Mutlu Hesapçı

Mutlu Hesapçı

“Oyunculuk bana yaşamayı yeniden öğretti”

Ali Vatansever'in İstanbul Film Festivali'nde izleyiciyle buluşan Bir Arada Yalnız filminde İzzet karakterine hayat veren genç oyuncu Onur Gözeten, rolü için yaklaşık 16 kilo verdi. Ancak onun için bu film yalnızca fiziksel bir dönüşüm değil; yaşam ve ölüm üzerine yeniden düşünmesini sağlayan önemli bir deneyim oldu. Benim içinse İzzet karakteri ve Onur Gözeten'in performansı filmin bitmesiyle geride kalmadı; üzerine düşünmeye devam ettiğim bir deneyime dönüştü. Belki de bu yüzden onu daha yakından tanımak istedim. Yakında izleyiciyle buluşacak ‘Şerife Tavşan’ ve ‘Taş ve Tüy’ filmlerindeki performansını merakla beklerken, tiyatro sahnesinde Kafka'yı canlandırıyor olması da heyecanımı artırıyor. Kendisiyle oyunculuğa bakışını, bağımsız sinemayı, mesleğinin ona kattıklarını ve yeni projelerini konuştuk. Ayrıca röportajımızı https://www.youtube.com/@mutluhayatperdesi izleyebilirsiniz.

imza-foto-2

Seni ilk kez yıllar önce Prestij Meselesi’nde Özcan Deniz'in gençliğini canlandırırken tanımıştım. Sonra izlediğim her projede bambaşka karakterlerle karşılaştım. Oyunculuk biraz da kendini ve seyirciyi sürekli şaşırtmak mı?

Bence öyle. Zaten kariyerimizin nasıl şekilleneceği her zaman bizim elimizde olmuyor. Ama ben kendimi şanslı hissediyorum. Bugüne kadar farklı karakterler oynayabildim ve bu yolculuktan mutluyum.

“Hayatta bir kez karşılaşılabilecek işlerden biri gibi hissediyorum”

İstanbul Film Festivali'nde yarışan Bir Arada Yalnız senin kariyerinde de önemli bir yerde duracak gibi görünüyor.

Kesinlikle öyle. Hayatta bir kez karşılaşılabilecek işlerden biri gibi hissediyorum. Senaryoyu ilk okuduğumuz andan itibaren çok etkilendim. Ali Vatansever'in hikâyeye yaklaşımı, karakterlere bakışı ve sette kurduğu ilişki benim için çok öğreticiydi. Bana bu yaşta böyle zor bir karakteri emanet etmesi büyük bir güven göstergesiydi. Hem Tallinn'de hem de İstanbul'da aldığımız tepkiler de doğru bir iş yaptığımızı hissettirdi.

“Psikolojik hazırlık ise benim için daha dönüştürücüydü”

Filmde kanserle mücadele eden İzzet'i canlandırıyorsun. Fiziksel ve psikolojik olarak çok zorlayıcı bir rol. Hazırlık süreci nasıl geçti?

En çok fiziksel tarafı konuşuluyor ama ben buna "metot oyunculuğu" demiyorum. Rol için zayıflamam gerekiyordu ve zayıfladım. Yaklaşık 16 kilo verdim. Vücudum buna alışınca da fark etmeden 51 kiloya kadar düştüm. Ben işimi çok seviyorum. Bir şeyi yapıyorsam elimden gelenin en iyisini yapmak istiyorum. O yüzden bu süreci sonuna kadar yaşamayı seçtim. Psikolojik hazırlık ise benim için daha dönüştürücüydü. Bu hastalığı yaşamış insanlarla görüştüm. Özellikle onkoloji hastalarının aileleriyle çalışan gönüllü oluşumlarla bir araya geldim. Onların anlattıkları bana sadece karakteri değil, yaşamı da başka bir yerden görmeyi öğretti.

biraradayalniz-04

“Bu film bana mesleğimi de, hayatı da daha çok sevdirdi”

Film bende de çok güçlü duygular bıraktı. Sağlığın kıymetini, empatiyi, yaşamla ölüm arasındaki ince çizgiyi yeniden düşündürdü. Sende nasıl bir iz bıraktı?

