Mutlu Hesapçı

Mutlu Hesapçı

Hayallerimi cebime koyup geldiğim şehir: Eskişehir

Bundan yaklaşık 30 yıl önce hayallerimi cebime koyarak gelmiştim Eskişehir’e. Bilmediğim bir şehirdi. Nereden bilebilirdim ki yıllar sonra hayatımın en özel şehirlerinden biri olacağını…

Eskişehir’e bir öğrenci olarak geldim. Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde iyi bir eğitim aldım ama bu şehrin bana kattıkları yalnızca dersliklerle sınırlı kalmadı. Kültür ve sanatla iç içe bir şehirde öğrenci olmak, hikâyemi değiştirdi, beni dönüştürdü.

Eskişehir Sinema Günleri, üniversite festivalleri, söyleşiler, tiyatrolar ve daha nice etkinlik… Kendimi kültür ve sanatla beslediğim, dünyaya bakışımı genişlettiğim yıllardı. Belki de bugün olduğum kişiye dönüşmemde bu şehrin payı sandığımdan çok daha büyük.

Aradan yıllar geçti ama Eskişehir eskimedi. Bazı şehirler vardır; içinde yaşadığınız zaman biter ama siz onlarla ilişkinizi bitiremezsiniz. Eskişehir de benim için öyle bir şehir.

Çünkü bu şehirle bir kez bağ kurduğunuzda, o bağ kolay kolay kopmuyor. Eskişehir bir şekilde kendini hatırlatıyor. Bir şarkıda, bir kokuda, Porsuk’un görüntüsünde ya da yıllar önce yaşanmış küçücük bir anının ansızın zihninizde belirivermesinde…

Porsuk’un kıyısında başlayan hikâyeye dönüş

Uluslararası Eskişehir Porsuk Festivali’ne işte bütün bu duygularla geldim. İlk kez düzenlenen festivalin davetlisi olmak benim için sıradan bir festival deneyiminden çok daha fazlasıydı. Çünkü Porsuk Nehri’nin kıyısında geçirdiğim koskoca beş yıl vardı. Yıllar önce hayallerimi cebime koyarak geldiğim bu şehrin bugün sloganı da bana çok tanıdık geldi: “Hayallerin gerçeğe dönüştüğü şehir Eskişehir.” Ne güzel bir tesadüf…

Çünkü bu şehir benim de hayallerimi gerçeğe dönüştürmüştü. Şimdi ise bir festival aracılığıyla yeni hayallerin kurulmasına, çoğalmasına alan açıyordu. Bu hikâyenin bir başka güzel tarafı da Eskişehir’in ilk kadın belediye başkanı Ayşe Ünlüce’nin şehrin kültür ve sanat hayatına kattıklarıydı. Festival boyunca etkinliklere katılan, alanlarda insanlarla sohbet eden Başkan’la birlikte dolaşırken Eskişehir halkının ona duyduğu sevgiyi yakından görme fırsatım oldu. Yaşlısı, genci, çocuğu… Her yaştan insanın Başkan’a gösterdiği samimi ilgi beni gerçekten duygulandırdı. Ayşe Başkan’ın da insanlarla kurduğu doğrudan iletişim, sohbet etmesi, onları dinlemesi bu bağın neden bu kadar güçlü olduğunu anlatıyordu.

