Besim Güçtenkorkmaz
On binlerce yılın ayak izlerinde: Antik yollar
On bin yıldan fazla bir zamandan beri birçok uygarlığa beşik olan Anadolu, çok iyi biliyoruz ki, o uygarlıkların sayısız mirasını içerisinde barındırıyor. O miraslardan birisi de antik zaman yolları.
Ticaret için yollar yapılmış, kervanlar geçsin diye yollar, hanlar yapılmış, ulaşım ve savaş için yollar yapılmış. Doğu ile Batı arasında yıllarca iletişimi sağlayan İpek Yolu, zaten ülkemizin ne kadar değerli bir geçiş noktası olduğunun en büyük kanıtı.
O yolların bazılarında bugün tarihin ayak izlerini takip ederek hayretle yürüyebiliyoruz. Yürürken karşımıza çıkan 2-3 bin yıllık antik şehirlerin miras yıkıntıları arasında gezip, o günlerin yaşamına dokunabilmek yürüyenlere tarifsiz bir mutluluk veriyor. Bu yürüyüş yollarının başlıcalarına şöyle bir göz gezdirelim istedim…
LİKYA YOLU
Bu yol, sadece Türkiye’nin değil, dünyanın da en çok bilinen ve tercih edilen yürüyüş yollarından biridir. 580 kilometre uzunluğunda. Tamamını tek seferde yürümek isterseniz 30 gününüzü ayırmanız gerekiyor. Ancak, birçok trekking grubu, dileyenlere bu yolu 3-4 günlük bölümler halinde yürütüyor. Fethiye’den başlayıp Antalya yakınlarında biten bu yolda, en uygun yürüyüş zamanı ilkbahar ve sonbahar ayları oluyor. Bu aylarda gruplar hâlinde yürüyenlerin sayısı yüz binleri buluyor.
Kaş’ta yaşayan bir İngiliz arkeolog olan Kate Clow tarafından yaklaşık 30 yıl önce kırmızı-beyaz çizgilerle işaretlenen Likya Yolu’nun ilk haritası İngilizce olarak hazırlandığı için, önce yabancılar öğrendi bu deniz manzaralı yolun güzelliğini. Likya Yolu’nu ilk yürüyenlerden birisi olduğum için biliyorum, bu nedenle yürüyüşte karşılaştıklarımın çoğu yabancı ülkelerden gelen yürüyüşçülerdi. İlerleyen yıllarda Türk yürüyüşçüler de çoğaldılar.

Milattan önce 300 ile milattan sonra 800 yılları arasında bu bölgede yaşayan Likyalıların, kurdukları 28 Likya şehri arasında ulaşım ve deniz ticaretini sağlamak için oluşturdukları patika yollar, zaman zaman denizin kıyısını takip ederek harika manzaraya eşlik ediyor. Bazen de dağlık bölgelere çıkarak, Likyalıların yetiştirdikleri sebze ve meyveyi, özellikle zeytin ve zeytinyağını, kıyı bölgelerine nasıl taşıyarak o zamanın gemi ticaretine yaptıkları katkıyı anlatıyor. Likyalılar ticareti o denli ilerletiyorlar ki, Demre limanında, deniz ticaretinin ilk gümrük tarifesini de yazıp asıyorlar. Kaş, Kalkan, Demre, Finike aslında Likya uygarlığının en güzel şehirleri. O zamanın isimleri ile anarsak, Pellos (Kaş), Santos, Myra (Demre), Phasilis, Sidyma, Olimpos, Andriake gibi birçok antik şehir ismini sıralayabiliriz.
KARIA YOLU
800 kilometrelik patika yollarıyla Türkiye’nin en uzun yürüyüş rotası olan Karia Yolu da her yıl binlerce ziyaretçiyi ağırlıyor.
Aydın’ın Çine ilçesinden başlayıp, bir ucu Dalyan’daki kaya mezarlarında, diğer ucu ise Datça Yarımadası’nın sonundaki Deveboynu Burnu’nda bulunan ve bu bölgedeki tüm yarımadaları da kapsayan rotalardaki yürüyüşler, birbirinden bağımsız 5 ayrı coğrafi halkadan oluşuyor. Karia Yolu, kendine özgü mimarisi ile çok sayıdaki köyden, el değmemiş koylardan, irili ufaklı tepelerden ve yürüyerek ulaşılabilen antik kentlerden oluşması sebebiyle yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı oluyor.
Antik yollar, patikalar ve orman yolları birleştirilerek oluşturulan ve 2013 yılında turizme kazandırılan Karia Yolu'nda yürüyüş yapan doğaseverler, bisiklet ile kanoya biniyor, ormanlık alanlarda kurdukları çadırlarda dinlenmenin ve gün batımını izlemenin keyfini yaşıyor.

