Ekonominin zorlu denklemi

Pazartesi günü Trump’ın “Benim için kabul edilebilir bir anlaşma yapılmalı anlaşma bu içeriğe sahip olmazsa İran taş devrine döner” tehdidinin ardından dün ABD ve İran, iki haftalık şartlı ateşkes konusunda anlaştı. Ateşkes süresince Hürmüz Boğazı’ndan geçişe izin verilmesiyle birlikte küresel ekonomideki panik bir miktar azalmasa da ABD’nin askeri planının ne yönde evrileceğine ilişkin belirsizliğin devam ettiği söylenebilir. Kuşkusuz ki 10 Nisan’da Pakistan’da başlayacak müzakerelerde her iki tarafın arzu ettiği çıktıya ulaşma durumu dikkate alınarak barış sağlanabilecek mi bu önemli olacak. Zira Trump’ın iki ileri bir geri adımlarından dolayı piyasalar alt üst oluyor. Savaş öncesinde pek çok ülkede düşen enflasyon ve gevşeyen finansman koşullarının yerini yüksek enflasyon ve zorlaşan finansman koşullarının alması küresel kuruluşların beklentilerin de de değişiklikleri beraberinde getirdi.

Gelecek hafta Washington'da düzenlenecek IMF ve Dünya Bankası Bahar Toplantıları öncesinde konuşan Georgieva, savaşın enerji arzında tarihin en büyük aksaklıklarından birine yol açtığını vurgulayarak bu durumun küresel enflasyonu artırıp büyümeyi yavaşlatacağı uyarısında bulundu. Georgieva, çatışmaların hızla sona ermesi halinde bile IMF’nin gelecek hafta açıklayacağı küresel ekonomik tahminlerde büyüme beklentisini aşağı, enflasyon tahminini ise yukarı yönlü revize edeceğini belirtti. Georgieva, yoksul ve enerji rezervi olmayan ülkelerin en ağır darbeyi alacağını, mali alanı dar olan bu ülkelerde sosyal huzursuzluk riskinin arttığını vurguladı. IMF’nin bazı ülkelere finansman desteği talepleri geldiğini, mevcut kredi programlarının genişletilebileceğini belirtti.

JP Morgan Chase ise , Türkiye ekonomisine ilişkin son raporunda enflasyon beklentisini yukarı yönlü revize etti. Banka, enerji maliyetlerindeki artışı gerekçe göstererek yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 28’e yükseltti.

Türkiye de her ne kadar hedef olmamaya ve Ortadoğu’daki bu savaşa dahil olmamaya çalışsa da enerji bağımlılığından dolayı yaşadığı kırılganlık savaşın ekonomik etkilerinin derinden hissedilmesine neden oluyor. Her geçen gün savaşın Türkiye’ye faturası da ağırlaşıyor. Kamuoyunda en çok enerji darboğazı, akaryakıt fiyatlarındaki artış yük taşımacılık trafiğinin bozulması ve tedarik zincirindeki aksamalar ve petrol fiyatlarındaki hareketliliğe bağlı olarak enflasyonun artıracağı beklentisi hâkim olsa da TÜİK tarafından açıklanan resmi rakamın beklenti altında gelmesi yaşanılan enflasyon gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Ayrıca TCMB’nin fiyat gelişmeleri raporunda da vurguladığı eşel mobil sisteminin önümüzdeki dönemde etkili olamayacağı dikkate alındığında nisan ayından itibaren enflasyonun karakter değiştirerek maliyet enflasyonuna dönüşeceği gerçekliği de göz ardı edilemez.

Ortadoğu’da yükselen tansiyonun Türkiye ekonomisinde yarattığı önemli etkilerden bir diğeri de kısa vadeli spekülatif dış sermayenin ülkeden hızlı bir şekilde çıkması oldu. Son dört hafta da toplam çıkışın 21,5 milyar dolara ulaşması, yüksek faiz vererek sıcak para girişi ile artırılan rezervlerin savaş başladığından beri 55 milyar dolar azalmasına bir de yüksek kısa vadeli borç oranının eklenmesi ile kur şokunu besleyen unsurların bir araya gelmesi kuşkusuz ki endişe verici.

Döviz rezervi ekonomik bir kalkan olarak sadece kur politikası açısından önem taşımıyor aynı zamanda para politikasının etkinliği enflasyonun tahmin ve hedeften sapmasına ve finansal istikrar açısından da önemli. Tüm bunlar kronik sorunumuz olan enflasyonu besleyen gelişmeler olurken aynı zamanda hane halkının her geçen gün cebindeki yangını büyütüp sofrasına da yansıyor. Ortalama bir Türkiye resmi çizmek açısından önemli bir araştırma olan Türk-İş’in, "Açlık ve Yoksulluk Sınırı" araştırmasına göre Mart 2026 dönemine ilişkin olarak Ankara’da dört kişilik bir aile için açlık sınırının 32 bin 792,74 TL’ye, yoksulluk sınırının ise 106 bin 816,70 TL’ye yükseldiği görüldü. Ayrıca araştırmada tek bir çalışanın yaşama maliyetinin 42bin 585 TL’ye ulaştığını ortaya koydu. DİSK-AR yayımladığı raporda ise asgari ücretin ilk üç ayda 2.819TL emekli maaşının ise 2.008 TL kaybettiğini ortaya koydu.

Görüldüğü üzere Türkiye ekonomisinde var olan kırılganlık savaşla birlikte yeni yıkımları da beraberinde getirdi ve en büyük yıkımı da dar gelirli yaşıyor. Hal böyle olunca asgari ücrete yılın ikinci yarısında zam talebi büyümeye başladı. Ancak Sayın Cumhurbaşkanı’nın Kabine Toplantısı'nın ardından yaptığı değerlendirmede dezenflasyon programından taviz verilmeyeceğini vurgulayarak, istihdam, üretim ve ihracatın korunmasının öncelik olmaya devam edeceğini belirtmesi bu talebin karşılanmayacağı çıkarımını güçlendirdi.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Serap Durusoy Arşivi

Ekonomideki acı tablo

02/04/2026 07:00

Aynı yönde devam

15/01/2026 07:00