Butlan ikliminde nafaka kararı

Daha bir önceki yazıda “sandık çökerse ilk kadınlar kaybeder, kadınların kazanılmış haklarının garantisi kalmaz” derken, bu kadar hızla kayıp yaşayacağımız akla gelmezdi. Bir sonraki yazıyı nafaka hakkıyla ilgili kaybı yazmak zorunda kalacak kadar hızlı… Anayasa Mahkemesi Medeni Kanun’un 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakasına ilişkin “süresiz olarak” ibaresini iptal ederek, kadınların yaşadığı ekonomik şiddeti artıracak bir karara imza attı. Oy çokluğu ile alınan kararın gerekçesini henüz bilmiyoruz. Ama mevcut kanunda cinsiyet belirtmeden eşitlik ilkesine göre düzenlenmiş olan yoksulluk nafakasına ihtiyaç duyan taraf neden hep kadınlar oluyor? Boşanma sonrası yoksul kalan neden hep kadınlar? İşte bunun nedenlerini çok iyi biliyoruz; başta ekonomik eşitsizlik olmak üzere, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin tüm boyutları kök sebeptir.

Bu ülkede kadınların “Nafaka Hakkı Platformu” kurmak zorunda kalmış olması bile ne halde olduğumuzu göstermiyor mu? Çünkü yoksulluk nafakası, lütuf değil temel bir medeni hak. Üstelik kadınların o evlilik süresince el konulan emekleri, piyasadan ücretli satın alınsa idi yaratacağı maliyetin yanına bile yaklaşamayan açlık sınırına bile yaklaşamayan meblağlarda düzenlenmiş. Bir de buna ülkenin ekonomik koşullarını; enflasyon ve hayat pahalılığını eklediğimizde, mevcut haliyle yoksulluk nafakası çok zayıf bir telafi mekanizması. O da, eğer kadınlar şiddetten kurtulmak için bu haktan feragat etmedilerse ve erkekler mal varlıklarını yok gösterip ödemekten kaçmadıysa…

Ve maalesef bunu da söylemek zorundayım; öldürülmeden boşanabildiler ve hayatta kalabildiler ise…

Barodan arkadaşlarımızın söylediğine göre, baroların ücretsiz hukuk desteği olan adli yardıma başvuruların %96’sını da kadınlar oluşturuyormuş. Durum ne kadar açık, kadınların eşitliğe olan ihtiyacı ne kadar büyük değil mi?

Ne diyelim, hiç değilse karar oy birliği ile alınamamış, demek ki gerçekleri gören birileri de var.

Ve yine zamanlama manidar; nafaka hakkı, yaklaşık on senedir, “ömür boyu nafaka mağduriyeti” gibi gerçekle bağdaşmayan biçimde tartışmalı hale getirilmiş ama adım atılamamıştı. İşte şimdi gerçekle bağdaşmayan “butlan” ortamı tam uygun zemini yarattı.

Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) de, konuyla ilgili açıklamasında kararın zamanlamasına vurgu yapıyor ve çok haklı sorular soruyor:

“Kamuoyuna yansıyan haberlerde, TBMM gündemine alınması beklenen 12. Yargı Paketi kapsamında yoksulluk nafakasına yönelik kapsamlı değişiklikler hazırlandığı ifade edilmektedir. Nafakanın süreye bağlanması, çeşitli kriterlerle sınırlandırılması ve fiilen erişilemez hale getirilmesi yönünde düzenlemeler yapılacağı uzun süredir konuşulmaktadır.

Şimdi haklı olarak şu soruları soruyoruz:

Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararıyla ortaya çıkan yasal boşluk, tam da bugünlerde hazırlanmakta olan yeni nafaka düzenlemeleriyle mi doldurulacaktır? Kararın zamanlaması tesadüf müdür? Anayasa Mahkemesi neden bu dosyaya dair şimdi ve hiç olmadığı kadar hızlı karar vermiştir? Neden önceki içtihadından ayrılmış, yerleşik yaklaşımını değiştirmiştir?”

Doğrusu ya, EŞİK’in “Anayasa Mahkemesi’nin Nafaka Kararı Kadınlara Yönelik Ekonomik Şiddeti Artıracak” başlıklı açıklaması, o kadar yerli yerinde sorular sorup nafaka hakkıyla ilgili gerçekleri öyle iyi açıklıyor ki, tüm yazıyı ona ayırmak isterdim. Söylenmesi gerekenleri gayet iyi özetledikleri için elverdiğince uzun alıntılar yapacağım, tamamını okumak isteyenler de www.esik.org.tr adresinden ulaşabilirler.

