Merkez Bankası top çevirmeye devam ediyor…

Merkez Bankası, PPK toplantısında politika faizini yüzde 37’de sabit bıraktı. Gecelik borç verme faizi yüzde 40’ta, borçlanma faizi ise yüzde 35,5’te korundu. İlk bakışta “bekle-gör” kararı gibi duruyor. Ama karar metnine dikkatle bakınca aslında Merkez Bankası’nın neden hareket alanının daraldığı çok net anlaşılıyor.

Karar metninde üç unsur öne çıkıyor: Enflasyonun ana eğiliminde haziranda sınırlı bir gerileme var, temmuzda geçici yükseliş ihtimali var, jeopolitik gelişmeler nedeniyle enerji fiyatları yeniden yukarı dönüyor. Yani Merkez Bankası şunu söylüyor: “Enflasyonla mücadelede bazı ilerlemeler var ama riskler hâlâ güçlü.”

PETROL FİYATI KRİTİK HALE GELİYOR

Bu nedenle karar sadece bugünkü enflasyon rakamıyla açıklanamaz. Haziran ayında TÜFE aylık yüzde 0,99 geldi, yıllık enflasyon yüzde 32,11’e indi. Bu veri tek başına bakıldığında olumlu. Hatta aylık enflasyonun yüzde 1’in altına inmesi, dezenflasyon açısından moral verici. Ancak merkez bankacılığı sadece geriye bakarak yapılmaz. Asıl mesele önümüzdeki üç, altı ve on iki ayda enflasyonun nereye gideceğidir. Burada petrol fiyatı kritik hale geliyor.

Merkez Bankası daha önce enflasyon tahminlerini güncellerken 2026 yılı ortalama petrol fiyatı varsayımını 60,9 dolardan 89,4 dolara yükseltmişti. Bu revizyon, ABD-İran gerilimi ve Orta Doğu kaynaklı enerji arzı riskleri nedeniyle yapılmıştı. O gün için 89 dolar civarı varsayım anlamlıydı. Çünkü petrol zaten yükselmişti ve Merkez Bankası da bunu modele dahil etmişti.

Fakat şimdi sorun şu: ABD-İran çatışması şiddetlenirken petrol 100 dolar civarına geldiyse 89 dolarlık ortalama varsayım hâlâ yeterli mi?

MERKEZ’İN VARSAYIMI KORUNABİLİR Mİ?

Bu sorunun cevabı basit değil. Eğer petrol 100 doları kısa süreli görür ve sonra yeniden 85-90 dolar bandına dönerse Merkez Bankası’nın varsayımı hâlâ korunabilir. Ama petrol 100 dolar ve üzerinde kalıcı hale gelir, hatta Hürmüz, Kızıldeniz, Bab el-Mandeb gibi enerji geçiş yollarında risk büyürse 89 dolarlık varsayım zayıflar. O zaman enerji enflasyonu yeniden tahminlerin üzerine baskı yapar.

Türkiye açısından petrol fiyatı cari açıktır. Döviz ihtiyacıdır. Nakliye maliyetidir. Gıda fiyatıdır. Üretim maliyetidir. Beklentidir. Petrol yükseldiğinde önce akaryakıt etkilenir. Sonra lojistik maliyeti artar. Ardından gıda, sanayi, turizm, havacılık ve ithalat maliyetleri devreye girer. En sonunda bu maliyetler enflasyon beklentilerine yerleşir.

Merkez Bankası’nın en çekindiği nokta da bence burada. Enflasyonun düşmesi insanların ve şirketlerin enflasyonun düşeceğine inanmasına bağlıdır. Eğer petrol şoku beklentileri bozarsa firmalar fiyatlarını daha ihtiyatlı değil, daha agresif belirler. Ücret talepleri yükselir. Kur beklentisi bozulur. Talep zayıflasa bile maliyet enflasyonu yeniden öne çıkar.

Bu nedenle faiz kararını sadece “Merkez Bankası indirmedi” diye okumamak lazım. Merkez Bankası aslında şunu yaptı: Petrol, jeopolitik risk ve beklenti kanalı netleşmeden faiz indirimine kapıyı açmadı.

FAİZ İNDİRİMİ İHTİMALİ AZALDI

Peki bu yıl bitmeden faiz indirimi ihtimali azaldı mı?