201805

Beş gün boyunca Porsuk’un etrafında hayat vardı

Porsuk Festivali, 2-6 Eylül tarihleri arasında beş gün boyunca Porsuk’un farklı noktalarını konserlerin, gösterilerin, atölyelerin, sergilerin, söyleşilerin ve nehir etkinliklerinin buluşma noktasına dönüştürdü. Program o kadar zengindi ki hepsine yetişmek mümkün değildi. Ben tercihi tiyatro ve konserlerden yana kullandım. Festivaldeki ilk durağım, yolu Eskişehir’den geçen ve öğrencilik yıllarımızın da aynı döneme denk geldiği oyuncu Tansu Biçer’in söyleşisi oldu. Öğrencilik yıllarımdan tanıdığım Tansu’yu dinlerken yalnızca onun hikâyesini değil, kendi gençliğimi de dinledim. Çünkü bugün hayalleri gerçeğe dönüşen Tansu Biçer’in hikâyesinin başlangıcında da Eskişehir vardı. Akşamında ise Tansu Biçer, Tülin Özen ve Saim Güveloğlu’nun birlikte hayata geçirdiği Bahçe Galata’nın Nora 2 oyununu izledik. İstanbul’da izleyemediğim oyunu yıllar önce öğrencilik hayatımın geçtiği Eskişehir’de izlemek, festivalin bana yaptığı küçük ama güzel sürprizlerden biriydi.

tansu-soylesi

Bir başka buluşma ise Sümerpark İskele 26’da gerçekleşen senarist-yönetmen Vuslat Saraçoğlu söyleşisiydi. Ödüllü yönetmen, sinema yolculuğunu Eskişehir halkıyla paylaşırken festivalin yalnızca eğlence değil, düşünce ve üretim alanı da yarattığını bir kez daha gösterdi.

vuslat-saracoglu-soylesi

Sanat sokağa, şehir insanın içine karıştı

Festival alanlarında dolaşırken kurulan stantlar da dikkat çekiciydi. Sanat ürünleri, tasarımlar, el emeği göz nuru işler… Dayanamadım, ben de birkaçını aldım. Eskişehir’in sanatçı ve üretken kimliği yalnızca sahnelerde değil, bu küçük stantlarda da kendini gösteriyordu. Bir tarafta yetişkinler festival alanlarını gezerken diğer tarafta çocuklar çimenlerin üzerinde aileleriyle vakit geçiriyor, çocuk tiyatrolarına katılıyor, festivalin neşesini yaşıyordu. Eskişehir halkı adeta alanlara akın etmişti.

Festivalin ilk yılında 100 bin kişiyi ağırlaması da bunun en güçlü göstergelerinden biri oldu.

Belki de bu kalabalık bize şunu söylüyordu: Hepimizin böyle bir festivale ihtiyacı varmış.

porsuk-festivali-cocuklar

Ve müzik başlayınca zaman geriye aktı

Sonra sıra konserlere geldi. Benim için festivalin en duygusal anlarından biri buydu. Çünkü en sevdiğim iki müzik grubu, Pinhani ve Mor ve Ötesi aynı festivalde sahne alacaktı. Bir anda kendimi yıllar öncesinde, üniversite öğrencisiyken Bahar Şenlikleri’nde bulmuş gibiydim. İki grubu da öğrencilik yıllarımda keşfetmiş, onların müzikleriyle birlikte büyümüş, yıllar boyunca hayatımın farklı dönemlerine şarkılarını eşlik ettirmiştim. Şimdi aynı grupları, yıllar önce öğrencilik hayallerimi kurduğum şehirde yeniden dinliyordum. Her iki konsere de ilgi muazzamdı. Sadece gençler değil, Eskişehir’in her yaşından insan oradaydı. Uzun zamandır bu kadar güzel, bu kadar coşkulu ve kuşakları bir araya getiren bir kalabalık görmemiştim. Hep birlikte şarkılara eşlik ettik. Telefonlarımızın ışıklarıyla sevgimizi gösterdik. Ve hayatın iki gecesi, müziğin büyüsüyle güzelleşti.

Pinhani’nin bir şarkısında söylediği gibi: “Bir yer bulalım dünyadan uzak…” O gece o yer sanki Eskişehir’di.

mor-ve-otesi-porsuk-festival

Bir şehrin ruhuna verilen ödül

Mor ve Ötesi konserine değerli hocamız Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen de eşlik etti.

