Aytuna Tosunoglu
Kutsal rahim
Annelik, doğurunca verilmiş bir unvan mıdır yani… Sanki kadın bedeni bir devlet dairesi, rahim de mühür masası. Efendim, o mühür basıldıysa “anne”, basılmadıysa en fazla “hevesli vatandaş”.
Hayatın işleyişini indirgeyen, alan açmayan, özgür bırakmayan bu zihin insan bedenini de insan sevgisini de epey yanlış tanıyor. Annelik bir doğurma olayı mıdır? O kadar mıdır? Hayır. Beyinle, hormonla, temasla, bakımla, kültürle örülen karmaşık bir hal.
Meclis
Kadın bedeninde annelik duygusu tek bir düğmeyle açılmaz. İçeride küçük bir kimya meclisi çalışıyor. Elini indir/kaldır şeklinde de değil, üstelik. Kaynaklara göre, oksitosin doğum kasılmalarında ve sütün salınmasında rol alıyor ve yakınlık, temas, bağ kurma süreçleriyle yakından ilişkili. Prolaktin, süt üretiminin baş aktörü ve annelik davranışıyla bağlantısı uzun zamandır biliniyor. Meme ucu uyarısı, emzirme, koku, ses, ten teması, uykusuzluk, stres… hepsi bu düzenin içine giriyor. Bakın, bu ince ayarda bir karışıklık olduğunda kadın kendini suçlu, yetersiz, tuhaf, sebepsiz gözyaşlarıyla dolu hissedebiliyor. Bir arızaysa bu, kesinlikle vicdani bir yerden gelmiyor. İçerideki şebekenin dengesizliğinden oluyor. Bazen sigorta atar, bazen voltaj düşer ya işte öyle bir şey.
Anlam Yükleme
Biyoloji tek başına son sözü söylemez. Hormonlar kapıyı aralar elbet ama o evin içine nasıl bir hayat kurulacağını kültür, deneyim, ilişki biçimi, tercih ve tarih belirler. İnsan doğurarak “anneleşebilir” ama doğurmadan da ve sadece bakım vererek, koruyarak, kollayarak, sorumluluk alarak da “anneleşebilir.” Toplumsal bir rol. Toplum o role anlam yükler, tören yapar mesela. Ahlak dersi iliştirir. Sınır çizer. Sonra da kendi çizdiği sınıra girmeyen herkesi ayıplamaya kalkar.
Köpeğine “oğluşum”, kedisine “yavrum” diyenleri yakacak mıyız? İnsan yavrusu dışında kalan canlara söylenen sevgi kelimelerini duyunca sanki medeniyet çökmüş gibi davranmamızın nedeni cahillik değil mi! Bir dişi köpek doğumdan sonra yavrusunu yalarken, emzirirken, yanına toplarken, korurken dişi insanla aynı biyolojik saatte buluşuyor: Oksitosin ve prolaktin onda da var. Okuduklarım çerçevesinde: veterinerlik literatürü köpeklerde annelik bakımının da doğum, emzirme, temas ve koruma davranışlarıyla birlikte bu hormonal düzenle ilişkili olduğunu söylüyor. Yani memeli canlıların (biz de içindeyiz) bakım repertuvarında yabancısı olduğumuz bir şey yok. İnsanla hayvan arasında küçültücü bir uçurum bulunmuyor, tam tersine canlılar kategorisindeki eskiye dayalı akrabalığımızı gözler önüne seriyor.
Resmi Çıkış
Sorun, sevgiyi bile tapuya bağlamak isteyen dar kafalı bir mülkiyet anlayışındadır. Bazılarına göre, şefkat ancak rahimden resmi çıkış yaptıysa meşru. Yoksa sev ama fazla söyleme, bağlan ama adını koyma, bak ama annelik etme. Yoksul bir gönül muhasebesi. Rahmi kutsayıp merhameti küçültenler anneliği korumuyor. Sadece sevgiyi karakolluk bir meseleye çeviriyor. Bir kadının köpeğine oğluşum demesiyle derdi olanlar önce kendi kalplerindeki kuraklığı inceletsinler.
Kendi Kendine
İnsan yavrusu doğurmayı dişi köpeğin yavru doğurmasından daha yukarı koyan şey hayatın gerçeği değil, kültürün ve insan kibrinin kendi kendine yazdığı uydurma bir üstünlük masalıdır.
Kendisini bir canlının annesi hisseden, öyle yaşayan herkesin yarın anneler günü kutlu olsun. Bu enflasyonda evladınızla, oğluşunuzla, kuzunuzla, dünya güzelinizle bir restoranda ve hesap/kitap yapmadan güzel bir yemek yiyebiliyor musunuz, bol kahkahalı, neşeli…
Ondan haber verin.