Serap Durusoy
Ekonomik tansiyon yükseliyor
Önemli günlerden geçiyoruz. Tüm dünya diken üzerinde. ABD İran rejimini yıkmak ve İran’ın nükleer programını yok etmek amacıyla bir saldırı gerçekleştirdi. Buna karşılık İran da ABD'nin askeri üslerinin olduğu üçüncü ülkeleri de hedef alan füze saldırıları ile karşılık veriyor. Bu gelişmeler küresel sistemi kaygan bir zemine taşıyor. Sisteminin hem politik hem de ekonomik ekseninde yeniden yapılanmasını besleyen bu askeri saldırıların süresi, coğrafi ölçeği ve misillemelerin boyutu çok önemli hale geliyor. Fakat yapılan açıklamalara bakılırsa saldırılar kısa vadede sonlanmayacak gibi görünüyor. Zira Trump “4-5 hafta sürebilir büyük dalga henüz gelmedi” yönünde bir açıklamada bulunurken ABD Genelkurmay Başkanı da “Saldırılarımız gittikçe güçlenecek” değerlendirmesini yaptı. İran’dan ise sonuna kadar kendimizi savunacağız açıklaması geldi.
Saldırıların artık bir savaş niteliğine bürünmesi küresel ekonomiye de yön veriyor. Burada kilit noktayı hiç şüphesiz ki enerji krizi oluşturuyor. Nitekim küresel enerji arzında büyük bozulmalar yaşanacağı endişesiyle Avrupa'da doğalgaz fiyatları keskin şekilde yükseldi. Hürmüz Boğazı'nda sevkiyatların askıya alınmasının ardından boğazın tamamen kapatılması ile de hem enerji ticareti hem de yük taşımacılık trafiği olumsuz etkilenecek. Zira bu boğazdan günde 21 milyon varil petrol ve 306 milyon metreküp sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) geçtiği tahmin ediliyor.
Hürmüz Boğazı’nın kapatılması her fırsatta enflasyonun gerilediğini dile getiren ekonomi yönetimini de zora sokacak. Zira bu kapanma bir yandan petrol fiyatları üzerinden bir yandan da navlun ve sigorta maliyetleri üzerinden enflasyonu yukarı yönlü baskılayacak. Ayrıca Türkiye bu savaştan güvenlik, göç, turizm ve bölgesel ticaret kanalları üzerinden de etkilenecek.
Hal böyle iken ekonomi yönetimi bir varsanı içerisinde. Sayın Şimşek "Ekonomimiz güçlü makroekonomik temellere sahip olup, şoklara karşı dirençlidir." diyerek her koşulda politikanın başarılı olduğunu anlatmayı sürdürüyor. Sayın Cevdet Yılmaz ise “Ekonomimiz bundan önce yaşanan birçok dışsal etkiye karşı dirençli yapısını ispat etti. Türkiye ekonomisinin makro ekonomik temelleri sağlam” değerlendirmesinde bulundu.
Ancak hem TCMB hem de SPK ekonomi kurmaylarının bu değerlendirmelerinin aksine temkinli bir yaklaşım sergileyerek piyasalardaki oynaklığı önlemek için oluşturulan ekonomik savunma hattı ile olası enflasyonist baskıların ve olası kur şoklarının önüne geçebilmeyi sağlayacak tedbir aldı.
Diğer yandan küresel kuruluşlar da Türkiye ekonomisine ilişkin endişelerini ortaya koydu. Goldman Türkiye’nin dış ticaret dengesinin ağır yara alacağını belirtirken ING Global Türkiye’nin petrol şoklarına karşı dünyadaki en hassas ülke olabileceğine dikkat çekti. JP Morgan ise petroldeki yangını gerekçe göstererek Türkiye öngörülerini kötüleştirdi. Banka, 2026 enflasyon tahmini yüzde 25’e çıkarırken, 2026 politika faizi tahminini yüzde 31’e yükseltti. Her üç kuruluş da petroldeki yükselişin cari açığı ve enflasyonu vuracağını belirtti.
Nitekim bu endişe ülke içerisinde de kendine yer buldu ki akaryakıta zam haberinin yayılması Türkiye’nin savaşın 3.gününde bile nasıl etkilendiğini ortaya koydu. Sayın Şimşek’in "Jeopolitik gelişmeler kaynaklı artan petrol fiyatlarının enflasyon etkisini sınırlandırmak üzere çalışıyoruz” açıklamasının ardından bu gece itibarıyla eşel mobil uygulaması geri geldi
Öte yandan pazartesi günü açıklanan büyüme verisi ve salı günü gelen enflasyon verisi ekonomideki karamsar tabloyu besleyen bir içerik gösterdi. Türkiye’nin 2025 yılında yüzde 3,6 büyüdüğünü ortaya koyan veride sektörel bazda en fazla büyümenin yüzde 10,8 ile inşaat sektöründe olduğu görülürken, tarımın yüzde 8,8.azalması kalitesiz ve kompozisyonu bozuk bir büyümenin sürdüğünü gösterdi. Sektörler arasında sadece tarımın küçülmesi yapısal sorunların ciddiye alınması gerektiğini ve gıda enflasyonunda çok daha zor günlerin bizi beklediğinin en büyük işareti oldu.
TÜİK Şubat enflasyonunu ise aylık yüzde 2,96 yıllık yüzde 31,53 olarak açıkladı. Aylık enflasyon yüzde 3’ün üzerinde beklenirken TÜİK yine iyimser bir veri ortaya koydu. Ama mart ayı gerçekçi olmak zorunda. Zira savaş ekonomik tansiyonu yükseltiyor. Her ne kadar şubat enflasyon verisinin beklentiye paralel geldiği açıklamaları yapılsa da yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde16 iken ilk 2 ayda gerçekleşen enflasyonun %7,95 olması hedefe yaklaşmanın zorluğunu ortaya koydu.
Tabi ki tüm bunlar yaşanırken olan emeklilere oldu. Açlık sınırının altında ücret alan emeklilerin beklediği bayram ikramiyesine ilişkin olarak 5 bin, 5 bin 500 ve 6 bin gibi farklı senaryolar konuşulurken savaş iklimi nedeniyle bu beklentinin karşılanamayacak olmasının belirtilmesi emekliyi sadece umut yorgunu yaptı.