O gece ayrıca Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Avrupa Ödülü Alt Komitesi tarafından Eskişehir’e verilen Şeref Bayrağı takdim edildi. Avrupa değerlerini yerel düzeyde yaşatan ve geliştiren kentlere verilen bu ödül, benim için Eskişehir’in zaten taşıdığı bir kimliğin tescillenmesi gibiydi. Çünkü Eskişehir’i hep bir Avrupa kenti olarak düşündüm. Gençlerin, kültürün, sanatın, özgürlüğün ve farklılıkların bir arada nefes alabildiği bir şehir…

Bir de Yılmaz Hoca’nın Mor ve Ötesi’nin bütün şarkılarına eşlik etmesi vardı ki… Buradan kendisine kocaman bir maşallah alırız. O gece gençlere gerçekten taş çıkardı.

avrupa-konseyi-seref-bayragi-odulu-takdim-toreni-1

Bazı şehirlerden ayrılırsınız, bazı şehirleri içinizde taşırsınız

Eskişehir’den yine çok güzel duygularla ayrıldım. Bir zaman tünelinde yolculuk yaptım. Porsuk’a karşı uzun uzun bakarken yıllar önce yaşadığım anılar birer birer gözümün önünden geçti. Öğrenciliğim… Arkadaşlarım… İlk hayallerim… İlk heyecanlarım… Ama Eskişehir bana yalnızca geçmişimi hatırlatmadı. Bana yeniden hayal kurdurdu. Belki de bu şehrin en güzel tarafı bu: Geçmişinizi unutturmadan geleceğe bakmayı öğretmesi.

Teşekkürler Eskişehir.

Teşekkürler Ayşe Başkan’ım.

Teşekkürler Bkz. İletişim.

Kayahan’ın dediği gibi, yolu sevgiden geçen herkesle bir gün Eskişehir’de buluşalım.

Çünkü biz, yolu Eskişehir’den geçenler, nereye gidersek gidelim bir şekilde yine kendimizi burada buluyoruz. Ben de yaklaşık 30 yıl önce hayallerimi cebime koyup geldiğim bu şehirden, şimdi cebimde yeni hayallerle ayrıldım.

ayse-baskan-ve-ben

“BENCE GERİDE BIRAKABİLECEĞİMİZ EN DEĞERLİ ŞEY, İNSANLARIN HAFIZASINDA OLUŞAN KARŞILIK”

Yolu Eskişehir’den geçen ve Eskişehir’de kalmayı seçen oyuncu aynı zamanda

Eskişehir Porsuk Festivali Koordinatörü ve Sözcüsü Murat Danacı’yla Porsuk Festivali’nin ayrıntılarını konuştum.

Eskişehir sizin için ne ifade ediyor? Öğrenciliğinizin geçtiği, ardından yaşamaya devam ettiğiniz bu şehirle nasıl bir bağınız var? Eskişehir’de okuyan biri olarak ben kendimi çok şanslı hissediyorum. Siz de bugün geriye dönüp baktığınızda kendinizi şanslı hissediyor musunuz?

Eskişehir benim için sadece yaşadığım ya da çalıştığım bir şehir değil. Hayatımın çok önemli bir bölümünün geçtiği, beni şekillendiren bir şehir. Öğrencilik yıllarım burada geçti. O yıllarda belki bunun ne kadar kıymetli olduğunu tam olarak fark etmiyordum ama bugün geriye dönüp baktığımda, Eskişehir’in bana çok şey kattığını görüyorum. Bence Eskişehir’i özel yapan şeylerden biri, insanın burada kendine bir alan bulabilmesi. Gençseniz, üretiyorsanız, sanatla ilgileniyorsanız, farklı şeyler denemek istiyorsanız şehir size buna imkân veriyor. Farklı insanlarla karşılaşıyorsunuz, farklı fikirlerle tanışıyorsunuz. Benim bugün yaptığım işlerde de bu şehrin bende bıraktığı izlerin çok büyük olduğunu düşünüyorum. O yüzden Eskişehir’e baktığımda biraz da kendi hikâyeme bakıyorum. Porsuk Festivali’ni yaparken bizi heyecanlandıran şeylerden biri de buydu; İnsanın yaşadığı şehre bir şey katabilmesi ve o şehrin kültürüne, sanatına küçük de olsa bir iz bırakabilmesi.

murat-danaci-ve-ben
Fotoğraf: Kerem Bağ

Porsuk Festivali nasıl ortaya çıktı? Festivalin Koordinatörü ve Sözcüsü olarak bu organizasyonun içinde yer almak sizin için ne ifade ediyor?

