Sandık çökerse ilk kadınlar kaybeder

Ankara’da bir mahkeme, ana muhalefet partisinin delege oylarıyla seçilmiş parti yönetimini yargı kararıyla düşürmeye, seçilmemiş – yenilmiş eski yöneticileri geri getirmeye karar verdi. Hem de mahkeme başkanının bile haberinin olmadığı bir kararla. Bu gerçeği de parti kongresinde yüzlerce oy farkla seçim kazanmış genel başkanı Özgür Özel’in açıklamalarından öğrendik. Partisine yıllar sonra zafer kazandırmış, önümüzdeki ilk seçimleri de kazanma ihtimali yüksek olan, bu yüzden cumhurbaşkanı adayı da cezaevinde olan bir partinin başkanından.

Mesele de burada düğümleniyor. İktidar, yenilgiyi kabullenmek yerine kendi çaresizliğini, CHP’yi yargı kararlarıyla çaresiz bırakarak çözmeye çalışıyor. Her şeyi göze alarak hem de; Yüksek Seçim Kurulu’nu hiçe saymayı da ekonomiyi zora sokmayı da ve aslında kendi meşruiyetini yerle bir etmeyi de.

Kararın ertesi sabah apar topar olağanüstü toplantı yapmak zorunda kalan Mehmet Şimşek, nasıl ülke ekonomisinin şoklara dayanıklı olduğu açıklamasıyla kendini rahatlatmak istiyorsa, AKP de butlan kararıyla rahatlamak istiyor ama bugün yok saydığı YSK, yarın ona da lazım olur.

21 Mayıs günü, CHP’nin parti hukukçuları, defalarca sordukları halde, kararın daha sonraya bırakılacağı söylenmiş, bir türlü net bilgiye ulaşamamışlar. Meğer o sırada mahkemenin bilmediğini, konunun muhatabı olan parti yöneticilerinin bilmediğini bilenler varmış ve adım adım hazırlık yapıyorlarmış. Maşallah ortaya da ülke tarihinde görülmemiş bir garabet çıkardılar. Böyle bir durum, 12 Eylül darbe rejiminde bile görülmedi.

CHP, antidemokratik baskıyla sadece içinde yaşadığımız 19 Mart sürecinde karşılaşmadı, 1980 askeri darbesiyle kapatılan parti, 1983 yılında Sosyal Demokrasi Partisi‘ni (SODEP) kurarak seçime girmek istemiş ama darbe rejimi tarafından veto edilerek ilk genel seçime girmesi engellenmişti.

DARBE DÖNEMİNDEN BİLE FELAKET

21 Mayıs’taki “mutlak butlan” kararını bu duruma benzetenler de oldu. Ancak bugünkü durum darbe döneminden de felaket; o dönemde bile bir genel seçim yapılabiliyor, seçilmişler sonradan kayyım hukuksuzluğu ile karşılaşmıyor, siyasi partilerin sadece kendi iradelerine bağlı olan kendi iç seçimlerine ise karışılmıyor ve YSK yerli yerinde duruyordu.

Darbelere karşı mücadele vaadiyle iktidar olan AKP ise ne zaman ki güçten düşmeye başladı, muhalefet partilerinin iç işleyişine karışma işini de süreklileştirdi. Toplumu kutuplaştırma, bu metot iş görmezse partilerin içini kutuplaştırma; bölme, bünyesine katma, bu yolla muhalefeti güçten düşürme…Hiçbiri tutmazsa da seçilmişleri görevden alma, seçme seçilme hakkına el uzatma…

Bu yüzden butlan kararı bir hukuk meselesi değil, demokrasi meselesidir. Siyaseti olması gerektiği gibi demokratik rekabetle değil, mahkeme kararlarıyla yapmanın demokrasiyle, hukukla ve de gerçekle bir ilgisi olamaz. Buna “haksız rekabet” bile denemez. Kararın hukuken ne anlama geldiğini ise Adem Sözüer Hoca 10 maddede sınıfladığı hukuksuzluk silsilesiyle çok iyi özetliyor, merak edenler bakabilir. Ama mutlak butlan mutlak siyasi olduğu için iktidarın elindeki yargı gücünü kötüye kullanarak denediği muhalefeti de belirleme çabasına bir bakmak gerekiyor. Bu mahkeme ile dizayn hamlelerinden zaman zaman Saadet Partisi’nden MHP’ye sağcı partiler de nasibini aldı. İktidar şimdiye kadar muhalefetin bir kısmını etkisizleştirerek, bazılarını yanına çekerek güç toplamaya biraz da böyle alıştı.

