Serap Durusoy
Dinamik farklılıkları gözetmek
Bitmek bilmeyen jeopolitik gerilimin yüksek olduğu bir haftadayız. ABD- İran belirsizliği ne zaman ve nasıl çözülecek belli değil. Diplomasi çabası sürerken 10 günlük ateşkes önerisi masada kaldı. İran’dan artık tam ölçekli bir savaşın içerisinde olunduğu bunun ekonomik sonuçlarına katlanılacağı ve ABD saldırılarına karşı unutulmaz bir ders verileceği yönünde açıklamalar yapılırken Trump’dan ise kayıpların bedelinin İran’a kat kat ödetileceği açıklaması geldi.
Yaşanılan bu gelgitler ekonomide de sert dalgalanmalara neden oluyor. Haftaya yükselişle başlayan petrol fiyatı salı günü gelen haberle geriledi. ABD ile İran arasında yürütülen arabuluculuk çabalarına ilişkin haberler, iki tarafın karşılıklı yeni saldırıları ve Yemen’deki İran destekli Husilerin Suudi Arabistan’a deniz ablukası tehdidini birlikte değerlendiren piyasaların etkisiyle petrol fiyatı geriledi. Faiz getirisi olmadığı için artan fırsat maliyeti nedeniyle cazibesini yitirmiş olan altın fiyatında da yükseliş görüldü.
Öte yandan petrol fiyatlarındaki hareketlilik şüphesiz ki enflasyonun artacağı endişesini de besliyor. Bu durum faiz politikasında TCMB ve küresel merkez bankalarının yön arayışını etkilediği gibi Türkiye’de ekonomide çoklu denge sağlamayı daha da zorlaştırıyor. Çoklu denge diyorum çünkü Türkiye’de birçok makro ekonomik sorun bir arada yaşanıyor. Bu sorunlar içerisinde özellikle enflasyonu önceliklendirdiğini belirten ekonomi yönetiminin 3 yıldır uyguladığı dezenflasyon politikasına yönelik olarak Goldman Sachs’dan da öneri geldi. Sachs Türkiye’nin dezenflasyondan öte dış dengeyi istikrara kavuşturmaya öncelik vererek TL'de daha hızlı değer kaybına izin verebileceğini belirtti. Banka ekonomistleri, "Finansal istikrarın mevcut düzeyde dolarizasyonun azalması eğiliminin devam etmesine bağlı olduğu göz önüne alındığında, TL'nin daha hızlı değer kaybetmesi, faiz oranlarının da şu anda fiyatlandırıldığından daha yüksek seviyelerde kalması gerektiği anlamına geliyor" ifadelerini kullandı.
Kurun yüksekliğinden şikayetçi olan ihracatçılar bu öneriden memnun olur mu açıkçası bunun belirleyicisi üretim yapısı ve enflasyon. Zira değersiz TL kısa vadede fiyat avantajı sağlasa da bunun yarattığı rekabetçi avantajın sürdürülebilir olup olmadığını, şirketlerin ithal girdi oranı ve üretim kapasitesi belirliyor. Üretim için gerekli olan girdi ve enerji bağımlılığı dikkate alındığında bunların döviz ile alınması nedeniyle kur avantajı ortadan kalkarak şirketlerin maliyetlerini artırabilir. Buna bağlı olarak orta vadede ihracatçıda memnuniyetsizlik doğurmanın ötesinde üretim maliyetlerindeki artış kaçınılmaz olarak tüketici fiyatlarına da yansır. Bu bağlamda değerlendirildiğinde Türkiye’de ihracatçının asıl ihtiyaç duyduğu şey aslında değersiz bir para birimi değil, öngörülebilir ve istikrarlı bir kur ortamıdır.
Ayrıca değersiz TL ücret artışlarına neden olarak işçilik maliyetlerinin yükselmesine yol açabilir. Bu durumdan işveren kadar ekonomi yönetimi de memnuniyetsizlik duyacaktır. Zira bu durum ücretlerin baskılanması üzerinden yürütülen dezenflasyon politikasını olumsuz yönde etkiler. Tam da bölgesel yaşam maliyet farklılıkları gözetilerek ucuz işgücü cenneti yaratmaya çalışılan ve ücret barışını tehlikeye sokan bölgesel ve sektörel asgari ücret modelinin gündemde tekrar kendine yer bulduğu bir dönemde değersiz TL politikasının işçilik maliyetlerini artırmasına izin verilmeyecektir.
Öte yandan değersiz TL dış borçların ödenmesini de zorlaştırarak yine enflasyonun yükselişini besler. Kısa vadeli dış borç stoğunun mayıs ayı itibarıyla 172,7 milyar dolara çıktığı bir ortamda değersiz para finansal kırılganlığı daha da arttıracaktır. Her ne kadar TCMB rezervlerinde 10 Temmuz ile biten haftada 163,3 milyar dolara ulaşan rezervlerde, toparlanma eğiliminin sürdüğü görülse de kısa vadeli dış borç stoğundaki artışın brüt rezervler üzerinde ciddi bir erime baskısı oluşturacağı görülüyor.
Geçen hafta sonu Fitch’in Türkiye’nin kredi notunu BB- ve not görünümünü durağan olarak teyit ettiği raporda yatırım yapılabilir nota yaklaşabilmek için dezenflasyon politikası ve rezerv artışının yeterli olmadığı politika öngörülebilirliği ve kurumsal güvenin kalıcı olarak güçlenmesi gerektiği yer aldı. Ancak not yükseltimi için zemin hazırlayacak unsurlar arasında dış finansmana erişimin sürdürülebilir şekilde azaltılması ve ülkenin rezerv yapısının güçlendirilmesine işaret edilmesi rezervlerdeki erimenin önüne geçilmesi gerekliliğini ortaya koydu.
Tüm bunlar dikkate alındığında Türkiye’de asıl ihtiyaç duyulan şey kurumların önerilerinden öte ülkemizin kendi dinamik farklılıkları gözetilerek uygulanacak doğru ve bütüncül politikalarla beraber TL’de değer kaybı ya da kazanımına izin vermek değil, öngörülebilir ve istikrarlı bir kur ortamının sağlanması.