Mutlu Hesapçı

Mutlu Hesapçı

“Bu çocuklar nasıl büyüyor, neler yaşıyor?”

O kadar naif ve güzel bir kısa film olmuş ki… Tam tadında, her şeyi yerli yerinde ve anlamlı. Sis Gürdal’ın yazıp yönettiği “Porkatal”, çocukluğun masum dünyasından bakarak oldukça ağır bir gerçeği anlatıyor. Cezaevinde anneleriyle büyüyen çocukların dünyasına, onların göz hizasından bakıyor. Gürdal’ın deyimiyle, “Bu çocuklar nasıl büyüyor, neler yaşıyor?” sorusunun peşine düşen film, dünya prömiyerini yaptığı 32. Saraybosna Film Festivali’nden Jüri Özel Mansiyon Ödülü’yle döndü. Filmin ardında ise yalnızca bir ödül hikâyesi değil, bir çocuğun dünyasına dokunma ve onu olduğu yerden, incitmeden anlatma çabası var.

Yapımcılığını Laure Dahout ile Sinan Yusufoğlu’nun üstlendiği filmin festival yolculuğu yeni başladı, filmi herkes izlesin çok isterim. Oyuncu olmayan ama oynadığı karaktere ruh katan çocuk Musab Yılmaz çok çok iyi. Harikasın çocuk! Bu özel kısa filmi senaristi ve yönetmeni Sis Gürdal ile konuştum.

sis-gurdal-musab-yilmaz-kamera-arkasi-credits-bulent-yoruk
Sis Gürdal- Musab Yılmaz / fotoğraf: Bülent Yörük

Tebrik ediyorum, çok mutlu oldum. Yazıp yönettiğiniz Türkiye-Fransa ortak yapımı kısa film Porkatal”, dünya prömiyerini gerçekleştirdiği 32. Saraybosna Film Festivalinin Kısa Film Yarışması’ndan ölle döndü. Film, uluslararası jüri tarafından Jüri Özel Mansiyon Ödülü’ne layık görüldü. Bu ödülün sizin için anlamı nedir? Ödül bekliyor muydunuz?

Teşekkür ederim. Açıkçası beklemiyordum, ödül hepimizi çok mutlu etti. Filme kattığı görünürlük elbette çok kıymetli, ama benim için asıl özel olan filmi ilk kez büyük ekranda, seyirciyle ve ekibimizle birlikte izlemekti. Çok güzel tepkiler aldık. Ekibimizden filmi ilk kez orada izleyenler vardı. Filmi bitirdikten sonra yaşanan bu an her zaman çok değerli oluyor.

“Senaryoyu çok sevdi ve filmi yapmak istediğini söyledi”

O kadar naif ve güzel bir kısa film olmuş ki… Tam tadında, her şeyi yerli yerinde ve anlamlı. Filminizi çok beğendim. Fikir ve hikâye nasıl ortaya çıktı? Kısa film yapmaya karar verme aşamasında neler yaşandı ve proje nasıl hayata geçti?

Çok teşekkür ederim. Ülkemizde cezaevinde anneleriyle yaşayan çocuklar üzerine düşünmeye başladım. Sıfır ile altı yaş arasında annesiyle cezaevinde büyüyen çocuklar, altı yaşından sonra yanlarına gidebilecekleri akrabaları varsa onlara, yoksa ilgili kurumlara teslim ediliyor. Bu çocuklar nasıl büyüyor, neler yaşıyor? Bunları düşünürken filmin ana karakteri kafamda canlanmaya başladı: cezaevinde büyümüş, hayatında hiç köpek ya da kedi görmemiş, yalnızca kadınların arasında yetişmiş bir çocuk. Böyle bir çocuk Türkiye toplumunda nasıl gelişir, nasıl büyür, nasıl bir hayat sürer? Hikâyeyi onun bakış açısından kurarken hep bunları düşündüm. Aslında Covid sırasında yazıp bir köşeye koyduğum bir senaryoydu. Yıllar sonra, daha önce birlikte çalıştığım yurt dışındaki bir yapımcı benden senaryo istedi. Senaryoyu çok sevdi ve filmi yapmak istediğini söyledi. Film böylece yeniden hayat buldu.

porkatal-afis

“Porkatal’da ise ben dışarıyı anlatmaya çalıştım diyebiliriz”

Filmi izlerken ister istemez Uçurtmayı Vurmasınlar” filmi aklıma geldi. Çocuğun gözünden anlatılan ve unutamadığım dünyaya şimdi sizin kısa ama etkili filminiz de eklendi. Hatırlatması anlamında bu yorumuma ne dersiniz?