Doğa yürüyüşçüleri, Bafa Gölü’nde kuş çeşitliliğini ve antik kentleri, Yatağan’da ören yerlerini, Muğla’da tarihi evleri görüyor. Gökova Körfezi kıyısında yürüyüş, bisiklet, kano, sörf yapıp çadırlarında ve pansiyonlarda dinlenen yürüyüşçüler, Marmaris ve Datça'da ise doğa ve denizle baş başa kalmanın keyfini yaşıyor.
Ziyaretçiler, Ortaca ve Köyceğiz’i birbirine bağlayan ve yürüyüş rotasının son noktasını oluşturan Dalyan Kanalı ve Kaunos Antik Kenti’nde ise 2 bin 400 yıllık kral mezarlarını görüp tarihi bir yolculuğa çıkıyor.
GEÇEN YIL 350 BİN KİŞİ YÜRÜDÜ
46 etaptan oluşan 800 kilometrelik yolda, yürüyüş yapanların kaybolmamaları için, kırmızı beyaz çizgilerle yapılan 33 bin işaretlemenin yanı sıra 2 bin yönlendirme levhası da yer alıyor. İlk açıldığı 2013 yılında 100 bin kişi Karia Yolu’nda yürüyüş yaparken, bir yıl sonra yürüyenlerin sayısı 200 bine çıktı. Geçtiğimiz yıl ise 350 bin kişinin yürüdüğü varsayılıyor. Yol üzerindeki konaklama alanlarında mola veren yürüyüşçüler, dilerlerse kaya tırmanışı yapabiliyorlar.

Karia Yolu, içinde çok sayıda rotanın yer aldığı 5 ana bölgeden oluşuyor. Bu bölgelerden ilki olan Bozburun rotaları Marmaris İçmelerden başlıyor ve Selimiye üzerinden Bozburun’a kadar ulaşıyor. Datça rotaları ise Datça’dan başlıyor ve yarımadanın en uç noktası olan Deveboynu Burnu’nda sona eriyor. Gökova rotaları Datça Yarımadası ile Bodrum yarımadası arasında kalan bölümü kapsıyor. İç Karia rotalarında, Bafa Gölü çevresinden tarihi doku içinde nefis yürüyüşler yapabilirsiniz. Muğla rotalarında ise Gökova Körfezi’nden Muğla’ya doğru yükselen zorlu etaplar bulunuyor.
KAÇKAR YOLU
Rize’de fırtına vadisinin içinden geçen ve 4 kale ile korunan antik ticaret yoluna, aştığı dağlardan dolayı Kaçkar Yolu deniliyor.
12 ve 13. Yüzyıllarda Karadeniz kıyılarında ticarete Cenevizliler hakimdi. Onlar da gözlerini, Kaçkarların, Kafkasların ve Hazar kıyılarının zenginliklerine dikmişti. Horasan’ın ipeği göz kamaştırıyordu. Bu zenginliklerin Avrupa’ya taşınması için elbette denizyoluna ihtiyaç vardı. En yakın liman Karadeniz’in hemen doğusundaki Pazar ilçesi limanıydı. Cenevizliler, Kaçkar Dağı üzerinden kervanlarla Horasan’dan getirilen malları Pazar limanından gemilerine yüklüyor ve Avrupa’ya taşıyordu. Kervanlar, Kaçkar dağlarını ancak Fırtına Deresi vadisini kullanarak geçebiliyordu. Ama bu yol oldukça tehlikeli bir yoldu ve kervanlara saldırılar düzenleniyor, soygunlar yapılıyordu.
Cenevizliler, bu soygunları önlemek için kaleler yapmaya karar verdiler. İlk kaleyi Pazar ilçesine, denizin içerisine yaptılar. Bu kale, kervanlarla getirilen malların gemilere yüklendikten sonra korunması içindi. Sonrasında Ciha Kalesi’ni yaptılar. Bu kale, Pazar limanını tepelerden görüyordu. Sonrasında daha içerilere Zil Kalesi’ni yaptılar. Bu kale, yol güvenliğini sağlıyordu. Ve en gerilerde, Kaçkarların oldukça yüksek ve vadiye hâkim bir noktasına, sisler içinde vücut bulan Kale-i Bala’yı yaptılar. Gelen kervanlar hem dinlensin hem de bu kalenin gözcüleri geniş bir vadiye gözetleme kulelerinden hâkim olsun diye. İşte Fırtına vadisindeki bu dört kaleden geçen ve Hazar Denizi kıyılarına oluşan kervanların işlediği ticaret yolu, bugün Kaçkar Yolu olarak anılıyor. 80 kilometrelik bu yol, Karadeniz’in bütün güzelliklerini de içinde barındırıyor.
ARTEMA YOLU
Kaz Dağlarının esintisi içinde destansı hikayeler barındıran bir yol Artema Yolu. Adını Artemis’ten alıyor. Uluslararası nitelik alan ve tamamı işaretlenen antik çağlardan kalma Artema Yolu’nun uzunluğu 250 kilometreyi buluyor.
Yol; Kuzeybatıdan, Gönen’in Kınalar köyünden başlıyor ve Gönen’in güneyindeki Kaz Dağlarını dolaşarak doğuda Saraçlar köyünde son buluyor.
Kaz Dağları muhteşem bir floraya sahip olduğu için, bu yolu yürüyenler görsel doyumun zirvelerini yaşıyorlar. Kaz Dağlarının içinden akan dereler ve şelaleler eşliğinde yürüyüş yapanlar, içme sularını eşsiz su kaynaklarından karşılıyorlar. Yol üzerinde kamp ve konaklama alanları yer alıyor. Hatta bazı tesislerde kaplıca olanakları da sunuluyor.
Gönen’deki pirinç tarlaları nedeniyle çok sivrisinek barındırdığı için yaz aylarında bu yolda yürünmesi önerilmiyor. Ancak kalan 8 ay boyunca Artema Yolu’nu kullananlara, doğa kendi bakir meyvelerini de sunuyor. Ahlat, erik, dağ çileği ve böğürtlen, Kaz Dağlarının en güzel orman meyveleri olarak, dallarından koparılmayı bekliyor.
İSTİKLAL YOLU
Kurtuluş Savaşımızın en zorlu günlerinde, Rusya’dan gönderilen cephaneler, düşman donanmasının Karadeniz kıyısında kontrol edemediği tek ilçe olan İnebolu kıyılarına Çatana adı verilen balıkçı tekneleriyle getiriliyordu. Gece karanlığında İnebolu’ya özgü “Denk” adı verilen kayıklarla gemilere yanaşan bölgedeki kayıkçılar, cephaneyi hemen kıyıdaki Türk Ocağı binasına taşıyarak mahzene saklamaktaydı.
Düşmanın Ankara kapısına dayandığı günlerdi. Savaş en şiddetli şekilde sürerken, bu cephanenin cephelere taşınması işini kadınlar ve yaşlı erkekler üstlenmişlerdi. Mühimmatın öncelikle İnebolu’dan Kastamonu’ya ulaştırılması gerekiyordu. Dile kolay, kadınlar 3 yıl boyunca İnebolu/Kastamonu arasındaki 95 kilometrelik antik yoldan, kağnılarla ve bazen de sırtta, askerlerimize destansı bir çabayla cephane taşıdılar. Küre Dağlarını aşan işte o cefalı tarihi yol, bugün İstiklal Yolu olarak anılıyor ve mermi taşırken donarak ölen Şerife Bacı gibi unutulmaz şehitlerimizin anısına her yıl gönüllüler tarafından yürünüyor.

