Serap Durusoy
Ekonomideki tezat sürerken
Bir buçuk aydır devam etmekte olan İran- ABD savaşında İran’ın karşı stratejiler izleyerek gösterdiği direniş ABD’yi zorluyor. Bu durum Trump'ı ciddiyetten uzak söylemlere ve eylemlere yönelterek dünya ekonomisindeki tansiyonu yükseltiyor.
Son olarak ABD'nin Hürmüz Boğazı’na abluka başlatması küresel ekonomi üzerindeki yıkımı daha da derinleştirecek beklentisini güçlendirdi. Dünya LNG ticaretinin yüzde 20'si ve deniz ticareti ile yapılan petrol ticaretinin ise yüzde 30'unun Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştiği dikkate alınırsa bu pazartesi günü ABD'nin 15’ten fazla gemiyi konuşlandırdığı ablukasının ekonomik bedelinin ne denli büyük olacağı gayet açık. Bu abluka İran'a geri adım attırır mı? Bu zor görünüyor. Ama süreç deniz savaşına doğru evriliyor. Zira ateşkes sürerken ABD ablukaya yaklaşacak olan İran’ın gemilerini vurmakla tehdit etti.
Bu gelişmeler yaşanırken Trump salı günü yaptığı açıklamada İran’la nükleer silah konusunda hemen her başlıkta anlaştıklarını hatta İran’ın kendilerini aradığını ve anlaşma yapmak istediklerini açıkladı. Ayrıca İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinden dünyaya şantaj yaptığını savunan Trump buna izin vermeyeceklerini ve İran nükleer silahı bırakmaz ise anlaşma olmayacağını belirtti. Bu açıklamalar kriz derinleşecek mi yoksa ateşkes devam edecek mi sorularının gündeme taşırken Trump dün yaptığı açıklamada ise önümüzdeki iki gün içinde barış görüşmelerinin gerçekleşebileceğini ve savaşın bitmeye yakın olduğunu ifade etti.
Şüphesiz ki bu tutarsız açıklamalar küresel ekonomiyi bir kaos ortamına doğru sürüklüyor. O nedenle UEA, IMF ve Dünya Bankası savaşın etkilerine karşı ortak mücadele etmek amacıyla Nisan başında koordinasyon grubu oluşturmuştu. Bu grup petrol, gaz ve gübre fiyatlarının uzun bir süre yüksek kalacağı endişesini dile getiriyor. Diğer yandan kriz kâhini Roubini Bloomberg’e verdiği demeçte ablukanın daha geniş çaplı bir askeri tırmanış olasılığını artırdığını belirterek İran petrolünün büyük bir kısmının Çin’e akması nedeniyle ülkeye ekonomik anlamda ciddi bir zarar vereceğini belirtti.
Şüphesiz ki Çin’in küresel enflasyon dinamiklerinde önemli bir rolünün olduğu dikkate alınırsa Çin’de uzun süredir düşük seyreden enflasyon ve ihracat fiyatlarındaki azalışın pek çok ülkenin fiyat artışlarını sınırlamada etkili olduğu fakat enerji maliyetlerindeki artışın bu tabloyu değiştireceği söylenebilir.
Küresel ekonominin özellikle enerji üzerinden ülkeleri birbirine bağlamasından dolayı en büyük mağduriyeti yaşayanlar arasında AB ülkeleri de yer alıyor. AB enerji faturasında günde 500 milyon euroluk artış olduğu tahmin edilirken Komisyon Başkanı Leyen “Aşırı bağımlılığımızın bedelini ağır ödüyoruz” diyerek savaşın etkilerinin doğrudan hissedildiğine vurgu yaptı.
Küresel tarafta endişeler sürerken 2026 Uluslararası Ekonomi Zirvesi'nin açılış konuşmasında Sayın Şimşek Türkiye'nin dayanıklı olduğuna inandığını dış açığın kritik bir kırılganlık alanı olmaya devam ettiğini vurguladı. Açıktaki artışa rağmen brüt dış finansman ihtiyacımızın geçmişin altında olacağını belirtti.
Sayın Karahan ise ABD'de gerçekleştiği "Enflasyon ve Makroekonomik Görünüm" sunumunda döviz rezervlerinin önceki çıkış dönemlerine kıyasla çok daha güçlü bir konumda olduğunu, eşel mobil sisteminin enerji fiyatlarındaki dış kaynaklı şokların iç fiyatlara yansımasını sınırlandırarak enflasyonist baskıları dizginlediğini, cari açığın enerji ithalatı ve turizm gelirleriyle şekillenmeye devam ettiğini ve tarihsel ortalamanın altında kaldığını belirtti.
Ancak henüz savaşın etkilerinin yer almadığı şubat ayına ilişkin cari açığın 7 milyar 501 milyon dolarla 2025 yılı Nisan ayından bu yana en yüksek seviyesini kaydetmesi, mart ayında bütçenin 229,9 milyar TL açık vermesi, Tarım ÜFE’nin mart ayında yıllık yüzde 36,09, aylık yüzde 3,85 artış göstermesi ve büyümenin itici unsuru olan inşaat üretim hızındaki aylık bazda yüzde 1,3’lük gerileme adeta ekonomi yönetimine itiraz niteliğinde.
Ekonomi kurmayları olumlu açıklamalarla yurt dışı ziyaretlerinde de makro ekonomik verilerin sağlamlığına ilişkin pozitif bir yaklaşım sergilemeye çalışarak kurtuluşu yabancı sermayede ararken Türkiye'den yerli sermaye göçü yaşanması ekonomideki tezatı gösteren bir başka gelişme.
Öte yandan Fitch’in de Türkiye’nin kredi notunu her ne kadar BB- olarak teyit etse de kredi görünümünü negatiften durağana çevirmesinde etkili olan faktörler arasında enflasyon görünümündeki bozulma ve kronik yüksek enflasyon, tekrarlayan döviz krizi riski, rezervlerin dış borca kıyasla sınırlı kalması, enerji ithalatına yüksek bağımlılık ve para politikasına yönelik siyasi baskılar olduğunu vurgulaması dikkat çekici oldu.