Cengiz Erdil
Yok olan bir balığın öyküsü
Büyük balıkçı tekneleriyle av sezonu 1 Eylül’de başlıyor. Yani devasa gırgır ağlarıyla donatılan okyanus tipi tekneler, kıyıdan topu topu üç mil açıkta daha çok minareyi kaybetmeden(!) palamut, hamsi, lüfer ve çeşitlerini avlayacaklar. İlk sırada palamut var.
Daha önce uskumru da vardı ama o bitti. Bu yazı biraz da uskumru üzerinedir (Kolyoz ile karıştırmayalım).
Uskumru çok değil; 50 yıl önce denizlerin, özellikle de İstanbul Boğazı ve Marmara Denizi’nin simge balıklarından biriydi. Yeni nesil bilmez ama eskiden bakkallar bile kurutulmuş uskumru; yani “çiroz” satarlardı.
Burada; denizlerimizin ve balıkçılığımızın ilk kitabını yazan Karakin Deveciyan’dan bahsetmemizin tam sırası. Bolluğundan balıkçıları şaşırtan uskumru için Deveciyan şunları yazmış; “Sırtındaki koyu mavi-yeşil hareler ve gümüşi karnı ile uskumru, son derece estetik ve hareketli bir balıktır. Durmaksızın hareket eder, çok hızlı yüzer ve muazzam sürüler halinde göç eder. Sürüler eylül-ekim aylarında Karadeniz'den İstanbul Boğazı yoluyla Marmara Denizi'ne iner. Bu dönemde yakalanan uskumrular yağlı ve lezzetlidir; bunlara halk arasında "yağlı uskumru" denir.
ÇİROZU OLAN BALIK
Deveciyan, ilkbaharda yumurta döken uskumruların zayıflamış, yağsız ve bitkin bir halde Karadeniz'e geri döndüğünü anlatır. Bu dönemdeki zayıf uskumrulara "çiroz" denir ve kurutularak tüketilirdi.
Çiroz deyimi İstanbul’da günlük hayatın diline de yerleşir. Balıkçılık argosunda "çiroz", fiziksel olarak çelimsiz, aslında fırlama ve ele avuca sığmaz tipler için de kullanılırdı.
Ancak 1970'lerden itibaren İstanbul Boğazı'ndaki yoğun gemi trafiği, gürültü kirliliği, aşırı yapılaşma sonrasındaki ışıklandırma ve en önemlisi kirlilik… Marmara Denizi’nin bölgenin lağım çukuru haline gelmesi uskumrunun hassas göç yolunu kırdı.
"Uskumru gibi akıntılı" ve "Çiroz gibi zayıf" deyimleriyle öykü yazsan gençler suratına bakar kalır… Günümüzde uskumru yine var ama uzak bir diyardan, Norveç’ten geliyor ve bizim uskumrumuza göre obez(!) sayılır; üstelik çiftlik ürünü…
Fazla değil, 10-15 yıl içinde uskumru soykırımı, lüfer ve palamutun da başına gelirse şaşırmayın…
Küresel ısınma ve kirliliğin yanısıra; 1980 yılından beri sürdürülen aşırı ve kontrolsüz balık avı denizlerimizin başına bela.
Ülkemizde denizlerin av kapasitesine oranla çok büyük ve teknolojik olarak çok gelişmiş bir endüstriyel balıkçı filosu var. Ruhsatlı teknelerin sadece yaklaşık yüzde dördünü oluşturan gırgır tekneleri, deniz avcılığının yüzde 80'inden fazlasını gerçekleştiriyor. Sonar sistemleri ve devasa ağlar, balık sürülerinin henüz üreme olgunluğuna erişmeden yakalanmasına neden oluyor…
Aynı şeyleri yazıp duruyoruz, olay budur.