Hiç şüphesiz baskının en ağır biçimlerine, en çok maruz kalanlar, Kürt halkının seçilmiş temsilcileri oldu. Ve kapatılan onlarca partiden, kayyım atanan yüzün üzerinde belediyeden sonra bile sağcı partiler gibi fire de vermediler, bölünmediler, DEM Parti barış ve demokrasi mücadelesinde dimdik ayakta.

CHP DE KOLAY LOKMA OLMAYACAKTIR

Barış ve demokrasi için mücadele edenler bir arada durduğunda ortaya muazzam bir kuvvet çıkacaktır. Bu kuvvet için kuvvetle mücadele etmekten başka bir yol da yok. Çünkü barış istemeyenler de demokrasi istemeyenler de ve emekçilerin haklarını, kadınların özgürlüğünü, gençlerin geleceğini umursamayanlar da aynı taraftalar.

Sandığa güvenmeyenler, kadınların özgür kararlarına da güvenmiyor. Eşit söz hakkından nefret ediyor, tahammül edemiyorlar. Patriyarka “itaat eden kadın” isterken, iktidar “itaat eden muhalefet, itaat eden toplum” istiyor. Ama kesinlikle çoğunluk onlar değiller.

Toplumun çok büyük bir çoğunluğu için ekmek, demokrasi ve barış mücadelesi, hayati önem taşıyor. Kadınlar, kendileriyle hiç ilgisi olmasaydı bile hakkını arayan bu çoğunluk için mücadele ederdi, hep etti. Ama butlan kararı, kadınları doğrudan da ilgilendiriyor. Düşünün; siyasetin yargı müdahaleleri ile iktidarın ihtiyacına göre sürekli yeniden düzenlenebildiği bir durumda, bedeller ödeyerek kazandığımız haklar güvende olabilir mi? Nitekim medeni kanundan, koruma kanununa haklarımız sürekli tartışmalı hale getirilirken, kadınların ayrı varlığını aile içinde görünmez kılan planlar açıklanırken, kazanımlarımız ne kadar kalıcı olabilecek? Yargı bağımsız değilse koruma kararları işleyebilir mi?

Parlamento işlevsizleşirse, muhalefet etkisizleşirse baskılanırsa, eşitlik yasaları savunulamaz, kadın örgütleri yalnızlaşır. “Aile yılı” politikalarıyla bütün bakım yükünün kadınlara yıkılması, kadın istihdamının daha da güvencesizleşmesi, kadın ve LGBTİ+ karşıtı politikaların yükselişi durdurulamaz.

KRİZDE İLK TERKEDİLEN KADIN HAKLARI

Önümüzde bu tehlikeler var. Dünya genelinde tarihsel ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği sürüyor; Türkiye’de ise bu uçurum daha büyük. Bunlara bağlı olarak siyasal kazanımlarımız, hala kalıcı değil, eşitsiz, geri alınabilir durumda. Ama bize konjonktüre bağlı geri alınabilir haklar değil, kalıcı ve kurumsal olarak hayata geçen haklar gerekiyor. Bunu sağlamanın tek yolu da cinsiyet eşitliğinin olmazsa olmazı demokrasi ve barış ortamıdır.

Her kriz ve olağanüstü hâl durumunda, kadın haklarının ilk terk edilenler olduğunu biliyoruz. 15 Temmuz sonrası, OHAL sırasında şüpheli kadın ölümlerinin nasıl arttığını, kadın cinayetlerinin ve şiddetin nasıl yeni ve vahşi görünümler aldığını biliyoruz. Pandemi ve sonrasında emeğimize nasıl el konulduğunu, İstanbul Sözleşmesi’nden imza çekilmesiyle nasıl canımızdan olduğumuzu biliyoruz.

Ve şunu da biliyoruz; sözleşmeden imza çekilmesi Anayasayı hiçe sayma gidişatında köşe taşıydı. O zaman kendi haklarımız için mücadele gibi görünen sözleşme mücadelesini tüm toplumun anayasal hakları için de vermiştik, devam edeceğiz.

Ana muhalefet partisi, başına gelen bu garabete karşı asla yalnız yürümeyecek.

İstanbul Sözleşmesi eylemlerinden dava takiplerine, gece yürüyüşlerinden kayyımlara karşı kadın mücadelesine, barışa ihtiyacım var diyen tüm kadınlara ve her aşamada demokrasi için mücadele devam ediyor. Sandık çöktüğünde ilk kadınlar kaybettiği için değil sadece; kadınlar ayağa kalktığında rejimler sarsıldığı için.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Gülsüm Kav Arşivi

Pikaçu iklim için koşuyor

23 Kasım 2025 Pazar 07:00

Gerçek Diplomalar, Sahte Adalet

17 Ağustos 2025 Pazar 07:00