Daha hazırlık aşamasında bile beni değiştirmeye başlamıştı. Günlük hayatın telaşı içinde çoğu zaman görmezden geldiğimiz sağlık ve ölüm kavramları üzerine uzun uzun düşünmeye başladım. Kendimi filmde izlemek ise çok acayipti. Kendime inanılmaz yabancılaştım. "Bu ben değilim" duygusunu yaşadım. Normalde yaptığım işleri izlemeyi severim ama bu filmi izlemek bana kolay gelmedi. Filmin bana en büyük katkısı ise yaşamın değerini yeniden hatırlatması oldu. Ali Hoca'nın da söylediği gibi, insan ölümü düşünemediği için yaşamı düşünmeye başlıyor. Bu film bana mesleğimi de, hayatı da daha çok sevdirdi.

“Benim için oyun, insanı besleyen bir alan”

Bu kadar genç yaşta böyle ağır bir karakterle karşılaşmak büyük bir deneyim olmalı.

Kesinlikle öyle. Eğer oyunculuğu psikolojik olarak insanı yoran bir şey gibi görseydim belki beni olumsuz etkileyebilirdi. Ama ben oyunculuğa böyle bakmıyorum. Benim için oyun, insanı besleyen bir alan. Filmin sonunda hissettiğim en güçlü duygu rahatlamaydı. Çünkü çoğumuz bu insanların yaşadıklarını bilmiyoruz. Eğer bu film sayesinde birkaç kişi bile onların dünyasına biraz daha yaklaşabildiyse, bütün o emek anlamını bulmuş demektir.

“Bugün geriye dönüp baktığımda ağır ağır ilerleyen bu yol bana daha güvenli geliyor”

Böyle bir projeyle genç yaşta karşılaşmanın büyük bir şans olduğunu düşünüyorum. Pek çok oyuncu kariyerinin başında daha popüler işlere yönelir. Sen ise sanki daha sağlam adımlarla ilerlemeyi tercih ediyorsun. Şöhret konusunda hiç aceleci olmadın mı?

Açıkçası ilk zamanlarda her şeyin daha hızlı olacağını düşünüyordum. Ama zamanla kariyerin biraz da yaptığınız tercihlerle şekillendiğini gördüm. Mesela Bir Arada Yalnız bizim için öyle bir projeydi. O kadar kilo vermek demek, bir süre ana akım işlerden uzak kalmak demekti. Ama hem oyunculuğumuz hem de kariyerimiz adına doğru olanın bu olduğuna inandık. En önemlisi de bunu gerçekten yapmak istedik. Bugün geriye dönüp baktığımda ağır ağır ilerleyen bu yol bana daha güvenli geliyor. Belki karakterim de biraz böyle ama şu an bulunduğum yerden gerçekten mutluyum.

biraradayalniz-dayiii-21-1

“Prestij Meselesi döneminde ister istemez büyük bir beklentinin içine girdim”

Aslında beklentinin yükseldiği dönemler de oldu. Prestij Meselesinde Özcan Deniz'in gençliğini canlandırdın. O dönem senin için nasıl geçti?

O film için bu kez tam tersine yaklaşık 16-17 kilo almıştım. Büyük bir tanıtım süreci vardı. Mahsun (Kırmızıgül) Hoca'nın söyledikleri, yapılan tanıtımlar, afişler... Röportajlar, televizyon programları derken ister istemez büyük bir beklentinin içine girdim. Filmin vizyona girmesinin hemen ardından deprem felaketi yaşandı. Hayatın öncelikleri tamamen değişiyor. Böyle bir dönemde ne filmi ne de başka bir şeyi düşünebiliyorsunuz. Sonrasında dönüp baktığımda aslında hayatın bana başka bir yol açtığını gördüm. Ardı ardına bağımsız filmler geldi.

