Bizim köylüler nasıl Odysseia’nın askeri oldu?

Medyada fırtınası daha çekimleri sırasında koparılan ve sinemaseverlerin dört gözle beklediği Christopher Nolan’ın yönettiği The Odyssey filmi vizyonda.

Yazıya başlamadan belirteyim; Türkçe ve Yunancada ‘ Odiseus’ deniyor. O kadar da kafaya takmaya gerek yok yani… Truva Savaşına Akha ve Spartalıların safında katılan İthaka Kralı Odiseus’un ülkesine bir türlü dönememesinin öyküsü bu… Akdeniz ve Ege’de tanrılar ve yaratıklarıyla karşılaşmasını, mücadelesini ve de kaçışını anlatan mitolojik destana bir yol, bir rota tutturması denilebilir.

Kral Odiseus 10 yıl boyunca ülkesine dönmek için acılar çeker, devlerle falan savaşır.

Truva Savaşının 3 bin 600 yıl önce olduğu, savaşı içeren İlyada ve Odysseia destanlarının ise savaştan 800 yıl sonra yazıldığı biliniyor. Dünya edebiyatının köşe taşı kabul edilen ve pek çok yazarı etkileyen bu destanları Homeros yazmış. Homeros, Anadolu’nun Ege kıyılarında bire bin katılarak anlatılan sözlü edebiyatın bu destanlarını geyik ve koyun derilerine yazmış, tanrıları dikkate alarak(!) O da gerekli abartmaları yapmış. Ortaya eskinin ‘Yüzyıllık Yalnızlık’ gibi bir destanı ortaya çıkıvermiş.

Kökeni Anadolu olan bu destanlar elbette sinema endüstrisinin de ilgisi çekmiş, çok sayıda film yapılmış.

Ancak biri var ki bizi de ilgilendiyor.

BİZİM FİGÜRANLAR İTHAKA YOLUNDA

Şimdi buraya bir yönetmenin adını yazacağım, mesleki anlamda Nolan’ı suya götürüp susuz getirir. Andrei Konchalovsky…

The Odyssey adlı TV dizisinin yönetmenliğini yapan Konchalocsky, Rus yönetmenlerinin önde gelenlerinden. Sinema tarihinde bir ekoldür kendileri… Sovyet döneminin yetiştirmesi olan yönetmen Hollywood’un da dikkatini çekmişti. Amerika’da da oscarlı filmleri var, ancak kendisine hiçbir zaman yüksek bütçeler verilmedi. Başrolünde Armand Assante’nin yer aldığı iki bölümlük 1997 yapımı Odyssey adlı mini dizi, görsel efektleri ve kadrosuyla Emmy Ödülü kazanmıştı.

furkan-toplu-1

DİZİ TÜRKİYE’DE ÇEKİLDİ

Dizinin çekimleri Muğla Fethiye’nin Kelebekler Vadisi ve Gemile Koyu’nda yapıldı. O vakitler ATV’de çalışıyordum (Ali Kırca’lı ATV). Bu koylarda kurulan platolarda dizinin TV haberini hazırlamıştım.

Filmin uyanık yapımcısı yöredeki köylerden delikanlıları (askerleri!) toplamış ya kralın askeri ya da yaratıkların yandaşı yapmıştı. Fena da para vermemişti doğrusu. Köylüler pek memnundu, bir destanın figüranı olmaktan… Bazılarının üzerinde Amerikan bezinden çullar vardı. Bazıları uyduruk kostümler giymişti. Tahtadan ve köpükten yapılmış silahları da kuşanmışlardı.

Aslında Truva Savaşının kahramanlarını destanlaştıran bu topraklardır. Homeros sözlü edebiyatı yazıya dökmüştü sadece. Anadolu’nun her yerinde eskinin meydanlarında abartıcılar vardı, binlerce yıl geçti yine varlar. Erzurum’da köpek balıklarıyla savaşan Tello Pehlivan unutulur mu?

Homeros sadece bir birleşticiydi, öyküleri kağıda döktü. Bu eserleri Türkçeye çeviren Mavi Yolculuğun mucitlerinden Azra Erhat şöyle diyor; “İlyada bir olayın, Odysseia bir kişinin destanıdır. Çağdaş okuyucu destan da demez Odysseia’ya. Onu daha çok bir romana, bir filme benzetir. Gerçekten de konusuyla romanı, kuruluşuyla filmi andırır Odysseia.”

Önceki ve Sonraki Yazılar
Cengiz Erdil Arşivi