Gülsüm Kav
O kadar aynı gemide değiliz ki; iklimler bile farklı
"Ekolojik sorunun ekonomik sorunla içsel olarak bağlantılı olduğunun ve ikisinin ayrılmaz bir bütün olduğunun kabul edilmesi, Nepal gibi fakir ülkelerin karşı karşıya olduğu koşulları netleştirmektedir."
John Bellamy Foster, 2023 yılında Katmandu'da yayınlanan “Bampanth The Left” dergisine verdiği röportajda böyle söylüyordu. Hep Nepal hem de gezegen için riskler ve çözüm önerileri konusunda çok izah edici olan röportaj bugüne çok iyi bir ayna tutuyor. (https://www.bampanththeleft.com/2023/11/04/4849/)
Nepal’de yaşanan sel felaketi, Foster’ın sözlerinin ve kapitalizme yönelttiği "Metabolik Yarılma" eleştirisinin ve de bu eleştirinin asıl dayanağı olan Marksizm’in haklılığını bir kez daha kanıtlıyor.
Son güncel bilgiye göre, Kuzey Nepal ve Tibet arasındaki sınır bölgesinde meydana gelen heyelan ve sellerde bini aşkın sayıda kişi halen kayıp, yüzlerce ölüm var… Ve şüphesiz insan canı rakamdan ibaret değildir. Bu insanların kim olduklarına ve başlarına gelenin tam olarak ne olduğuna baktığımızda, çarpıcı gerçeği göreceğiz.
Öncelikle nasıl oluyor da bir damla yağış düşmeden devasa bir sel, insanları, evleri ve önüne çıkan her şeyi önüne katıp sürükleyip yutmuştu? Görüntüler felaketti ve tam olarak Nepalli bir yetkilinin "hayal bile edilemeyecek seviyede bir yıkım" sözlerini doğruluyordu. Yıkımın nedeni başlangıçta 4,4 büyüklüğünde bir deprem sarsıntısı sanıldı ama bugün biliyoruz ki bir buzulun çökmesi sonucu oluşan enerji, 5,2 büyüklüğünde bir sismik olay; dağdan kopan dev bir canavar yaratmış.
Buzulun çökmesine neyin sebep olduğu hala tartışılıyor, kesin olmamakla birlikte iklim değişikliğinin rol oynadığı düşünülüyor. Bu dünyada “buzul bilim” diye bir alan da var ve bu bilim insanları küresel ısınmanın bazı dağ yamaçlarını bir arada tutmaya yardımcı olan donmuş toprağın erimesine ve bozulmasına neden olduğunu söylüyorlar.
Birleşmiş Milletler’in 2023'te yaptığı açıklamaya göre, Nepal’in son otuz yılda buz hacminin neredeyse üçte birini kaybettiği ve buzullarının erime hızının 2011-2020 döneminde bir önceki döneme göre %65 arttığı düşünülünce küresel ısınmadan şüphelenmemek elde değil. Görüyoruz ki, bu devasa seli açıklayabilecek devasa oranlar var…
SORUN SADECE ERİYEN BUZULLAR MI?
Nepal, afetler açısından en riskli ülkelerden biri ve sorun sadece eriyen buzullar değil. Rekor sıcaklıklar hem şiddetli yağış hem de kuraklık, seller; toprak erozyonu; büyük ölçekli orman yangınları; hava ve su kirliliği; biyoçeşitlilik kaybı, tarımın yok olması, milyonlarca insanın gıdaya ve temiz suya erişememesi… Ama tüm bu sorunlar sadece Nepal’de mi yaşanıyor? Hayır. Nepal dünya çapında ekolojik felaketin ve o felaketten etkilenen yoksul ülkelerin, bölgelerin simgesi. Ekolojik felaketlerin bile nasıl da sınıfsal belirleyenleri olabileceğinin örneği.