Porsuk Festivali aslında bir anda ortaya çıkan bir fikir değil. Eskişehir’in kültür-sanat hayatını düşündüğümüzde geçmişten bugüne çok güçlü bir birikim var. Sanatçılarımız, tiyatrolarımız, üniversitelerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız, farklı alanlarda üretim yapan topluluklarımız var. Bir tarafta da bu şehri yaşayan ve kültür-sanata ciddi anlamda ilgi gösteren bir kentli profili var. Biz uzun zamandır bu enerjinin daha büyük bir ortak zeminde buluşabileceği bir yapı üzerine düşünüyorduk. Burada Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ayşe Ünlüce’nin hayalinin çok önemli bir yeri var. Başkanımızın Eskişehir’i kültür, sanat ve sosyal yaşam açısından daha da güçlendiren, bütün şehri içine alan bir festival düzenleme fikri vardı. Plakamızın 26 olmasından yola çıkılarak 2026 yılının Eskişehir Yılı ilan edilmesiyle birlikte de bu hayalin hayata geçmesi için çok güçlü bir zemin oluştu. Biz de bu fırsatı sadece “bir festival yapalım” şeklinde değerlendirmedik. Eskişehir’in zaten var olan kültür-sanat enerjisini bir araya getirelim, Porsuk’un etrafında şehri buluşturalım ve bunu dünyaya da açılan bir yapıya dönüştürelim istedik. Sayın Başkanımızın destekleri, tüm belediyemizin de bu festivali sahiplenmesiyle çalışmalara başladık ve güzel bir işe imza attık. Dolayısıyla Porsuk Festivali’nin çıkışında aslında iki şey var: Birincisi, Eskişehir’in böyle bir buluşmayı hak ettiğine olan inancımız, ikincisi de Ayşe Başkan’ın uzun zamandır taşıdığı festival hayalini 2026 Eskişehir Yılı ile birlikte gerçeğe dönüştürme isteği. Ben de koordinatör ve sözcü olarak bu sürecin içerisinde olmaktan gerçekten çok mutlu oldum. Açık söylemek gerekirse, mutluluğun yanında ciddi bir sorumluluk duygusu da vardı. Çünkü ortaya koyduğunuz şey sadece birkaç günlük bir program değil; Eskişehir’in gelecekteki kültür-sanat hafızasında yer edecek bir başlangıçtı.

Festival oldukça geniş kapsamlıydı ve farklı disiplinlerden çok sayıda etkinliği bir araya getirdi. Hazırlık sürecinde en çok zorlandığınız, sizi en çok heyecanlandıran ne oldu?

En zor tarafı sanırım bu kadar farklı şeyi aynı hikâyenin içerisinde dengeli bir şekilde buluşturmaktı. Çünkü festivalin içerisinde müzik var, tiyatro var, dans var, çocuk etkinlikleri var, bilim ve teknoloji var, uluslararası konuklar var, sergiler var, atölyeler var. Bir taraftan da belediye birimleri, sivil toplum kuruluşları, sanatçılar ve farklı kurumlar sürecin içerisinde.

