Yağız Kutay
Yeni “HUB” İstanbul Finans Merkezi mi?
İsrail-İran hattında yükselen tansiyon, sermayenin doğası gereği en sevmediği şeyi yeniden gündeme taşıdı: belirsizlik. Bu tür dönemlerde para ikiye ayrılır; bir kısmı güvenli limanlara kaçar, diğer kısmı ise kendine yeni üsler arar.
Tam da bu noktada İstanbul Körfez’in alternatifi bir finans merkezi olabilir mi? İstanbul ile Dubai, Riyad ve Doha’yı aynı masaya koyarak sağlıklı tartışma zemini bulabiliriz
Fiziksel Kapasite
İstanbul’un en net üstünlüğü erişim. Kutaların kesişiminde, yüksek yolcu kapasiteli havalimanlarıyla küresel dolaşımın düğüm noktası.
Frankfurt’un, Singapur’un ya da Hong Kong’un başarısı pist uzunluğuyla açıklanmaz. İstanbul Finans Merkezi’nin sunduğu ofis metrekareleri de aynı şekilde tek başına anlam ifade etmiyor.
Dubai bu noktada daha erken davrandı. Fiziksel kapasitesini, hukuki ve finansal altyapıyla eş zamanlı büyüttü. İstanbul ise daha çok fiziki yatırımla öne çıktı. Aradaki fark buradan doğuyor.
Hukuki Mimari
Finans merkezleri aslında birer hukuk projesidir. Paranın nerede duracağını belirleyen şey vergi oranı değil, ihtilaf anında ne olacağıdır.
Dubai’nin başarısı kendi içinde ayrı bir hukuk alanı kurmasıydı. Uluslararası yatırımcının aşina olduğu kurallar uyguladı.
Suudi Arabistan ise daha kapalı modelden çıkıyor. Uzun yıllar yabancılara gayrimenkul edinimi dahi sınırlıyken, son dönemde bu yasaklar gevşedi. Küçük bir adım gibi görünse de sermayeye kapı açması bakımından büyük bir zihniyet değişimiydi.
Doha tarafında ise farklı bir hikâye var. 2022 Dünya Kupası sonrası beklenen açılım gelmedi. Aksine, ülke kontrollü ve sınırlı bir modelde kalmayı tercih etti. Yani büyüme var ama dışa açılma iştahı belirgin şekilde zayıfladı.
Türkiye’nin durumu daha karmaşık. Sık değişen mevzuat ve öngörülebilirlik sorunu yatırımcı açısından ciddi bir risk.
Görünmeyen Rekabet Alanı
Finans artık sadece bankalardan ibaret değil. Veri akışı, işlem hızı ve regülasyon teknolojisi belirleyici.
Dubai bu dönüşümü erken yakaladı. Ancak onu gerçekten ayrıştıran üç temel avantaj var:
- Düşük vergi
- Aşırı hızlı işlem süreçleri
- Ve en kritiği: paranın giriş-çıkış serbestisi
İlk ikisi kopyalanabilir. Vergiyi düşürmek veya bürokrasiyi hızlandırmak teknik meselelerdir.
Ama paranın serbest dolaşımı sistem meselesidir ve taklit edilmesi en zor olanıdır.
Sermaye için basit bir kural vardır: Para ne kadar kolay çıkabiliyorsa, o kadar kolay girer.
Türkiye’nin son yıllarda doğrudan yabancı yatırım (FDI) tarafında zayıflamasının en kritik nedenlerinden biri tam olarak burada yatıyor. Politik dalgalanmalar ve sermaye hareketlerine dair belirsizlik algısı, yatırımcıyı geri itiyor. Sadece carry trade yatırımcıları geliyor ve gidiyor.
Sorun sadece teori değil, pratikte yaşanmış deneyimler. Uluslararası ölçekte en büyük aracı kurumlardan biri olan Interactive Brokers’a dahi Türkiye’den para transferinde zorluk yaşanması, bankacılık sisteminin zaman zaman ne kadar kısıtlayıcı davranabildiğini gösteriyor. Bu tür örnekler yatırımcı hafızasında kalıcı iz bırakır.
Vergi ve Teşvikler
İstanbul Finans Merkezi kapsamında sunulan teşvikler kağıt üzerinde güçlü.
Ancak yatırımcı sadece oranlara bakmaz. Sistemin ne kadar sade, ne kadar stabil ve ne kadar öngörülebilir olduğuna bakar.
Dubai burada yine ayrışıyor: basit, net ve uzun süre değişmeyen bir yapı.
Riyad daha agresif bir teşvik politikası izliyor. Açılıyor, öğreniyor, adapte oluyor.
Doha sınırlı ama istikrarlı bir modelde kalmayı tercih ediyor.
Türkiye’de ise güçlü teşvikler, karmaşık ve değişken yapı içinde etkisini kaybediyor. Örneğin Normalde 5 Türk çalışana 1 yabancı çalışma iznini İstanbul Finans Merkezi özelinde 3’e 1 oranına getirdi.
Sermaye Piyasaları
Türkiye’nin bankacılık sistemi güçlü. Ancak sermaye piyasalarının derinliği belirleyici. Yabancı yatırımcının giriş-çıkış kolaylığı, likiditenin sürekliliği ve kur riskinin yönetilebilirliği burada kritik.
Dubai uluslararası sermayeyi çekerken, Riyad yerel fon gücüyle büyüyor. Doha daha küçük ama kontrollü.
Türkiye’de ise piyasa ağırlıklı olarak yerli yatırımcıya dayanıyor. Bu da volatiliteyi artırıyor ve büyük ölçekli yabancı sermaye için sınırlayıcı oluyor.
Yaşam Kalitesi
İstanbul’un kültürel ve sosyal avantajı tartışılmaz.
Ancak mesele yaşam kalitesi değil, yaşamın öngörülebilirliği.
Kira piyasası, eğitim maliyetleri, bürokrasi… Bunların hepsi yabancı profesyonel için doğrudan risk kalemleri.
Dubai daha mekanik ama stabil. Riyad hızlı dönüşüm içinde. Doha daha kapalı ama düzenli.
Bölgesel gerilimler Türkiye’ye kısa vadeli fırsatlar yaratabilir. İstanbul bu dalgada alternatif adres olarak öne çıkabilir.
Ama kalıcı bir finans merkezi olmak başka.
İstanbul’un önünde iki yol var:
Ya mevcut yapının içinde sınırlı bir çekim merkezi olarak kalır,
ya da sermaye serbestisi ve öngörülebilirlik üzerinden kendi modelini inşa eder.
Körfez’i taklit etmek mümkün değil. Özellikle Dubai’nin en kritik avantajı olan “sermayenin serbest dolaşımı” kopyalanamaz.
Bu sağlanmadan gelen para kalmaz.
Sadece uğrar… ve gider.