Turizm hedefleri

Ekonomimizin kronik sorunlarından cari açığın sadık ilacı turizm, son yıllarda sergilediği performansla makro dengelerimizin ana taşıyıcısı konumuna yükseldi.

2021 yılında salgının etkisiyle 24,5 milyar dolar seviyelerine kadar gerileyen gelirlerimiz, 2022’de 46,3 milyar dolara, 2023’te ise 54,3 milyar dolara ulaşarak direnç göstermişti. 2025, sektörün altın yılı olarak kayıtlara geçti ve 65,2 milyar dolarlık gelirle 63,9 milyon ziyaretçiyi ağırlayarak tüm zamanların rekorunu kırdık. Bu ivme, ekonomi yönetiminin 2026 yılı için 68 milyar dolarlık bir gelir ve 66 milyon ziyaretçi hedefini Orta Vadeli Program’a (OVP) işlemesine vesile oldu.

2026’nın ilk çeyreğinde bölgemizde patlak veren İran-ABD ve İsrail eksenli gerilim üzerine gri bulutları taşıdı. Turizm sektörü için Şubat ve Mart ayları sadece takvim yaprağı değil, yıllık rezervasyonların yüzde 40’ından fazlasının kesinleştiği stratejik bir planlama dönemidir. Savaş aynı sertlikte devam ederse erken rezervasyonlar düşmesi kaçınılmaz.

“Savaş Türkiye’nin turizmi için fırsat yaratır” tezi ilk bakışta cazip görünse de mevcut jeopolitik denklem bu varsayımı doğrulamaktan uzak. Teorik olarak riskli bölgelerden kaçan talebin en yakın ve erişilebilir alternatiflere yönelmesi beklenir. Ancak turizm talebi, coğrafi gerçeklikten çok algıyla hareket eder. Türkiye jeopolitik olarak savaş bölgesine en yakın barış bölgesi. Avrupalı turist nezdinde “güvenli liman” kategorisinde değil, “risk bölgesine komşu” algısında konumlanmaktadır. Bu nedenle oluşabilecek talep kaymasının Antalya veya Bodrum’a yönelmesi kadar, İspanya, İtalya ve hatta Yunanistan’a bile kayması daha güçlü ihtimaldir.

Üstelik bu algısal dezavantaj, içerideki fiyat gerçekliğiyle birleştiğinde daha da belirginleşmektedir. Değerli TL ve yükselen maliyetler nedeniyle Türkiye’nin rakiplerine kıyasla pahalılaşması, olası ikame avantajını büyük ölçüde ortadan kaldırmaktadır. Güvenlik endişesi ile fiyat dezavantajının aynı anda devreye girdiği bir senaryoda turistin tercihini Türkiye’den yana kullanması istisna, alternatif destinasyonlara yönelmesi ise rasyonel davranış haline gelmektedir.

Diğer taraftan, Körfez hava sahasında yaşanan aksaklıklar turizm açısından yalnızca bir talep daralması değil, aynı zamanda arz yönlü bir kısıt yaratmaktadır. Türkiye bağlantılı Asya uçuşlarının önemli bir bölümünün bu hat üzerinden gerçekleşmesi nedeniyle iptaller ve rota değişiklikleri, özellikle uzak pazarlardan gelen turist akışını doğrudan sınırlamaktadır. Bu durum, sezonun erken dönemine sıkışan bir şok olmaktan ziyade, yıl geneline yayılabilecek yapısal bir zayıflık riski taşımaktadır.

Bu dışsal şoka, içerideki makroekonomik bir açmaz olan "Değerli TL" gerçeği de eşlik ediyor. Enflasyonun üzerinde seyreden maliyet artışlarına rağmen döviz kurlarının görece stabil kalması, Türkiye’yi rakip rotalara kıyasla pahalı seçenek haline getirdi. Turist, jeopolitik riskle karşılaştığında zaten rotasını çevirmeye meyilliyken Yunanistan ve İspanya gibi ülkelerin sunduğu maliyet avantajı bu kaçışı hızlandırıyor. Cebindeki dövizin Türkiye’deki satın alma gücünün eridiğini gören turist, "güvenlik" ve "fiyat" denklemi birleşince rotasını daha ucuz ve sakin alternatiflere kırıyor. Bu durum, kişi başı gecelik harcama rakamlarını artırsa da toplam turist hacminde ciddi bir daralma riskini beraberinde getiriyor.

Çifte baskının matematiksel karşılığı sarsıcı. Mevcut jeopolitik risklerin yaz sezonuna sarkar ve kur-maliyet dengesizliği devam ederse, 68 milyar dolarlık OVP hedefinin yaklaşık 15 milyar dolar altında kalarak 53-55 milyar dolar bandına çekilmemiz kuvvetle muhtemel görünüyor. Bu sapma, sadece turizmcinin hanesine yazılan bir kayıp değildir. 15 milyar dolarlık bir döviz girişinden mahrum kalmak, döviz arzında daralma, cari açık üzerinde ek baskı ve dezenflasyon sürecinde kur kaynaklı yeni bir maliyet dalgası anlamına gelmektedir.

Daha somut bir ekonomik zarar ise maliyetler kanadında yaşanıyor. Savaşın tetiklediği petrol fiyatlarındaki artış ve değerli TL nedeniyle artan işçilik maliyetleri, otel işletmelerinin enerji ve hizmet tedarik giderlerini yukarı yönlü çekiyor. Özellikle İran pazarının kapandığı Van ve çevresindeki Doğu Anadolu turizminin Nevruz döneminde yüzde 80’e varan iptallerle sarsılması, bölgesel ekonomik kırılganlığı da artırıyor. Neticede Türkiye, 2026 hedeflerini korumak istiyorsa rakamların ötesine geçip hem bu savaşın yarattığı negatif algıyı dağıtacak hem de fiyat-rekabet gücünü dengeleyecek yeni bir turizm stratejisine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yağız Kutay Arşivi

Enflasyonda zor viraj

17/03/2026 07:00

Savaşın kronometresi

03/03/2026 07:00

Tribün Enflasyonu

17/02/2026 07:00

Temu kotası kalktı

13/01/2026 07:00