EŞİK diyor ki;

“Anayasa Mahkemesi bu kararı hangi sosyo-hukuki araştırmalara, bilimsel verilere dayanarak vermiştir? Hukuk, toplumsal gerçeklikten ve bilimsel araştırmalardan kopuk biçimde yorumlanabilir mi?

Yaklaşık on yıl önce Anayasa’ya aykırı bulunmayan bir hüküm bugün neden aykırı bulunmuştur?

Bu on yıllık süreçte Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği mi sağlanmıştır?

Kadınların işgücüne katılımı erkeklerle eşit düzeye mi ulaşmıştır?

Kadın yoksulluğu sona mı ermiştir?

Kadınlar boşanma sonrasında ekonomik güvenceye mi kavuşmuştur?

Yoksa bugün hâlâ kadınların önemli bir bölümü düşük ücretli, güvencesiz ve kayıt dışı çalışırken; çocukların velayetleri boşanma sonrası çoğunlukla anneye bırakılırken; bakım yükü büyük ölçüde kadınların omuzlarındayken; nafaka miktarları birdenbire yükselmiş ve erkekler açısından katlanılamaz bir yük mü yaratmıştır?

Gerçekler bunun tam tersini göstermektedir. Kadın Dayanışma Vakfı’nın 2019 ve 2024 yılında yayımladığı Yoksulluk Nafakası Araştırma Raporu’na göre; Türkiye’de nafaka alan kadınların önemli bir bölümü çok düşük miktarlardaki nafakaları dahi tahsil edememektedir.

Yoksulluk nafakası, kamuoyunda yaratılmaya çalışılan algının aksine, kadınlara refah sağlayan değil, çoğu zaman açlık sınırının çok altında kalan sembolik bir ekonomik destek niteliğindedir. Buna rağmen yıllardır nafaka hakkı hedef alınmaktadır. Çünkü mesele hiçbir zaman nafakanın miktarı olmamıştır. Mesele, boşanma sonrasında kadınların ekonomik olarak bağımsızlaşabilmesi için hukuk düzeninin sağladığı sınırlı güvencelerin ortadan kaldırılmasıdır. Bu yaklaşım, boşanmak isteyen kadınları şiddet gördükleri veya mutsuz oldukları evliliklere ekonomik kaygılar nedeniyle mahkûm edecek, aynı zamanda siyasal iktidarın kadının itaatine dayalı, reisli ve çok çocuklu aile modelini güçlendiren politikalarına hizmet edecektir. Boşanmak isteyen erkeğin ise evlilikten ve çocuklardan kaynaklanan sorumluluklarından daha kolay sıyrılmasını sağlayacaktır”.

Bütün bu sözlere katılıyorum. Üzerine Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun Mayıs ayı raporundaki gerçekleri ve bazı sorular eklemek isterim.

Mayıs ayında 16 kadın cinayeti, 33 kadın şüpheli ölümü gerçekleşti!

Görüldüğü gibi, şüpheli ölümler cinayetlerin 2 katından bile fazla. Anayasa Mahkemesine sorulacak çok soru var ama yaşam hakkı kategorik olarak da başta gelir.

Kadınlar öldürülürken neredesin Anayasa Mahkemesi? Kadınların değil çalışma hakkı, işgücü olma hakkı bile elinden alınmış iken neredesin?

Maden işçilerinin hak ettikleri çalışıp kazandıkları maaşlar ödenmiyorken neredeydin?

Normal hayatta, sadece medeni kanunda “evlilik”, “boşanma” gibi durumlarda geçerli olan “butlan” mefhumu istismar edilip siyasallaştırılırken neredesin? Bu yolla en temel haklar; çok partili sistem ve seçimli demokrasi aksatılırken neredesin?

Ayrıca kendi verdiğin kararlara uyulmadığında; senin kararına rağmen seçilmiş siyasetçilerin hala cezaevinde tutukluluğu devam ederken neredesin?

Bu ülkede bu dönemde kadınların elindeki üç kuruş nafaka mı en büyük sorun Anayasa Mahkemesi?

Önceki ve Sonraki Yazılar
Gülsüm Kav Arşivi

Pikaçu iklim için koşuyor

23 Kasım 2025 Pazar 07:00