Aytuna Tosunoglu

Aytuna Tosunoglu

Siyasetin sis ustası

Onu tanıyanlar benzer cümleleri kuruyor: “Sizi dinler, ne derseniz dinler. Siz konuşurken araya girmez, söylediklerinizi not alır, yazar. Sonra o notlar ne olur, bilinmez. Zira söylediğiniz, sunduğunuz hiçbir fikir ya da projenin hayata geçtiğine dair bir şey görmezsiniz. Reddedildiğini de duymazsınız!”

Kemal Kılıçdaroğlu’ndan bahsediyorum.

Kendisini tanımamakla birlikte ortaya serdiği örüntüden onun olası karakteriyle ilgili bir şeyler söyleyeceğim. Öznel (sübjektif) mi oldum nesnel (objektif) mi, siz karar verin.

UZAKTAN

Bir kere uzlaşmazlık halinde açık kavga yerine çevresini kullanır. Saldırıyı oralardan yapar yani. Mesela birilerinin ortaya attığı iddiaya sessiz kalabilir. “Ben böyle düşünmüyorum ama halkın da bazı soruları var”, der. Böylece taşı atar, elini saklar, Kemal bey.

En büyük silahı belirsizlik olur. Parti içinde kimi desteklediğini, kime arka çıktığını son ana kadar söylemeyebilir. Diyelim bir kişiye güven gösterdiği halde başka bir ismi öne çıkarır. Çünkü kimsenin tam olarak nerede durduğunu bilmesini istemez. Bu durum parti içinde sürekli bir tetikte olma hali yaratır tabii.

KAÇAK OYNAMAK

Kemal beyin herhangi bir karar alma sürecinde doğrudan “hayır” dediğini sanmıyorum. Onun yerine şöyle ifadeler kullanmış olabilir: “Şartlar olgunlaşınca bakarız” ya da “Şimdi zamanı değil”. Bu sözler bazen yıllarca süren ertelemelerin bahanesine dönüşebilir.

Onu öfkeli kaç defa gördünüz? Yakın çalışanlarının bile gördüğünü düşünmüyorum. Onun yerine, ince ince alay eder mesela. İğneleyici cümleler kurabilir. Bir gazeteciyi, bir siyasetçiyi isim vermeden hedef gösterir. Yapar, bunu.

“SIRTIMDA HANÇERLER”

Ben Kemal beyin çoğu zaman eleştiriyi ihanet gibi algıladığını düşünüyorum. Muhalefet etmekten çok parti içindeki farklı seslerden rahatsızlık duyduğunu düşündüm hep. Kendisine bir nedenden dolayı itiraz edenleri zamanla etkisizleştirme yolunu seçtiğini sanıyorum. Mesela görev vermeyerek, mesela davet etmeyerek… Görünmez olmalarını sağlıyor, yani.

Güç kaybetmeye başladığında -işte en ilginç dönem bu- doğrudan teslim olmak istemez. Mesela, halefini açıkça desteklemez. Mesela, kurumları son ana kadar belirsizlik içinde bırakır. Mesela, kendisinden sonra gelecek kişiyi zayıflatacak hamleler yapabilir. “Madem bensiz yapacaksınız, görün bakalım nasıl yapıyorsunuz” duygusuna kapılabilir.

Kemal beyi ne zaman televizyonda görsem sabırlı, soğukkanlı ve biraz hesapçı buldum. Ama yakın çalışma arkadaşlarının şunu söylediğini duyar gibiyim; “Hiç bağırmazdı. Ama kime ne zaman küstüğünü anlamak imkansızdı. Bir gün bir bakmışsınız toplantı masasındaki yeriniz kaybolmuş!”

ÇATIŞMA SORUMLULUĞU

Kemal beyin siyasette en güçlü yanı çatışmayı görünmez hale getirmesi sanki. Açık bir kavgada herkes tarafları görür. Kemal bey ise mücadeleyi sisin içine taşıyor fikrimce. Çünkü hiçbir çatışmanın sorumluluğunu üstlenmek istemiyor.

Kemal beyin söyledikleri kadar, kendisine bıraktığı inkâr alanı da önemli. İma, telkin, yönlendirme ve geri çekilme döngüsüyle hareket edecek bundan sonra. İşleri yokuşa sürecek, geciktirecek. Kulağa olumlu gelen şeyler de söyleyecek, Kemal bey. Ancak söyledikleri hiçbir karar içermeyecek. Bir de ileride pozisyon değiştirme ihtimalini açık tutmak istiyor olabilir (Beştepe?)

Amerika’yı yeniden keşfetmedim: Kemal Kılıçdaroğlu pasif agresif bir siyasetçi profili çiziyor.

Peki böyle bir liderlik tarzı muhalefete neye mal oldu?

Önceki ve Sonraki Yazılar
Aytuna Tosunoglu Arşivi

Bi’ şey oldu

30/05/2026 07:00

Gölgelerin kontrolü

23/05/2026 07:00

Usulüne uygun baskı

16/05/2026 07:00

Kutsal rahim

09/05/2026 07:00

Bak sen şu işe!

25/04/2026 07:00

Kıvılcım

18/04/2026 07:00

Hatırlamanın yükü

11/04/2026 07:00

Bana yediklerini anlat

28/03/2026 07:00