Aytuna Tosunoglu
Kıvılcım
Bir çocuğun hayatını elinden alan şey gerçekten başka bir çocuk mu… yoksa eğitimi akıldan koparıp inanca indirgerken çocukları yalnız bırakan politikalar mı?
Israrla değişimden, seçimden bahsetmek durumundayız.
Gündemde olmak zorunda, seçim konusu.
Ekonomimizin ne halde olduğu da ortada.
Başka yerlerde, başka sunumlarda büyüklerimiz ekonominin iyi gittiğini söylese de halk bunu hissetmiyor. Demek ki öncelenen halk değil, başka bir şeyler.
Bu nedenle seçimden bahsetmek durumundayız.
Çünkü artık bizi yönetenlerin değişmesini istiyoruz.
Şimdiden konuşalım, şu kulağa net gelen söylem hakkında: Oylar bölünürse kaybedilir, birleşirse kazanılır. Ama biliyoruz ki sandık yalnızca aritmetik değildir. Aynı zamanda psikoloji, güven ve inandırıcılık alanıdır. Bu yüzden, muhalefet tek çatı altında mı toplanmalı, yoksa çoğul mu kalmalı sorusu, kolaycacık bir formüle sığmıyor.
Kibrit
Macaristan’da olanları benimki kadar bir bilgiyle değerlendirdiğimizde görünenler şöyle: Uzun süredir iktidarda olan Viktor Orban ve partisi, seçim sistemi ve medya alanındaki “avantajlarıyla” güçlü bir konumda olmuşlar. Buna karşı muhalefet, farklı dönemlerde “tek aday”, “ortak liste” gibi birleşme stratejileri denemiş. Buradaki mantık gayet sarih: Oylar dağılmasın, parlamentoda çoğunluk için kritik eşik aşılsın.
Bundan önceki sonuçlar bu mantığın her zaman işlemediğini göstermiş durumda. Anladığımız kadarıyla birleşme girişimleri kimi zaman seçmeni motive etmiş, kimi zamansa tersine bir etki yaratmış. Çünkü seçmen yalnızca kazanma ihtimaline bakmamış, temsil edildiğini hissetmek istemiş. Bizdeki tecrübe, farklı görüşlerin tek bir çatı altında “zoraki” buluşması, seçmenlerde (en azından bir kısmında) samimiyet şüphesi doğurduğu şeklinde. Yani, birlik görüntüsü eğer içi doldurulmazsa seçmenin gözünde bir vitrin düzenlemesinden ibaret kalabiliyor!
Fosfor Ve Cam Tozu Karışımı
Mesele birleşmek mi, ayrışmak mı ikileminden çok daha fazlası. Belirleyici olan nasıl birleşildiği ve nasıl ayrışıldığı. Eğer bir ittifak, ortak bir program, güven veren bir liderlik ve seçmene tutarlı bir gelecek tasavvuru sunabilirse, birleşme bir avantaj haline gelir, neden gelmesin…
Tersten bakalım: Çoğul muhalefet de kendi içinde ikiye ayrılıyor. Birincisi, farklı kimlik ve talepleri görünür kılan, seçmeni siyasete çeken bir çoğulluk. İkincisiyse birbirini zayıflatan, aynı oy havuzundan oy çekip etkisini azaltan bir parçalanma. İlkinin canlılık ürettiğinin, ikincisinin enerji kaybı olduğunun farkındasınız, değil mi…
Alev
Sonuçta sandık, sadece sayıların değil hikayelerin de yarıştığı bir alan. Seçmen kendini bir hikâyede bulamadığında matematiğe bile güvenmemek lazım. Ama iyi kurulmuş bir hikâye, dağınık sayıları bile hizaya sokabilir. Belki de siyasetin küçük sırrı burada gizli: Önce güveni toplayacaksın. Yalan söylemeyeceksin. Sonra oylar zaten yolunu buluyor.
Kısaca;
Bir kişi yürümeye başlar.
Kalabalık önce izler.
Sonra kalabalıktan bazıları yürüyenin arkasına katılır. Hızını arttırır.
Dışarıdan bakınca herkes aynı anda koşuyormuş gibi görünür.
Hareket küçüktür ama kritik bir eşikle başlar, anlayacağınız.