Aytuna Tosunoglu

Aytuna Tosunoglu

Kesintisiz huzursuzluk

Gündem Ortadoğu’da savaş olunca bir cepheye, yakın bir savaş hattına gidemeyeceğim için o zaman o ruh haline gideyim/gireyim dedim. Ne de olsa göçmen olmayı, savaşta canını kurtarmayı üç kuşak öncesinde bırakmış -inşallah- bir neslin ahfadıyım. İngiliz yazar Evelyn Waugh’un (adı şaşırtmasın, o bir erkek) Brideshead’e Dönüş isimli romanını okudum. Aslında bu ikinci okuyuşum. Bazı kitaplar hasat zamanı gibi. Hayatın duraklarında tadı değişiyor, eviriliyor. Ne kadar yağmur aldığınıza bağlı olarak.

Waugh’un romanındaki mizah anlayışı hala canlı. Müstehzi de aynı zamanda. Ve o da canlı, eskimemiş. Ömrüne iki kocaman dünya savaşı sığdırmış bir yazar olarak alaycı olmuş, çıktığı kabukla dalga geçmiş. Ne iyi yapmış.

Bakın şimdi günümüze nasıl bağlayacağım?

Bitemeyen

Romanda İkinci Dünya Savaşı yalnızca tankların ve uçakların gürültüsü olarak yer almıyor. O aynı zamanda bir uygarlığın ağır ağır iç çekişi gibi. Savaşa gitmeyenlerin bile “eski” bir dünyanın çözüldüğünü hissettiklerindeki hüzünlü bakış var, romanda. Savaşın insan ruhunu nasıl çatlattığı var. Üstelik bilfiil savaşa gitmeden, evde oturdukları halde yaralılar. Romanın kahramanı Charles Ryder askeri üniformasıyla Brideshead malikanesine geri döndüğünde geçmişin o zarif ve bir o kadar da “steril” dünyasının artık bir harabeye dönüştüğünü görüyor. Savaş burada, bu malikanede hafızada ve inançlarda yaşamaya devam ediyor. Bitemiyor.

Demek ki savaş yalnızca devletleri değil yaşam tarzlarını da ortadan kaldırıyormuş.

Kâğıttan Haritalar

Şimdilerde savaşın yüzü değişti, üniformalı askerlerin ilerlediği cephelerden çok daha karmaşık bir yerde yaşanıyor: Drone ekranlarında, veri merkezlerinde, propagandist medya akışlarında… Bir zamanlar generaller haritaların üzerinde renkli kalemlerle cephe çizgileri çizerdi, bugün algoritmalar bilgi akışlarını yönlendiriyor. Ama tuhaf olan şu: Teknoloji değişse de savaşın insan ruhundaki etkisi neredeyse aynı kalıyor.

Waugh’un romanındaki o yorgunluk hissi bugün de bizimki dahil dünyanın birçok köşesinde dolaşıyor. İnsanlar savaşın ortasında değilken bile savaşın gölgesinde yaşıyor. Haber bültenleri, sosyal medya akışları ve sürekli kriz duygusu modern hayatın görünmez cephe hattını oluşturuyor. Romanda yer alan elitler bir çağın sonunu hissediyordu. Bizim durumumuz daha garip, çünkü garip bir çağda yaşıyoruz: Sonu gelmeyen başlangıçların çağında…

Bir savaş bitiyor, başka bir gerilim başlıyor. Bir kriz çözülmeden yeni bir çatışma gündeme geliyor. Sanki dünya kesintisiz bir huzursuzluk haline alışmış gibi… İnsanlık artık savaşları kazanmak için değil, onları yönetilebilir bir gürültü seviyesinde tutmak için savaşıyor.

Kapanış

Romanda daha sakin, daha yavaş ve belki daha naif olan bir dünyanın hatırası var. Ama savaşın insana bıraktığı duygu hiç değişmedi: Medeniyet yorgunluğu…

Her çağ kendi savaşını akıllıca yönettiğini sanır.

Geriye dönüp bakıldığında, geride kalan şey çoğu zaman yalnızca sessiz ve ince bir sızı gibi yorgunluk olur. Bir de fikrimce asıl trajedi, insanın her savaşı yeni bir çağın başlangıcı sanmasında… Oysa çoğu zaman bir dünyanın daha sessizce kapanışı.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Aytuna Tosunoglu Arşivi

Devam...

14/02/2026 07:00

Seks Satar

27 Aralık 2025 Cumartesi 07:00

Kurulan Düzen: Yalan

20 Aralık 2025 Cumartesi 07:00

Mutlak gücün korkusu

13 Aralık 2025 Cumartesi 07:00

Süreçten önceki son cümle

29 Kasım 2025 Cumartesi 07:00

Haksızlığa uğrayanlar

22 Kasım 2025 Cumartesi 07:00

Kardeş Düzeni

08 Kasım 2025 Cumartesi 07:00

Hayalimdeki Casus

01 Kasım 2025 Cumartesi 07:00