Bu filmi daha önce gördük

Kurumlar vergisi indirimi yeniden gündemde. Gerekçe tanıdık. İhracatçı zorlanıyor, maliyetler artıyor, rekabet gücü zayıflıyor. Verilen cevap da tanıdık. Vergi indiriliyor, kredi genişletiliyor, kur desteği devreye giriyor. Türkiye bu politika setini daha önce defalarca uyguladı. Kısa vadede bir rahatlama sağlandı ama uzun vadede tablo değişmedi. Şimdi yine aynı noktadayız.

Kurumlar vergisi 2006'dan 2017'ye kadar sabit yüzde 20'de kaldı. O dönemde ihracat 85 milyar dolardan 157 milyar dolara çıktı. Mükemmel miydi? Hayır. Ama en azından öngörülebilirlik vardı. Bir şirket üç yıllık plan yapabiliyordu. Serbest bölgelerde üretim kazançları tamamen vergiden muaftı.

2018'de işler değişti. "Geçici" diye oran yüzde 22'ye çıktı. O yıl kurumlar vergisi tahsilatı yüzde 48,7 arttı. Rakamlar güzeldi ta ki aynı yıl döviz krizi patlayana kadar. Ekonomi küçüldü, yatırımlar çakıldı. Sonra bir zikzak dönemi başladı ki sorma. 2021'de oran yüzde 25'e fırladı, 2022'de yüzde 23'e indi. Her yıl farklı oran, her yıl farklı gerekçe, her yıl yeni bir geçici madde. Türkiye'de vergi politikasında "geçici" kelimesi en kalıcı kavram haline geldi.

2022'de ilk kez ihracatçıya özel bir şey yapıldı: 1 puanlık kurumlar vergisi indirimi. Sembolik bir hamleydi. O yıl ihracat rekor kırarak 254 milyar dolara ulaştı ama bunu 1 puanlık indirimin yarattığını söylemek için çok cesur olmak lazım. Asıl itici güç TL'nin reel değer kaybı ve küresel emtia fiyatlarıydı. 1 puan kimsenin bilançosunda hissedilir bir fark yaratmadı.

6 Şubat 2023 depremi bütçeyi alt üst etti. Kurumlar vergisi kalıcı olarak yüzde 25'e sabitlendi. Finans sektöründe yüzde 30'a çıktı. Ama aynı anda ihracatçıya "dövize ihtiyacımız var" mesajıyla 5 puanlık indirim verildi. İhracatçı efektif yüzde 20'de kalmaya devam etti.

Sonuç ne oldu? Oran artmasına rağmen kurumlar vergisinin bütçe gelirlerindeki payı eridi. 2022'de her 1000 TL'lik bütçe gelirinin 181 TL'si kurumlar vergisinden gelirken, 2025'te bu rakam 95 TL'ye düştü. Oranı arttı, tahsilat azaldı. Kayıt dışılık, istisnalar, muafiyetler, karmaşık hesaplama yöntemleri derken verginin üzerine oran artışı koymanın anlamı kalmadı.

Serbest bölgeler tarafında da ilginç gelişmeler var. 1985'ten beri süregelen "üret, vergiden muaf ol" modeli 2025 başında daraltıldı. Artık serbest bölgelerde üretilip yurt içine satılan ürünlerin kazançları vergiye tabi. İstisna sadece yurt dışına yapılan ihracat kazançları için geçerli. Kırk yıllık vergi cenneti küçüldü ama ihracatçının dokunulmazlığı bir kez daha korundu.

Ve şimdi 2026. Yeni hamle kapıda. Halihazırda yüzde 20 olan ihracatçı kurumlar vergisi daha da aşağı çekilecekmiş.

Kurumlar vergisinin bütçe gelirlerindeki payı yüzde 14,7. Bunun ihracatçılara düşen kısmından yapılacak birkaç puanlık indirimin doğrudan etkisi, toplam vergi gelirlerinin binde biri civarı. Mali etki sınırlı görünüyor.

Gündemdeki tek madde vergi indirimi değil. TCMB'nin yüzde 3'lük döviz dönüşüm desteği yüzde 8'e çıksın. Eximbank reeskont kredilerinde yüzde 26 olan maliyet yüzde 20'ye insin. Tekstil ve mobilyada 3.500 TL'lik istihdam desteği 6.000 TL'ye, asgari ücret desteği 1.270 TL'den 2.500 TL'ye yükseltilsin. Bir tarafta vergi indirimi, öbür tarafta ucuz kredi, kur avantajı, istihdam teşviki.

Tarih bize ne öğretti?

Oran artınca tahsilat artmadı. Kayıt dışılık, istisnalar ve muafiyetler sistemi sürekli aşındırdı. Devlet oranı artırdı, mükellef kaçış yollarını çoğalttı.

Oran düşünce yatırım patlamadı. Vergi, şirketlerin yatırım kararlarındaki onlarca değişkenden sadece biri. Kur belirsizliği, hukuki öngörülemezlik, finansman maliyetleri çok daha belirleyici. Vergiyi sıfırlasan bile kur her gün farklı yere gidiyorsa kim fabrika kurar?

Sektörel indirimler her seferinde vergi sistemini daha karmaşık hale getirdi. Tek oran yerine mükellefin türüne, sektörüne, halka arz durumuna, sanayi sicil belgesine göre farklılaşan bir yapı ortaya çıktı. Mali müşavirler bile hangi oranın kime uygulanacağını hesaplarken terliyor.

İhracatçıyı desteklemek elbette önemli. 275 milyar dolarlık ihracat, GSYH'nin yüzde 17'sine karşılık geliyor. Bölgesel savaş ortamında sektöre nefes aldırmak mantıklı bir refleks. Ama koşulsuz destek verildiğinde nereye gidiyor bu para? Üretime mi, Ar-Ge'ye mi, istihdama mı? Yoksa bilançolarda kâr transferi olarak mı görünüyor?

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yağız Kutay Arşivi

Turizm hedefleri

24/03/2026 07:00

Enflasyonda zor viraj

17/03/2026 07:00

Savaşın kronometresi

03/03/2026 07:00

Tribün Enflasyonu

17/02/2026 07:00