Filmi izleyenlerde doğal olarak böyle bir çağrışım oluyor; sonuçta aynı meseleye bakıyoruz. Uçurtmayı Vurmasınlar çok önemli bir film. Cezaevindeki kadınların bir çocuğu birlikte sahiplenmesini, özellikle de Barış'la İnci arasındaki bağı anlatıyor. Hikâyenin böyle kadın merkezli bir yerden kurulmasını çok değerli buluyorum. Porkatal’da ise ben dışarıyı anlatmaya çalıştım diyebiliriz. Filmin ana karakteri kadınların dünyasından ayrılıp erkeklerin dünyasına adım atıyor; toplumdaki kimliği tamamen değişiyor.

“Musab çok zeki ve yetenekli bir çocuk, gerçekten şanslıydık”

Ya, küçük çocuğu yerim ben, kıyamam ona” şeklinde izledim filmi. Çocuk oyuncuyu nasıl buldunuz? Böylesi ağır ve duygusal bir konunun başkahramanı olarak onu psikolojik ve oyunculuk açısından nasıl hazırladınız?

Oyuncu arayışımız çok zorlu ve uzun bir süreç oldu. Profesyonel bir çocuk oyuncudan ziyade, filmi çektiğimiz köyden başlayarak İzmir'in neredeyse bütün köylerini gezdik, oradaki çocuklarla tek tek tanıştık. Musab'ı bulmamız büyük şans oldu. Hem de çekime yalnızca üç gün kala. Filmdeki diğer çocukların hepsi de çekim yaptığımız Birgi köyünde yaşayan, daha önce oyunculuk yapmamış çocuklar. Bu yüzden çekimler çok doğal geçti. Musab'la çalışırken Kutay Sandıkçı ile birlikte ilerledik; kendisi özellikle çocuklarla çalışma konusunda çok tecrübeli. Musab da çok zeki ve yetenekli bir çocuk, gerçekten şanslıydık. Bence bir çocukla ağır bir sahne çekiyorsanız, en önemli mesele onu psikolojik olarak korumak. Musab'ı hep koruyarak çalıştık. İstediğimiz duyguyu alamadığımızda zorlamak yerine başka yöntemler denedik. Vaktimizin kısıtlı olduğu anlar zor geçti ama aldığımız sonuçlardan çok memnun kaldık.

film-gorsel-cezaevi

“Finalin duygusunu yakalayabilmek için çok önemliydi”

Filmin finali çok etkileyici… Kısa filmde en çok neresi zorladı sizi?

Kısa filmde her dakikayı çok ekonomik kullanmanız gerekiyor. Hem uzatmadan hem de eksik bırakmadan anlatmak, finalin duygusunu yakalayabilmek için çok önemliydi. Her sahnenin anlatıya bir şey katması, hikâyeyi bir adım ileri taşıması lazım. Son sahnenin çekimi de ayrı bir zorluktu. Çok zor koşullarda, zamana karşı yarışarak çektik. Gölde bir kayığı batırıp tekrar dışarı çıkardık ve bu sahneyi çekmek için tek bir şansımız vardı; bir yandan da gün batımına yetişmeye çalışıyorduk. Sanat, set ve yapım ekibimizin emeği çok büyük.

"Porkatal" bana bu öğrenme hâlinin en masum hâli”

Filmin ismi de çok iyi: Porkatal.” Hepimiz çocukken bazı kelimeleri böyle kullanırdık, doğru söylemezdik. Neden portakal meyvesi ve filmin ismi nasıl ortaya çıktı?

Filmin çocuksu ruhunu isminde de korumak istedim. Hayatı kendi başına anlamaya çalışan, zaman zaman yanlış anlayan bir çocuğun bir kelimeyi yanlış öğrenip yanlış söylemesi hikâyeyle sembolik olarak örtüşüyordu. Engin altı yıl boyunca çok küçük bir dünyanın içinde büyümüş; şimdi hayatı yeniden öğreniyor. "Porkatal" bana bu öğrenme hâlinin en masum hâli gibi geldi. Sette işin komik tarafı da şu oldu: Musab portakalı yanlışlıkla doğru söylüyordu, ona bilerek yanlış söyletmemiz gerekti. Hem rol yapıyor hem de biz kafasını karıştırıp hata yapmasını istiyoruz. Musab bunu da büyük bir sabırla yaptı.

porkatal-02

“Araştırdıkça film benim için dolaylı olarak kadına yönelik şiddetle ilgili bir hikâyeye de dönüştü”

Yönetmen ve senarist olarak bu hikâyeyi neden anlatma sorumluluğu hissettiniz? Anlatmak istediğiniz duygu, sizin gözünüzden neydi?

