Serap Durusoy
Hedeflerin şaşması şaşırtmadı
Bu haftanın en önemli ekonomik gündeminden birini şüphesiz ki OVP (Orta Vadeli Program) oluşturdu. OVP’nin beklentileri ne denli karşıladığı tartışmaları devam ederken kamuoyundaki yanlış algının da sürdüğü görülüyor. Kamuoyunda OVP sanki bir istikrar programıymış gibi değerlendiriliyor. Oysaki OVP rutin bir niyet ve eylem programı. Yani OVP’de aslında çözüm yok. Bu bağlamda OVP sorunların belirtildiği ve öngörülerin yer aldığı bir manifesto olarak değerlendirilebilir. Ama sorunlar gerçekten kabul ediliyor mu? O da ayrı bir tartışma konusu.
Zira Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın kur korumalı mevduattan çıkışın sorunsuz bir şekilde gerçekleştiği ve nüfusun yarıdan fazlasının açlık sınırının altında ücret aldığı ülkemizde gelir dağılımında iyileşmenin olduğunu ve satın alma gücünde dünyada on birinci sırada yer aldığımız yönündeki açıklaması bunun en bariz örneklerinden birini oluşturuyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in kamuda tasarrufta başarı olduğuna işaret etmesi ve TCMB Başkanı Karahan’ın ise enflasyon görünümüne yönelik karamsarlığa neden olabilecek bir revizyon görmediklerini belirtmesi bu örneklerden yalnızca birkaçını oluşturuyor. Bu açıklamalardan da görüldüğü üzere ekonomi yönetiminin refleks kodlarının hep aynı olduğu söylenebilir. Zira her durum ve koşuldaki olumlu söylemlerin OVP toplantısında da devam ettiği görüldü.
2027-2029 dönemini kapsayan OVP’de enflasyon, büyüme, dış ticaret ve istihdam hedeflerinde revizyona gidilirken; kamu harcamaları, eğitim-sanayi entegrasyonu ve çalışma hayatına ilişkin de yeni düzenleme sinyallerinin olduğu görüldü.
Varsayımlardaki değişimlerin makro büyüklüklerin tahminlere yansıması ile 2025 yılında açıklanan OVP’de yüzde 16’ya yükseltilen enflasyon hedefi, yüzde 28,4 olarak güncellendi. 57 aydır yüzde 30'un üzerinde seyreden enflasyon nedeniyle bu sapma yeterli bulundu. 2027 yılı için geçtiğimiz yıl konulan yüzde 9’luk hedef ise yüzde 21 olarak yenilenirken programa göre enflasyon 2028’de yüzde 13,5’e ve 2029’da yüzde 9’a gerileyeceği öngörüldü.
Programda işsizlik oranının 2026’da yüzde 8,1 seviyesinde gerçekleşmesi, 2027’de yüzde 8’e, 2028’de yüzde 7,8’e ve 2029’da yüzde 7,6’ya düşmesi bekleniyor. Cari işlemler açığının ise yeniden kademeli olarak gerilemesinin tahmin edildiği, 2027 yılında yüzde 1,9’a, 2028 yılında yüzde 1,8’e ve 2029 yılında yüzde 1,6’ya düşmesi öngörüldü.
Yeni büyüme hedefi de yüzde 3,3 olurken, büyümenin 2027’de yüzde 4,2, 2028’de yüzde 4,6 ve 2029’da yüzde 5 olacağı bekleniyor.
Öte yandan bütçe açığının milli gelire oranının 2026 yılı için yüzde 3,1 olarak gerçekleşmesi öngörülüyor. Geçtiğimiz yıl bu oran yüzde 3,5 olarak öngörülmüştü. Bütçe açığı hedefi 2027 için yüzde 3,5, program dönemi sonu olan 2029 için ise yüzde 2,8 olarak açıklandı.
Bütçede stratejik önceliklere ilave kaynak ayrılan alan içerisinde eğitimin olmaması büyük bir eksiklik olarak göze çarpıyor.
Önceki OVP’lerden farklı olarak bu OVP’de “Ekonomik güvenlik ve dayanıklılık” başlığının açılması dikkati çeken bir diğer noktayı oluşturdu.
Görüldüğü üzere her yıl gerçekleşen aşağı ve yukarı yönlü revizyonun bu yılda yapılması ve hedeflerde görülen şaşma şaşırtıcı olmadı. Her ne kadar ekonomi yönetimi yaşanılan sapmaların nedeni olarak geçmişten gelen enflasyon ataletini, ataletin küçük ölçülmesini ve jeo-politik gerilimlerin etkisinin olduğunu belirtse de büyümeden vazgeçmeyen dezenflasyon politikasının yanlışlığı göz ardı edildiği gibi önümüzdeki dönem için de büyümeden feragat edilmeden enflasyonu düşürme politikasının süreceği görülüyor. Yani yine
*Hedeflerin zayıf temellere dayandığı,
*Hedeflerin hangi dinamiklerle sağlanacağının açıklanmadığı,
*İnandırıcılığının güçlü olmadığı ve
*Öngörülmezliğe vurgu yapılarak hedefe ulaşılamaması durumunda gerekçenin şimdiden duyurulduğu bir OVP ile karşı karşıya kalındı.
Açıklanan OVP’de iki soruya da yanıt aranmaya çalışıldı. Birincisi seçim ekonomisine giriliyor mu? İkincisi ise TCMB faiz indirimine başlayacak mı?
Faiz dışı bütçe harcamalarının 2027 yılında yükseleceği tahmini ve büyümeden ödün verilmeyecek olması hem seçim sürecine ilişkin hem de faiz indirimine ilişkin beklentileri güçlendirdi. Zaten reel sektörün sesini yükseltmesine karşılık son dönemde atılan adımlar bu sürecin ısınma turları olarak değerlendirilebilir. Hal böyle olunca geçinme mücadelesinde yenik düşen dar gelirlinin talebinin de seçim konjonktüründe karşılık bulabileceği umudu yeşeriyor.