O bağımsız filmler nelerdi?

Hemen ardından ‘Merhaba Anne, Benim, Lou Lou’, ‘Taş ve Tüy’ ve ‘Bir Arada Yalnız’ film projeleri oldu. Aynı dönemde konservatuvardan arkadaşlarımla bir tiyatro oyunu hazırlamaya başladık. Dönüp baktığımda iyi ki böyle olmuş diyorum. Belki o zaman beklediğim şeyler gerçekleşseydi bugün yaptığım bu işler hiç olmayacaktı. O yüzden yaşadıklarımdan memnunum.

“Bir kısa filmin insanın hayatında bu kadar iz bırakabileceğini açıkçası ben de bilmiyordum”

Son dönemde oynadığın filmlere baktığımızda da birbirinden çok farklı karakterler görüyoruz. ‘Merhaba Anne, Benim Lou Lou’, ‘Taş ve Tüy’, ‘Şerife Tavşan’... Ortak noktaları ise bağımsız sinema hikâyeleri.

Aslında ‘Merhaba Anne, Benim Lou Lou’yu Bir Arada Yalnız’dan önce çektik. Benim için yine çok dönüştürücü, çok öğretici bir film oldu. Orada İzmir'in bir köyünden İstanbul'a gelen, okulunu performans sanatçılığı yaparak okumaya çalışan kuir bir karakteri canlandırıyorum. Film, annesinin ölüm haberini aldıktan sonra memleketine dönmesi ve babasıyla yüzleşmesini anlatıyor. Filmin bana kattıkları gerçekten çok büyük. Bir kısa filmin insanın hayatında bu kadar iz bırakabileceğini açıkçası ben de bilmiyordum. Yönetmenim Atakan Yılmaz'a her zaman teşekkür ediyorum. Benim için hem ufuk açıcı hem de oyunculuk yolculuğumda önemli bir dönüm noktası oldu.

“Oyunculuk aslında beni sadece bir mesleğe değil, kendi ezberlerimden de kurtardı”

Bu kısa film neden bir dönüm noktası oldu?

Ben Fatih'te büyüdüm. Daha muhafazakâr bir çevrede yetiştim. Oyunculuk aslında beni sadece bir mesleğe değil, kendi ezberlerimden de kurtardı. Bana öğretilen kalıpları sorgulamaya başladım. Lulu ise bana özgürlüğümü hatırlatan iş oldu. O karakterin sorularını sormak, sette birlikte çalıştığımız insanlarla aynı dünyayı paylaşmak; hem kendime hem insanlara hem de hayata bakışımı değiştirdi. Şerife Tavşan ve Taş ve Tüy de yine bambaşka karakterlerdi. Bir oyuncu olarak en çok istediğim şey de bu aslında. Her işte yeniden öğrenebilmek, yeniden şaşırabilmek.

“Ana akım işleri de yapmak istiyorum”

Sanki oyunculuk anlayışın da tam burada şekilleniyor. Aynı karakteri tekrar etmek yerine her projede başka bir insanın hayatını yaşamayı tercih ediyorsun.

Evet. Ben oyunculuğu biraz böyle anlıyorum. Elbette hepimizin çalışması, hayatını kazanması gerekiyor. Ana akım işleri de yapmak istiyorum. Ama bir projeye "Evet" demeden önce kendime hep aynı soruyu soruyorum: Bu rol bana maddi ve manevi olarak ne katacak? Bazen bir karakter sizi insan olarak değiştiriyor, bazen de oyuncu olarak büyütüyor. Benim için önemli olan o yolculuğun içinde olmak. Bugün her şey çok hızlı tüketiliyor. Daha görünür olmanın başka yolları var. Ama ben hâlâ sağlam bir temel kurmanın daha kalıcı olduğuna inanıyorum.

“Kendine ait bir yol kurabildiğinde insanlar sizi mutlaka fark ediyor”

Oyunculuk yolculuğuna baktığımda, seni asıl farklı kılan şeyin de bu olduğunu düşünüyorum. İyi oyuncu olduğunda bağımsız film ya da kısa film olması fark etmiyor; bir şekilde fark yaratıyorsun.