Yüzlerce çocuğun cezaevinde büyüdüğü gerçeğiyle karşılaşmak beni sorumlu hissettirdi.

Senaryo sürecinde bu çocuğun yaşadıklarının gerçeğe dayanmasını istediğim için konuyu ayrıntılı biçimde araştırdım; alanda çalışan gelişim psikologlarıyla ve ilgili kurumlarla iletişime geçtim. Cezaevindeki büyüme koşulları gerçekten çok zor. Personelin çocuk gelişimi konusunda uzmanlığı bulunmuyor; çocuklar anneleriyle aynı yemeği ve yatağı paylaşabiliyor, bebek mamasına erişmekte bile güçlük yaşanabiliyor. Araştırdıkça film benim için dolaylı olarak kadına yönelik şiddetle ilgili bir hikâyeye de dönüştü. Bu çocukların anneleri çoğunlukla şiddet görmüş, çaresiz bırakılmış ve kendini cezaevinde bulmuş kadınlar. Dolayısıyla çocuklar da kadına yönelik şiddetin başka kurbanları olarak büyüyor. Destek alamayan insanların hayatı yeniden şiddete sürükleniyor. Yazdığım her şeyin gerçeğe dayanmasına özellikle özen gösterdim. Seyirciyi ağlatmak ya da meselenin ağırlığını onun üzerine yıkmak istemedim. Engin'in göz hizasında kalmayı, olan biteni onun naif bakışından izlememizi tercih ettim. Seyircinin filmden çıkarken bu çocukların varlığını aklında tutmasını isterim.

“Genç bir sinemacının sektöre girmesi ve tecrübe kazanması çoğu zaman kısa filmden geçiyor”

Kısa filmlerin değeri sizce Türkiyede yeterince biliniyor mu? Kısa filme ve kısa film yönetmenlerine gereken değer veriliyor mu?

Kısa film Türkiye'de ekonomik olarak gerçekten çok zor bir alan. Sağlanan destek çok az; dolayısıyla filmler büyük ölçüde insanların emeğiyle ve dayanışmayla çekiliyor.

Biz de kolay çekmedik. Oyuncularımızdan ekibimize kadar herkes bize destek oldu, herkes çok çalıştı. Filmi birçok insanın desteğiyle çektik; bu yüzden Saraybosna'dan dönen ödül hepimize ait. Bu koşullar en çok yeni başlayanları zorluyor. Genç bir sinemacının sektöre girmesi ve tecrübe kazanması çoğu zaman kısa filmden geçiyor, ama o ilk filmi çekecek imkânı bulmak çok güç. Kısa ya da uzun diye ayırmadan, filmin kendisini ve yeni yetenekleri desteklemek gerektiğini düşünüyorum.

yonetmen-sis-gurdal

Kısa film sizin için uzun metraja giden yolda bir başlangıç mı, yoksa anlatmak istediğiniz hikâye kısa ya da uzun olmasına kendisi mi karar veriyor?

Yaptığımız her projeyle gelişiyoruz; bu anlamda her proje bir diğeri için bir sıçrama tahtası oluyor. Ama kısa film başlı başına bir form. Her hikâye uzun metraja müsait olmuyor, her sinemacının da illa uzun metraj çekmesi gerekmiyor. Hikâye kendi boyuna kendisi karar veriyor.

“Saraybosna bizim için çok güzel bir başlangıç oldu”

Filmin festival yolculuğu bundan sonra nasıl devam edecek?

Festival yolculuğumuzun daha en başındayız. Saraybosna bizim için çok güzel bir başlangıç oldu ve filmi ilk kez orada seyirciyle paylaşmak bizi çok mutlu etti. Başvuru sürecimiz devam ediyor; katılacağımız festivalleri zamanı geldikçe paylaşacağız. Filmin Türkiye'de de seyirciyle buluşmasını çok istiyorum.

porkatal-saraybosnaff-2026-04

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mutlu Hesapçı Arşivi