Nasıl mı? ABD'de kişi başına enerji tüketimi, Nepal'den ve diğer birçok geri bıraktırılmış ülkeden kat be kat fazla ama ekolojik risklerin paylaşımı ise tam tersi. Dünya çapında emperyalizm, ülkelerin hatta şehirlerin ve hatta aynı semtin farklı bölgelerinde sınıf farkının belirlediği eşitsizlik seviyesi, selde, fırtınada, sıcak hava dalgalarında kimin yaşayıp kimin öleceğini belirliyor. Düşünün sınıfsal belirleyen öyle ki, İstanbul’un aynı semtinde, birisi villa ve yeşil alan dolu, diğeri beton yığını olan komşu iki mahalle arasında bile müthiş bir sıcaklık farkını yaratıyor. Bugün artık “ısı kubbeleri” haritalandırmalarında bunu net olarak görebiliyoruz.
Tam aynı ekonomik nedenler, daha çok risk yaşayan yoksul ülkelerin, dış yardım alması konusunda da zorluklar yaratıyor. Foster, aynı röportajında çok isabetli biçimde Naomi Klein'ın "felaket kapitalizmi" olarak adlandırdığı tamamen yabancı çıkarların söz sahibi olduğu dışa bağımlılığa atıf yapıyor. Nepal’in mümkün olduğunca diğer sosyalist veya sosyalist eğilimli devletlerin kendi kendine yeterli biçimde olumlu başarılardan yararlanmaya çalışmasını öneriyor.
İklim krizini "dolandırıcılık" olarak gören, fosil yakıtlara öncelik verip, sene başında Paris İklim Anlaşmasından imza çeken, Gazze’yi mahvetmeyi hayal eden Donald Trump’tan hayır gelir mi? Trump bir yana, çevre dostu görünen kapitalist ülkelerin de iklim değişikliği için ciddi çaba göstermediğini, iklim zirvelerinin tam bir maskeye dönüştüğünü görüyoruz. Son bir haber; bu yılki COP 31 iklim zirvesine ev sahipliği yapan ülkemizde de Antalya’da hazırlıklar sırasında tarım arazilerinin beton otoparka dönüştürüldüğünü öğrendik.
ÇÖZÜM İMKANSIZ DEĞİL
O yüzden durumlar zor ama çözüm imkânsız değil. İmkânsız olsaydı bile istenmeye değer…
Aslında başka bir yol da yok. Tek çare sosyalizm. İşte kanıtlar:
- Sosyalist yönelimli ekonomilerde, yoksul olanlar dahil gıdaya, temiz suya, enerjiye ulaşım, eğitim, sağlık hizmetleri, konutlar, çocuk bakımı ve yoksulluğun azaltılması gibi birçok hayati konuda muazzam iyileştirmeler görüldü, Küba’da, Kerala’da bütün zorluklara rağmen görülmeye devam ediyor.
- Tarihsel şartlar zorlu ve tartışmalı olmasına rağmen Çin Komünist Partisi'nin bu yönde muazzam çaba sarf ettiğini görüyoruz. Çöllerden orman yaratmaya varan somut örneklerle, iklim zirvelerinin yapamadığını yapan, Batı'yı kat be kat aşan Çin'in ekolojik medeniyet anlayışı ve girişimleri, umut veriyor, örnek yaratıyor.
- İklim felaketini hafifletmek için yapılması gerekenler bilinmezlikle çevrili değil gayet somut olarak bellidir. Fosil yakıtlardan vazgeçmek, evrensel anlaşmalara uymak, keşfedilmiş olan ekolojik üretim, tüketim ve enerji kullanım biçimlerine geçmek… Peki bildiğimiz halde neden yapmıyoruz? Sorun, gözü dönmüş kapitalist birikim hırsının tüm çözümleri fiilen engellemesidir. Bu yüzden sistem içinde çözüm imkân ve ihtimali yok.
- Son olarak sorun sadece iklim değişikliği de değil. Kaldı ki artık onu “iklim krizi” olarak değil tam da Nepal örneğindeki canavar gibi “iklim felaketi” olarak adlandırıyoruz. Canavarın birçok kolu var; türlerin yok olması, okyanus asitlenmesi, azot ve fosfor döngülerindeki kırılmalar, orman örtüsünün kaybı, tatlı suyun kaybolması, kimyasal kirlilik ve devamında gezegenin yok olma tehlikesi. Ve bu canavarı yaratan da bu sistemin ta kendisi.
Önümüzdeki iklim zirvesinin de belki tek olumlu getirisi, bu gerçekleri gündeme getirmek ve sosyalizm için mücadele kararlılığını artırmak olabilir…