Aytuna Tosunoglu

Aytuna Tosunoglu

Bak sen şu işe!

Kolay tabii.

Haritayı önüne açarsın, arada birkaç tarih kitabı karıştırırsın. Yanında birkaç istatistik filan. Verirsin hükmünü: Ülkenin insanları nasıl yönetilmeli, neyi hak eder, neyi beceremez…

Bize göre de “istenmeyen insan”dır, ABD’nin Türkiye Büyükelçisi. Patronunun sağ kolu olarak bizim buralarda ve Ortadoğu'da dolaşırken halklara laboratuvar deneyi muamelesi yapıyor.

Uyumlu

Büyükelçi makamına cebinde birtakım planlar, projelerle oturtulmuş bu zatın, “Bazı toplumlar demokrasiye uygun değil” cümlesi, sadece bir yönetim önerisi olmuyor. Bir zihniyetin beyanı oluyor. Biz biliyoruz ABD yönetiminin zihniyetinin özünü: İnsanlara kendi kaderlerini tayin etme hakkını çok görmek, onların iradesine güvenmemek ve birilerinin gölgesinde daha “uyumlu” yaşayacak varlıklar olarak görmek. Biz bu yaklaşımın yeni olmadığını da biliyoruz: Tarih boyunca güçlü olanın zayıf olana biçtiği rolün modern versiyonu. Dün “medeniyet götürmek” deniyordu, bugün “uygun yönetim modeli” deniyor. Kelimeler değişiyor ama niyet aynı.

Oysa demokrasi bir coğrafya meselesi değil ki. Bir iklim şartı hiç değil. Demokrasi, insanın kendine duyduğu saygının politik karşılığıdır. Hata yapma hakkını da içerir, bedel ödeme sorumluluğunu da. Bir topluma “siz bunu beceremezsiniz” demek, aslında şunu söylemek oluyor: “Sizin yerinize biz düşünelim.”

Reçete

Türkiye, hatalarıyla, çelişkileriyle, iniş çıkışlarıyla kendi yolunu arayan bir toplumdur. Bu arayış bazen yorucu, bazen sancılı. Ama bu durumlar başkasının reçetesiyle iyileşmez. Çünkü onların reçetesi hastayı değil, doktorun konforunu korur.

Bu büyükelçinin aynı zamanda emlakçının “İyi kalpli diktatörler” önerisi çok şeyler söylüyor: Gücü dar bir çevrede toplayalım, kararları az sayıda kişi versin, toplum da buna uyum sağlasın. Bakınca bir istikrar, bir yerleşiklik hali, bir düzenlilik, oh buralar da mis gibi hani… Ama bu donmuş bir hayat teklifinden başka bir şey değil! Hareket etmeyen, sorgulamayan, talep etmeyen bir toplum olmak. Böyle bir düzen sadece sessizlik üretir. Ve sessizlik hiçbir zaman sağlıklı değildir.

Demokrasi Gürültülüdür

Tartışır, çatışır, bazen tökezler. Ama o gürültünün içinde bir şey var: Hayat. Kocaman harflerle: HAYAT. İnsanların kendini ifade etme cesareti var. Yanlış yapma özgürlüğü var. Düzeltme imkânı var. Bu yüzden mesele, dünyayı sömürmüş, zorbalamış, çiğnemiş yönetimlerin “size uygun yönetim şekli budur” yaklaşımları/dayatmaları değildir. Mesele, insanın kendi hayatı üzerindeki söz hakkını kime devrettiğindedir. Bunun cevabını “ABD yönetimini temsil eden bir teknokrat” olmayan, tersine ABD’ye yani devlete yön veren çevrelerin içinden gelen bir aktörün vermesi kadar yakışıksız, garabet bir şey yok! İnsanın aklına gelmez mi; başkalarının hayatına bu kadar rahat reçete yazanlar, kendi reçetelerini kimden alıyor diye?

Bir topluma yapılabilecek en büyük saygısızlık, onun yerine karar vermeye kalkmaktır.

Son Yerine

Türkiye’nin sorunu “fazla demokrasi” olmadı hiçbir zaman. Tam tersine, eksik kalan, yarım bırakılan, sık sık kesintiye uğrayan bir süreç oldu. Buna bakıp, “o zaman hiç denemeyelim” demek, tedaviyi yarıda kesip hastalığı suçlamaya benzer.

“Müttefikimiz”, Atatürk’ün Nutuk kitabını okuyarak düşünmeli. İyi düşünmeli. Bir daha düşünmeli. Olmadı, bir daha…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Aytuna Tosunoglu Arşivi

Kıvılcım

18/04/2026 07:00

Hatırlamanın yükü

11/04/2026 07:00

Bana yediklerini anlat

28/03/2026 07:00

Kesintisiz huzursuzluk

14/03/2026 07:00

Devam...

14/02/2026 07:00

Seks Satar

27 Aralık 2025 Cumartesi 07:00

Kurulan Düzen: Yalan

20 Aralık 2025 Cumartesi 07:00