Evet, bu çerçevede azaldı. Tamamen ortadan kalktı demek doğru olmaz ama ihtimal zayıfladı. Çünkü faiz indirimi için Merkez Bankası’nın üç meseleyi aynı anda görmesi gerekir: Enflasyon ana eğiliminde kalıcı düşüş, beklentilerde belirgin iyileşme ve enerji fiyatlarında kontrol edilebilir görünüm.

Haziran enflasyonu olumlu ama temmuz öncü göstergeleri ana eğilimde geçici yükselişe işaret ediyor. İç talepte zayıflama var, bu dezenflasyon açısından destekleyici. Fakat petrol fiyatı ve jeopolitik belirsizlik bu desteği törpülüyor. Yani talep kanalı enflasyonu aşağı çekmeye çalışırken, enerji kanalı yukarı itiyor.

Bu tablo Merkez Bankası’nı ihtiyatlı olmaya zorluyor. Çünkü erken faiz indirimi iki risk yaratır. Birincisi, kur üzerinde baskı oluşturabilir. İkincisi, “Merkez Bankası enflasyon düşmeden gevşemeye başladı” algısını yaratabilir. Türkiye gibi enflasyon hafızası güçlü, dolarizasyon eğilimi yüksek ve dış finansman ihtiyacı devam eden bir ekonomide bu algı tehlikelidir.

Yani petrol fiyatı sadece TÜFE’yi değil, faiz kararının arkasındaki bütün dengeyi değiştirir. Petrol 89 dolar varsayımıyla yüzde 29-30 civarı yıl sonu enflasyon beklenirken, petrol 100 dolar ve üzerinde kalıcılaşırsa bu tahminin savunulması zorlaşır. Böyle bir durumda faiz indirimi sadece ekonomik değil, iletişim açısından da riskli hale gelir.

Ekonomi yönetimi açısından mesele şu: Enflasyonla mücadele zaten kolay değildi. Şimdi dışarıdan gelen petrol şoku bu mücadeleyi daha pahalı hale getiriyor. İç talebi soğutarak enflasyonu düşürmeye çalışıyorlar, ama enerji fiyatı dışarıdan gelip maliyetleri yukarı çekiyor. Böyle dönemlerde merkez bankalarının eli rahat olmaz. Çünkü faiz artırmak petrol üretmez, ama faiz indirmek beklentileri bozabilir.

SIKI DURUŞU KORUMA TERCİHİ

Bu nedenle Merkez Bankası’nın kararı, büyüme tarafındaki yavaşlamaya rağmen sıkı duruşu koruma tercihi olarak okunmalı. Yakın dönem verileri iç talepte zayıflamaya işaret ediyor. Normal şartlarda bu, faiz indirimi tartışmasını güçlendirebilirdi. Ancak enerji fiyatları ve jeopolitik riskler nedeniyle Merkez Bankası büyümedeki yavaşlamayı değil, enflasyon riskini önceledi.

Bu noktada petrol fiyatının seviyesi kadar süresi de önemli. Petrol 100 doları birkaç hafta görüp geri dönerse yıl sonuna doğru sınırlı bir indirim alanı yeniden konuşulabilir. Ama petrol 100 dolar civarında kalır, jeopolitik gerilim büyür, kur beklentisi bozulur ve temmuz-ağustos enflasyonu yüksek gelirse, yıl bitmeden faiz indirimi ihtimali ciddi biçimde zayıflar.

İHTİYATLI MESAJ VERİLDİ

Sonuç olarak Merkez Bankası faizi sabit tutarak ihtiyatlı bir mesaj verdi. Enflasyonda düşüş başladı ama kalıcı olduğuna dair yeterli güven henüz oluşmadı. Petrol fiyatı 89 dolarlık varsayımın üzerine taşındı. ABD-İran çatışması enerji piyasasını yeniden enflasyonist bir risk alanına çevirdi. İç talep zayıflıyor ama maliyet kanalı güçleniyor.

Bu şartlarda yıl bitmeden faiz indirimi hâlâ teorik olarak mümkün ama artık daha zor. İndirimin kapısı tamamen kapanmadı, fakat kapının önüne petrol, jeopolitik risk ve beklenti bozulması gibi üç ağır engel kondu.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Emre Alkin Arşivi

Sürekli sil baştan...

18/05/2026 07:00