elini kaldırır.
Erzurum’un cirit atlarını Amerika’ya götürmek işi Tello Pehlivan’a düşer; atları uçak koltuklarına oturtup kemerlerini bir güzel bağlar; ancak uçuş sırasında atlar sinirlenir, parlayıverirler. Uçağın dengesi bozulur, kaptan panik halindedir. Tello, kaptan koltuğuna oturur. Ve o tehlikeli anı şöyle anlatır; “Sonra karanlık bir alemde uçarken, uçağın direksiyonunu aldım. Şimal’den Cenup’a çeviriverdim. ”
Tello Pehlivan mübalağa sanatının son temsilcilerinden mi? Edebiyat tarihi araştırmacılarına iş düşüyor. Tello; 28 Aralık 1999‘da Erzurum Pasinler’de 86 yaşında vefat etti. Ben unutmadım; Erzurumlular da hiç unutmasınlar diyorum.