Esmer günler

Her ne kadar bu hafta ülke gündemini Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi meşgul etse de ülkemizin ekonomik gerçekliği hep aynı.

TÜİK tarafından geçen hafta haziran ayı enflasyon verisinin aylık bağlamda yüzde 0,99, yıllık bağlamda ise yüzde 32,11 olarak açıklanması düşük gelir grubu için esmer günlerin devam edeceğinin ilanı oldu. Üstelik vatandaşın enflasyonunda durum daha vahim. Vatandaşın veri setini alışverişlerde ödediği tutar ve alım gücündeki kayıp oluşturuyor. Alım gücü azalırken kâğıt üzerinde düşen enflasyon yaşam maliyetini artırmanın ötesine geçmiyor. Buna rağmen Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek açıklanan veri sonrasında yaptığı değerlendirmede arz şoklarıyla artan küresel enerji fiyatları nedeniyle kesintiye uğrayan dezenflasyon sürecinin yeniden başladığını ve yılın kalanında emtia fiyatlarında normalleşme, kural bazlı fiyatlama uygulamaları, kira enflasyonunda aşağı yönlü eğilim ve ılımlı talep görünümünün katkısıyla dezenflasyonun devam etmesini beklediğini vurgulayarak memnuniyetini dile getirdi. Ancak aynı memnuniyeti düşük gelir grubu yaşayamıyor. Çünkü konut enflasyonu yıllık yüzde 45'in üzerinde, gıda enflasyonu ise yüzde 35,45. En düşük gelir grubu olan birinci yüzde 20'lik grupta yer alan hanehalkının konut ve kiraya yüzde 38,7 gıdaya ise yüzde 29 harcama yaptığı dikkate alınırsa bu gelir grubunun yaşam maliyetinin kâğıt üzerinde düşen enflasyona rağmen arttığı görülüyor.

Öte yandan altı aylık enflasyonun yüzde 17,76 olarak gerçekleşmesiyle birlikte çok sayıda emekli ile memur ve memur emeklisinin alacağı enflasyon farkı da netlik kazanmış oldu. Böylece işçi ve BAĞ-KUR emeklisinin alacağı zam oranı yüzde 17,76 olarak gerçekleşti. Memur ve memur emeklisinin alt aylık enflasyon farkı ile alacağı zam oranı da yüzde 13,52 olarak hesaplandı. Ancak kira artış oranı yüzde 32,03. Bu durumda tüm ücretlilere geçmiş olsun demekten başka bir şey kalmıyor. Çünkü Türk-İş'in araştırmasına göre haziran ayında Ankara'da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı, yani açlık sınırı, 35.758,88 liraya yükselirken yoksulluk sınırının ise 116.478,40 liraya ulaştı. Bu rakamlara göre asgari ücret açlık sınırının 7 bin 684 lira, en düşük emekli aylığı da 23bin 552 lira ile 12bin 206 lira altında kaldı. Söz konusu veriler dar gelirlinin açlık ve yoksulluğunun kalıcılığını desteklemekle kalmıyor yoksullukta da eşitlendiğimizi göstererek ekonomideki acı tabloyu ortaya koyuyor. Bu acı tablonun içerisinde yer alan bir diğer figürü de elbette ki asgari ücretliler oluşturuyor. DİSK-AR’ın Temmuz 2026 Ücret Kayıpları İzleme Raporu durumun ciddiyetini ortaya koydu. Rapor ortalama işçi ücretinin vergi ve enflasyon nedeniyle kaybının (kesinti hariç) 16.157 TL ve asgari ücretlinin yılın altıncı ayında 4.986 TL kaybettiğini ortaya koydu.

Tüm bunlar gerçekleşirken Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün de yüzde 40 ve üzeri engel oranına sahip vatandaşlar ile öksüz ve yetim çocuklara ödenen muhtaç aylığını yüzde 13,52 artırarak 10 bin 317 lira 50 kuruşa çıkardığı haberi kamuoyu ile paylaşıldı. Ne yazık ki bu artış bu gruptaki vatandaşların da muhtaç olma durumlarını ortadan kaldırmaya yetmiyor.

Haziran ayı enflasyonu ücret zamlarının belirlenmesi dışında TCMB’nin temmuz ayındaki PPK toplantısında nasıl bir aksiyon sergileyeceği açısından da önem taşıdı. TCMB Haziran Ayı Fiyat Gelişmeleri Raporu'nda ana harcama gruplarının neredeyse tamamında fiyat artışlarının geçen aya göre yavaşlama söz konusu olsa da tüketici enflasyonunun ana eğiliminde bir önceki aya göre sınırlı bir gerileme yaşandığı ifadesi yer aldı. Fiyat baskılarının ve hizmet enflasyonundaki katılık riskinin devam ettiği de dikkate alındığında TCMB’nin kısa vadede bir faiz indirimine gitmeyeceği öngörüsü güçleniyor. Nitekim uluslararası kuruluşlardan da benzeri değerlendirmeler geldi. Son olarak Commerzbank enflasyonun ana eğiliminin politika yapıcılara kayda değer bir rahatlama sağlayacak ya da Merkez Bankası’nın faiz koridorunda gevşemeye yönelik verdiği sinyalleri destekleyecek kadar düşük seviyede olmadığı yorumunu yaptı. Goldman ise çekirdek enflasyon ivmesini dizginlemek için zayıf para biriminin yanı sıra muhtemelen daha sıkı finansal koşullara da ihtiyaç duyulacağını ve bunun da dördüncü çeyrek öncesinde anlamlı faiz indirimleri için çok az alan bıraktığını belirtti.

Yıllık enflasyonun yüzde 30'un üzerindeki yapışkan görünümü dikkate alındığında dezenflasyonda gidilecek çok yolun olduğu ve bu nedenle ücretler üzerinden talebin baskılanması ile değil araç ve manevra değişimine gereksinim duyulduğu gerçeği ortaya çıkıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Serap Durusoy Arşivi

Alıcı değil izleyici

02/07/2026 07:00

Veriler ne diyor

18/06/2026 07:00

Yönetim memnun ama…

07/05/2026 07:00

Ekonomideki acı tablo

02/04/2026 07:00