Her birinin ihtiyacı, çalışma biçimi ve beklentisi farklı. Bütün bunları aynı program içerisinde birbirini destekleyecek şekilde kurgulamak ciddi bir hazırlık gerektirdi. Ama beni en çok heyecanlandıran da aslında tam olarak buydu. İlk başta elimizde sadece fikirler vardı. Sonra o fikirlerin tek tek hayata geçtiğini görmeye başladık. Bir sanatçının programa dahil olması, bir atölyenin şekillenmesi, alanların kurulması, uluslararası konukların gelmesi derken bir bakıyorsunuz, aylar önce konuştuğunuz şey gerçekten karşınızda duruyor. Sanırım bir festival hazırlamanın en güzel tarafı da bu. Kâğıt üzerindeki bir fikrin, sonunda insanların yaşadığı gerçek bir deneyime dönüşmesine tanıklık etmek.

“Eğer insanlar “Ben bu festivalde kendime ait bir şey buldum” diyebiliyorsa, bence festival amacına ulaşmıştır”

Festival sona erdiğinde geriye nasıl bir tablo kaldı? Eskişehir halkının ve özellikle gençlerin ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Beklediğiniz karşılığı alabildiniz mi?

Benim için en önemli gösterge insanların festivali ne kadar sahiplendiği oldu. Çünkü bir festivalin gerçekten başarılı olup olmadığını sadece seyirci sayısıyla ölçmek bana çok doğru gelmiyor. İnsanların alana gelirken heyecanı, bir etkinlikten çıktıktan sonra birbirleriyle kurduğu sohbet, çocukların bir atölyede ürettikleri şeyleri ailelerine göstermesi, gençlerin yeni bir sanatçıyla ya da farklı bir kültürle karşılaşması… Bunlar çok daha kıymetli. Elbette ilk festivalin ardından “Şunu daha iyi yapabilirdik” dediğimiz noktalar olacaktır. Zaten böyle büyük bir organizasyonun ilk yılında bunların ortaya çıkması çok doğal. Ben bunlara eksiklikten ziyade, önümüzdeki yılların yol haritasını oluşturacak deneyimler olarak bakıyorum. Ama geriye dönüp baktığımda beni en çok mutlu eden şey, insanların festivalden sadece bir konser izlemiş ya da bir etkinliğe katılmış olarak değil, bir deneyimin parçası olarak ayrılmış olması. Eğer insanlar “Ben bu festivalde kendime ait bir şey buldum” diyebiliyorsa, bence festival amacına ulaşmıştır.

“2026’nın Eskişehir Yılı olması da bu hayali gerçeğe dönüştürmek için çok anlamlı bir başlangıç oldu”

Her festivalin ardında bir fikir, bir ihtiyaç ve bir motivasyon vardır. Siz Porsuk Festivali’ni hayata geçirirken nasıl bir hayalin peşinden gittiniz? Festival sona erdiğinde, yola çıkarken hedeflediğiniz etkiyi yarattığınızı düşündünüz mü?

Aslında bizim hayalimiz hiçbir zaman sadece birkaç gün sürecek büyük bir etkinlik yapmak değildi. Ayşe Başkan’ın da uzun zamandır hayalini kurduğu şey, Eskişehir’in tamamını içine alan, şehrin kültür-sanat hayatına yeni bir soluk getiren ve zaman içerisinde kendi geleneğini oluşturabilecek bir festivaldi. 2026’nın Eskişehir Yılı olması da bu hayali gerçeğe dönüştürmek için çok anlamlı bir başlangıç oldu. Biz insanların sadece sahneye bakıp bir gösteri izlediği bir festival istemedik. İnsanların karşılaşmasını istedik. Bir çocuğun ilk kez bir bilim atölyesine katılması, bir gencin daha önce hiç tanımadığı bir sanatçıyla tanışması, Eskişehirli bir sanatçının dünyanın başka bir yerinden gelen bir sanatçıyla aynı ortamda bulunması… Bunların hepsi bizim hayalimizin bir parçasıydı. Bir de festivalin şehre ait olmasını istedik. O yüzden Porsuk bizim için çok önemli. Festival Adalar’da, Köprübaşı’nda, Kentpark’ta, Sümerpark’ta, İskele26’da farklı biçimlerde hayat buldu. Yani festival tek bir alanda kurulup şehre bakmadı, şehrin içerisine karıştı. Benim için asıl hayal de burada başlıyor; Bugün bir festival yaptık ama bundan yıllar sonra insanlar “Porsuk Festivali” dediğinde Eskişehir’i hatırlıyorsa, kendi anılarını bu festivalle ilişkilendiriyorsa, yeni sanatçılar ve yeni fikirler bu festival sayesinde görünür oluyorsa, o zaman gerçekten bir şey başarmışız demektir.