Ben de buna inanıyorum. Kendine ait bir yol kurabildiğinde insanlar sizi mutlaka fark ediyor. Festivallerde filminizi dünyanın başka yerlerinden insanların izlemesi, hiç tanımadığınız birinin size yazması ya da başka bir ülkede filminiz üzerine konuşabilmek benim için çok kıymetli. Açıkçası bir oyuncu için sinemanın yeri bambaşka. Beyazperdenin kurduğu bağ çok özel. Ben de o bağın içinde olmaya devam etmek istiyorum.

kafka-onur

TEK KİŞİLİK TİYATRO OYUNU KAFKA ‘DÖNÜŞÜM’

Sinemanın yanı sıra tiyatro da hayatında çok önemli bir yerde duruyor. Son dönemde de Kafka'nın ‘Dönüşüm’ünden yola çıkan tek kişilik bir oyunla seyirci karşısındasın. Neden Kafka?

Aslında bu fikir Mahmut Eker'le yaptığımız sohbetlerde ortaya çıktı. Yıllardır birlikte çalışıyoruz ve bir gün "Kafka'yı sahneye taşımalıyız" dedik. Kafka'yı bana yakın hissettiren şey, çağının çok ötesinde meseleler anlatmış olması. Bugün hâlâ insanların yaşadığı yalnızlığı, yabancılaşmayı ve aile ilişkilerini yıllar önce yazmış. Oyunu hazırlarken sadece Dönüşüm’ü değil, Kafka'nın mektuplarını ve hayatını da okuduk. Biz de sahnede yalnızca Gregor Samsa'yı değil, biraz da Kafka'nın dünyasını anlatmaya çalışıyoruz.

“İki kişi Türkiye’nin her yerine gidip oyunu kuruyor, oynuyor ve topluyoruz”

Oyun aynı zamanda turneyle Türkiye'nin birçok şehrini dolaşıyor.

Evet, biz tamamen turne tiyatrosu olarak çalışıyoruz. Dekorumuz iki valize sığıyor. Mahmut Eker ve ben gidip oyunu kuruyor, oynuyor ve topluyoruz. Beni en çok mutlu eden ise gittiğimiz şehirlerde seyirciden aldığımız karşılık. Bazen lise öğrencileri geliyor, bazen hayatında ikinci kez tiyatro izleyen insanlar... Onların oyundan sonra bizimle konuşması bütün yorgunluğu unutturuyor. O seyirciyle karşılaşmak benim için çok kıymetli.

“Kendimi en özgür hissettiğim yer sahne”

Oyunculuk, oynamak sana ne hissettiriyor?

Oyunculuk bana yaşamayı yeniden öğretti. Oyunculuk artık benim için günlük hayatın bir parçası gibi. Kendimi en özgür hissettiğim yer sahne. Biraz çocuk olmak gibi aslında. Çocuklar hiçbir şeyi hesaplamadan, içgüdüleriyle yaşarlar. Oyunculuk da bana göre insanın o saflığı yeniden hatırladığı bir alan. Hayatta bazı anlar vardır; "İyi ki bunu yaşamışım" dersiniz. Biz oyuncular o anları her karakterle yeniden kurmaya çalışıyoruz. Belki de mesleğimizin en büyük ayrıcalığı bu.

Sanırım oyunculuğun en güzel tarafı da hiç yaşayamayacağın hayatları deneyimleyebilmek.

Kesinlikle öyle. Hiç giymeyeceğim hayatları, hiç tanımayacağım insanları yaşayabilmek... Mesleğimin bana verdiği en büyük ödül bu. Elbette her işin zor yanları var. Ama ben hep iyi tarafına bakmaya çalışıyorum. Oyunculuğu gerçekten çok seviyorum. Ömrüm boyunca da bu mesleği yapmayı istiyorum.

tiyatro-oyunu-kafka

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mutlu Hesapçı Arşivi