KİLİKYA YOLU
Kilikya, Toros Dağlarında doğu Silifke’nin üst kısımlarındaki bölgesinde yer alıyor. 4 ana rota ve 38 etaptan oluşan Kilikya Yolu’nun uzunluğu 550 kilometreyi buluyor. Kilikya Yolu Toroslar üzerindeki antik kentleri birbirine bağladığı gibi, aynı zamanda Toros Dağları üzerindeki geçitlerden, Konya Ovası ile Silifke’deki Kız Kalesi arasında en kolay geçişi de sağlıyor. Kilikya Yolu’nu bu anlamda askeri bir yol olarak da değerlendirebiliriz. Toroslar üzerindeki vadileri kullanarak çok yükselti sağlamadan yapılan bu geçişler, Roma askerleri tarafından da Büyük İskender tarafından da kullanılan geçitler olmuş. Askeri önemi nedeniyle bu geçitleri savunmak için çevrelerinde şehirler kurulmuş. Kilikya Yolu’nda Romalılardan kalma döşeme taş yollar, hala ilk günkü gibi duruyor. Olba Antik Şehri tüm görkemi ile ziyaretçilerini bekliyor. Yol üzerinde askerlerin yön bulması için yapılan burçlar, tarihi kiliseler ve duvarlara kazınan eserlerle Kilikya Yolu, “beni görmeden geçmeyin” diyor.

YÜZLERCE ANTİK YOLUMUZ VAR
Antik yollarımız elbette bunlardan ibaret değil. Birçok medeniyetin on bin yıl boyunca ayak bastığı bu kadim coğrafyada, yüzlerce antik yol var. Konya civarındaki Isarua Yolu ve Homanada Yolu, Perge’den Isparta’ya ulaşan ve Hristiyanlığı yaymakta kullanılan St. Paul Yolu, Diyarbakır’daki 2 bin yıllık Roma Yolu, Doğu Anadolu’yu Karadeniz’e bağlayan ve Gümüşhane üzerinden geçen antik şehirle anılan Satala Yolu, Ankara keçilerinden elde edilen tiftiği Zonguldak limanına ulaştıranların kullandığı Tiftik Yolu bunlardan bazıları olarak düşünülebilir.