“Porsuk sadece bir nehir değil, şehrin hafızasının bir parçası”

Porsuk Festivali’nin adında bile Eskişehir’in ruhunu taşıyan Porsuk var. Porsuk Nehri’nin festivalin kimliğinde nasıl bir yeri var? Şehrin kültürüyle festival arasında nasıl bir bağ kurmak istiyorsunuz?

Porsuk, Eskişehir için sadece içinden geçen bir nehir değil. Şehrin hafızasının bir parçası. Hepimizin Porsuk’la ilgili bir anısı var. Bir yerde buluşmuşuzdur, yürümüşüzdür, arkadaşlarımızla vakit geçirmişizdir. Eskişehir’i Eskişehir yapan görüntülerden biridir. Bu yüzden festivalin adının Porsuk olması bizim için çok doğal ama aynı zamanda çok anlamlıydı. Porsuk’un bir de bağlayıcı bir tarafı var. Şehrin farklı noktalarından geçiyor, farklı insanları aynı kıyıda buluşturuyor. Biz de festivalin; farklı yaşları, farklı kültürleri, farklı sanat disiplinlerini ve farklı insanları bir araya getirerek böyle bir bağ kurmasını istedik. Festivalin farklı alanlara yayılmasının nedeni de aslında biraz bu: Şehrin farklı noktalarında, farklı insanları sanatın etrafında buluşturmak. Nasıl Porsuk şehrin içinden akarak farklı noktaları birbirine bağlıyorsa, biz de festival aracılığıyla farklı insanları ve kültürleri birbirine bağlamak istiyoruz. Tabii festivalin uluslararası tarafı da vardı ve bu önemli. Dünyanın farklı ülkelerinden insanlar Eskişehir’e geldi. Kendi kültürlerini burada paylaştılar. Eskişehir’den de dünyaya bir şeyler taşıyorlar. Bu açıdan baktığınızda Porsuk, festivalin “yerel” tarafını korurken aynı zamanda dünyaya açılan kapısı…

Bir festivalin başarısını yalnızca etkinlik sayısı ya da katılımcı sayısıyla ölçmek mümkün değil. Sizce Porsuk Festivali geride nasıl bir kültürel iz bırakmalı? Birkaç yıl sonra “İyi ki bu festival yapılmış” dedirtecek şey ne olur?

Bence geride bırakabileceğimiz en değerli şey, insanların hafızasında oluşan karşılık. Yıllar sonra bir çocuk büyüyüp “Ben ilk kez o festivalde bir bilim atölyesine katılmıştım” derse… Bir genç “Orada izlediğim bir sanatçı beni başka bir alana yönlendirdi” derse… Bir Eskişehirli “O festivalde dünyanın başka bir yerinden gelen insanlarla tanışmıştım” diye hatırlarsa, işte o zaman festival gerçekten bir iz bırakmış demektir. Çünkü kültür-sanatın etkisini sadece rakamlarla ölçemiyorsunuz. Bazen bir konserden sonra kurulan bir arkadaşlıkta, bir çocuğun merakında, bir sanatçının yeni bir iş üretme cesaretinde ortaya çıkıyor. Porsuk Festivali’nin Eskişehir’in kültürel hafızasında böyle bir yere sahip olmasını isterim.

