Mehmet Şandır
Tekrar söyleyelim!
Teröristle barış olmaz!
Yine aynı delikten aynı yılana sokulacağız(!)
Bu hafta, Apo'nun istediği "Kürt-Türk İttifakı'" için yasal düzenleme yapılacak(!)mış...
1 Ekim 2024 tarihinde Meclis'in açılış toplantısında Sayın Bahçeli'nin uzattığı "barış eli" ile başlayan süreç, 27 Şubat 2025 tarihinde Öcalan'ın "tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir" açıklamasıyla "Terörsüz Türkiye" projesine dönüşmüştü...
PKK, 5-7 Mayıs tarihinde düzenlediği 12. kongresinde fesih kararı almış ve 11 Temmuz 2025 tarihinde Irak'ın Süleymaniye kentindeki Casene Mağarası'nda sembolik silah bırakma ve imha etme töreni gerçekleştirmişti...
Devlete göre, "PKK bütün unsurlarıyla silah bırakmalı, örgütsel varlığını sona erdirmeli ve bu durum devletin güvenlik birimlerince tespit ve teyit edilmelidir"
Sonra, sürecin hukuki zemini ve yasal çerçevesi tanzim edilecekti...
Topluma söylenen bu...
Oldu mu?
Kendimizi kandırmayalım; PKK, silahları teslim etmedi, etmeyecek...
Suriye ve Avrupa örgütlerini feshetmedi; KCK, PYD hala devam ediyor...
Uyuşturucu ticareti ne durumda bilmiyoruz...
Şimdi, süreç bir başka yöne evrildi;
Teröristbaşı, Terörsüz Türkiye projesini "Kürt-Türk ittifakı" olarak tanımlıyor ve yeni bir statü istiyor; kapalı kapıların arkasında bir söz verilmemişse (verilmemiştir) Apo, resmen yeni bir hukuk yani yeni bir anayasal düzen dayatmaktadır. Ona göre, Türkler ve Kürtler iki ayrı siyasi özne olarak ittifak yapacak ve bu “ittifak” kalıcı hukuki güvenceye bağlanacaktır.
21 Temmuz 2026 tarihindeki açıklamasında çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması için "Kürt-Türk ittifakı"nın kalıcı hukuki güvenceye kavuşturulması ve bunun için yasal düzenleme yapılmasını istiyor. Daha önce de "“ Kürt olgusu tüm boyutlarıyla Cumhuriyetin yasallığına dâhil edilmeli” demişti; ne istediğini anladık ancak, duymamazlıktan gelmiştik...
PKK fesih kongresinde "Kürt sorununu demokratik siyaset yoluyla çözmek için Önder APO tarafından yönetilmek ve yürütülmek üzere devlet ve toplumla bütünleşmek için kendini fesh etmektedir” demişti; anlamak istememiştik...
Kafamızı kuma sokmayalım!
Biz bu filmi 10 yıl önce seyretmiş ve yaşamıştık;
Bugünler, Başbakan ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 12 Ağustos 2005 tarihinde Diyarbakır meydanında "Kürt Sorunu benim sorunumdur, siyaset üreterek çözeceğim" demesiyle başladı. Bu söz, Türk Milleti'ni temsilen söylenmişti ve bir gruba siyasi kimlik kazandırıyordu.
"Akan kan dursun, anaların gözyaşı dinsin" diye başlatılan Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi" ile devam etti. Ancak, ne çatışmalar durdu, ne de anaların gözyaşı dindi; 2011 Haziran ile 2013 Aralık arasındaki 1.5 yıllık zaman diliminde çok şiddetli bir çatışma süreci yaşandı. Binlerce insanımız hayatını kaybetti.
Buna rağmen, Başbakan Erdoğan, 28 Aralık 2012 tarihinde Çözüm Sürecini başlattı.
2013 yılı Nevruz etkinlikleri sırasında Barzani ile birlikte, Diyarbakır meydanında gözyaşları içinde "megri megri" söylendi ve Öcalan'ın mektubu dinlendi. Teröristbaşı, PKK'nın silahlı güçlerinin Türkiye topraklarından çekileceğini ve silahlı mücadeleye son verildiğini açıklıyordu; PKK’da Öcalan'ın bu emirlerine uyacağını ve Türkiye topraklarından çekileceğini duyurdu.
Herkes ümitlendi, Hükümet ,“Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” tasarısını Meclis’ten geçirerek çözüm sürecine yasal bir zemin hazırladı; bu Apo’nun talebiydi...(16/07/2014 Resmi Gazete yayın tarihi)
Bu kanunla silah bırakan örgüt mensuplarının eve dönüşleri ile sosyal yaşama katılım ve uyumlarının temini için gerekli tedbirlerin alınması hukuka bağlandı(bugün yapılmak istenen gibi).
1 Ekim 2013’de Başbakan Erdoğan, demokratikleşme paketini açıkladı. Akıllı adamlar(!) çok çalıştı, nihayet 28 Şubat 2015’te Dolmabahçe Sarayı Başbakanlık Ofisinde PKK ile Hükümet arasında 10 maddelik mutabakat metni açıklandı; donduk kaldık...
Bir ay sonra, Abdullah Öcalan, 2015 Nevruzunda İmralı'dan yine mektup gönderdi ancak bu defa mektubunda Hakikat ve Yüzleşme Komisyonu kurulmasını şart koşuyordu; bu, geçmişten dolayı tazminat ve özür talebinde bulunacağının işaretiydi....
Bir gün sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tepesi attı ve Dolmabahçe mutabakatını doğru bulmadığını söyleyerek sürecin sonunu getirdi. (22 Mart 2015)
Kıyamet koptu!
KCK Eşbaşkanı Bese Hozat, “devrimci halk savaşı ve serhıldan” çağrısı yaptı. KCK Eş Başkanı Cemil Bayık halkı silahlanmaya, tünel ve siper hazırlamaya çağırdı, Selahattin Demirtaş, halkı direnmeye davet etti; Doğu ve Güneydoğu illerinin birçoğunda sokak çatışmaları başladı; yüzlerce vatandaşımız hayatını kaybetti.
Yetmedi, turpun büyüğü heybedeydi (!);15 Temmuz 2016’da bu defa FETÖ, isyan etti; kıyametin kıyısından döndük!...
Korkarım ki yeniden böyle bir süreç bizi beklemektedir!
Aldatılmaya tiryaki olmuş yöneticilerimiz;
Kafanızı kuma sokmayın!
Teröristle barış olmaz!