Mutlu Hesapçı

Mutlu Hesapçı

İstanbul Limonatası: Kendine kavuşma cesareti

Bütün olup bitene artık sırtımı dönmeye karar verdiğim bir zamana geçtim. Çünkü bütün bu olan biteni aklım almıyor. Dönen oyunlara kafam basmıyor. Bu kadar kötülük kimden ve neden geliyor?

Her yer kuşatılmış, duvarlarla örülmüş gibi... Çarpa çarpa uçmaya çalışan, kanatları kırık bir kuş gibi hissediyorum kendimi. Oysa tek istediğim özgürce uçabilmek; iyi niyetle, kimseye zarar vermeden, herkese kanatlarım değerek güvenebilmek. Son günlerde en çok “Allah kuru iftiradan saklasın” duasının içinde debeleniyorum.

Memleket yangın yeri... Ve sanki bu yangının ortasında kim yanarsa, orada kalıyor. Memlekete, gündeme dair düşünmekten kafamı yerinde hissedemiyorum ve içimden hiçbir şey gelmiyor. Hatta bakmamak, görmemek, hiçbir şey söylemeden öylece kalmak istiyorum. “Evden çıkmamak en iyisi” diyerek sadece televizyon izliyor, aralarda kitap okuyorum.

Tam da uyuşmuş bir sorgulamanın içindeyken, iletişim danışmanı ve çok eski arkadaşım Sibel Keyvan’dan özel bir kitap lansmanı için yemek daveti aldım. Memlekete kaçmaya hazırlandığım bir zamana denk geliyordu ancak bu daveti geri çevirmek olmazdı. Öncelikle eski arkadaşımı görmek çok iyi gelirdi. Bu düşüncelerle yemeğe gitmeye karar verdim.

Bir sofrada başlayan şifalanma

CucinaNo75 ev sahipliğinde, Selin Kutucular’ın geceye özel tasarladığı menü eşliğinde ‘İstanbul Limonatası’ kitabının sofrasında buldum kendimi. Uzun süredir görmediğim ve görmekten mutlu olduğum eski tanıdıklarım, arkadaşlarım ve yeni tanıştığım güzel insanlar eşliğinde böyle bir etkinlikle karşılaşmak, şifalanmanın başlangıcı oldu.

whatsapp-image-2026-07-27-at-17-04-02

Yasemin Özek’in yeni kitabı ‘İstanbul Limonatası’ okuyucularıyla buluştu

Yazar Yasemin Özek ve yaşama dair anlatılarıyla romana ilham olan Moshe Aelyon’un eşliğinde ortaya çıkan ‘İstanbul Limonatası’, özlediğim bütün duyguları anlatan bir kitap olmuş. Epsilon Yayınevi’nden çıkan Yasemin Özek imzalı ‘İstanbul Limonatası’, bir insanın kendine kavuşma cesaretini anlatan sarsıcı bir roman.

“İstanbul’un kokusundan Amerika’daki bir hayata uzanan bu hikâye, hafıza ve iç hesaplaşma arasında güçlü bir anlatı sunuyor. İstanbul Limonatası, okuru Amerika’da kurulan bir hayatın kırılma anından 70’ler ve 80’lerin İstanbul’una, özellikle de Adalar’ın çok katmanlı hafızasına uzanan sarsıcı bir iç yolculuğa davet ediyor. Kurulu bir hayatın tam ortasında ansızın yaşanan bir kırılmayla başlıyor. Dışarıdan bakıldığında sağlam görünen bir düzen; aile, alışkanlıklar ve yıllar içinde kurulan denge, tek bir yüzleşmeyle sarsılıyor ve hayatın görünen yüzüyle iç dünyası arasındaki mesafe görünür hâle geliyor. Bir anda ortaya çıkan bir durum, yalnızca yaşananları değil, yıllardır ertelenmiş duyguları ve bastırılmış iç sesleri de gün yüzüne çıkarıyor.
Bu roman, sadakat ile hakikat arasındaki gerilimi, aşk ile kimlik arasındaki çatışmayı ve insanın kendinden bile sakladığı gerçeklerle yüzleşme anını merkezine alıyor. Aşkın, alışkanlıkların ve içsel çatışmaların iç içe geçtiği bu hikâye, insanın en zor yüzleşmesinin çoğu zaman kendi içinde yaşandığını hatırlatıyor. Hayat boyunca yaşanan dönüşümlerin en sarsıcı olanının, insanın kendine karşı ilk kez açık olduğu an olabileceğini hissettiren metin, bu yönüyle derin ve katmanlı bir iç hesaplaşma deneyimi sunuyor.”

Bir dost meclisinde buluşarak kitabın yemekler eşliğinde konuşulduğu o gece, herkes kendi yüzleşmesini yaşadı. Kitaptan pasajların okunduğu, özlediğimiz duygulara döndüğümüz bir geceydi. İnsan kendini bulma yolculuğunda ne çok şey yaşıyordu ve ne zaman kendini tam olarak bulabilecekti?

Eve geldiğimde büyük bir heyecan ve merakla kitabı okumaya başladım. Elimden bırakamadım ve o gece kitap bitti. Bittiğinde, yaşadığımız hayatın kendimizi bulma yolculuğunda kuşaklar öncesiyle bağlantılı olduğu ama yaşayacağımız tek bir hayatın bize ait olduğu üzerine çokça düşündüm.

whatsapp-image-2026-07-24-at-15-06-51

“Bir insan, yaşamı boyunca kaç defa yeniden doğar?” 40 yaşındaki kahramanımız yeniden doğmayı başarıyor. Bu cesaret, yeniden doğmak ve kurduğu düzeni altüst etmek herkesin yapabileceği bir şey değil. Kendisi yeniden doğarken hayatındaki insanların bu yeniden doğuşa şahitlik etmesi de o kadar zor; bunu kabullenmeleri o kadar güç ve sancılı ki!

Dario kendi sesini dinleyen, duygularını ve kimliğini bastırmayı seçmeyen bir karakter. Ondan alacağımız ilhama ve cesarete o kadar çok ihtiyacımız var ki... Çünkü kendi hayatını yaşamayan ve içinde bulunduğu düzeni bozmamak adına mutsuz yaşayan o kadar çok insan var ki. Mutsuzluktan ölünür mü? Evet, ölünür. Çünkü yaşamak çok güzel bir şey ve tek bir hayatımız var.

‘İstanbul Limonatası’; içinden deniz ve yemek kokusu geçen, müziğin eşlik ettiği, aşkın gücünü anlatan ve geçmişine de sıkıca sarılan bir bireyin yeniden doğma hikâyesi. Bu doğuşta elbette kırılan çok şey var; öyle limonatayla geçiştirilebilecek bir şey de değil. Ama Dario’nun iyi bir insan olması ve bazı şeyler kırılsa da onları tamir etme çabası işe yarıyor. Hikâye, “Herkes kendi hayatında mutlu olsun” duygusuna dönüşebiliyor.

Masada toplanmak, geçmişe ve aşka dair konuşmak, güvenerek her şeyi paylaşmak o kadar iyi geldi ki! Kanadı kırık bir kuş gibi, güvensiz gittiğim bir ruh hâlinden; kitaptan aldığım ilhamla özgürce uçabileceğim ve hayatımı değiştirebileceğim duygusuyla ayrıldım.

İstanbul’un sokaklarında özgürce dolaştım, adaya gittim, kokusunu içime çektim ve üstüne buz gibi bir İstanbul Limonatası içtim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mutlu Hesapçı Arşivi