“Başkanımızın Eskişehir’in geleceğine dair bir vizyonu var ve kültür-sanatın da bu geleceğin çok önemli bir parçası olduğunu düşünüyor”

Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce ile birlikte çalışıyorsunuz. Başkan Ünlüce’yi nasıl tanımlarsınız? Bir kadın belediye başkanı olarak özellikle kültür-sanat alanındaki yaklaşımının sizce nasıl bir farkı var?

Ayşe Başkan’ı benim açımdan en iyi tanımlayan şeylerden biri, kente sadece bugünden bakmaması. Eskişehir’in geleceğine dair bir vizyonu var ve kültür-sanatın da bu geleceğin çok önemli bir parçası olduğunu düşünüyor. Porsuk Festivali özelinde de bunu çok net gördük. Çünkü bu festival fikri yalnızca bizim ekip olarak ortaya koyduğumuz bir program değildi. Başkanımızın uzun zamandır hayalini kurduğu, Eskişehir’in tamamını içine alan büyük bir festival düşüncesi vardı. 2026’nın Eskişehir Yılı olmasıyla birlikte de bu hayali somutlaştırmak için önemli bir adım atıldı. Ben Başkan’ın yaklaşımında özellikle şu tarafı değerli buluyorum: Kültür ve sanatın belirli bir kesimin ulaşabildiği bir alan değil, herkesin hayatının içinde olması gerektiğine inanıyor. Çocukların, gençlerin, ailelerin, farklı kültürlerden insanların, sanatçıların ve kentte yaşayan herkesin kendine bir yer bulabileceği bir şehir hayal ediyor. Bir de üretmek isteyen insanlara alan açılması gerektiğine inanıyor. Bence bir belediye başkanının en önemli görevlerinden biri de bu alanı yaratabilmek. Her şeyi kendiniz üretmek zorunda değilsiniz; bazen doğru insanları bir araya getirip onların üretmesine imkân vermek çok daha değerli. Porsuk Festivali’nin arkasındaki en önemli motivasyonlardan birinin de bu olduğunu düşünüyorum. Başkanımızın hayali, ekibin emeği ve Eskişehir’in enerjisi bir araya gelince böyle bir festival ortaya çıktı.

“Öğrenciyken Porsuk’un kenarında yürürken bir gün Porsuk’un adını taşıyan uluslararası bir festivalin parçası olacağımı düşünmezdim”

Öğrencilik yıllarınızın geçtiği bir şehirde bugün kültür-sanat üreten ve bir festivalin koordinasyonunu üstlenen biri olarak kendinize dışarıdan baktığınızda ne görüyorsunuz? Öğrencilik yıllarındaki Murat Danacı’ya bugün yaptıklarınızı anlatsaydınız, size inanır mıydı?

Muhtemelen önce biraz şaşırırdı. Çünkü öğrenciyken insan önündeki hayatı bu kadar net göremiyor. Hangi yollardan geçeceğinizi, kimlerle karşılaşacağınızı, hangi işlerin sizi nerelere götüreceğini bilmiyorsunuz. Ama o günkü Murat’a bir şey söyleme şansım olsaydı sanırım şunu söylerdim: “Merak etmeye devam et. Üretmeye devam et. Ve yaptığın işin bir anlamı olduğuna inan.” Çünkü bugün dönüp baktığımda, yıllar önce kurduğum bazı bağların, tanıştığım insanların ve yaşadığım deneyimlerin bugün yaptığım işlerde karşıma çıktığını görüyorum. Belki öğrenciyken Porsuk’un kenarında yürürken bir gün Porsuk’un adını taşıyan uluslararası bir festivalin parçası olacağımı düşünmezdim. Hayatın güzel tarafı da biraz bu galiba. Önünüzde ne olduğunu bilmiyorsunuz ama yaptığınız şeyleri samimiyetle ve iyi niyetle yapmaya devam ettiğinizde, yıllar sonra bazı taşların aslında birbirine bağlandığını görüyorsunuz.

porsuk-akiyor-eskisehirde-festival-heyecani-devam-ediyor-25

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mutlu Hesapçı Arşivi