Aytuna Tosunoglu
Sessiz bir vazgeçiş mi?
Olmaz olur mu?
Olur, olur.
Mesela demokrasi açıkça yıkılmıyor ama daha tehlikeli bir şey oluyor. Demokrasi yavaşça anlamsızlaştırılıyor. Amaç bir baskı rejimi kurmak değil ki. Aksine halkın baskıya ihtiyaç duymayacak kadar gönüllü hale geldiği bir düzen, bu düzen.
Sinsi bir kırılma yani.
Herkes özgür olduğunu düşünür. Seçim yapar, oy kullanır, tüketir, eğlenir ama bu seçimler gerçek seçenekler değildir. Peki nedir? Önceden tasarlanmış, zararsız(!) ve yönlendirilmiş tercihlerdir. Düzenden rahatsızlık sorgulamayı doğurur mu? Doğurur tabii. Bu da sistemi zorlar. Böyle zorlamalar filan kabul edilemez.
Kullanıcı
Demokrasinin temeli olan yurttaşlık bilinci böyle bir ortamda zayıflar. Yurttaş, yurttaş değildir artık; o bir “kullanıcı”dır. Hak talep eden birey yerini hizmet bekleyen “tüketici”ye devreder. Birlikte olmak, katılım göstermek bir opsiyon/tercih haline gelir yani tersten okursak, sorumluluk zahmetli bir yük gibi algılanır.
Derin bağlar, sadakat ve aidiyet duygusu sistematik olarak zayıflatılır. Buyurun size doğrudan politik bir müdahale! Çünkü güçlü bağlar, güçlü kolektif hareketler doğurur. Zaten demokrasi, ortaklık duygusu olmadan işlemez ki. Bireyler yalnızdır ancak bu yalnızlık fark edilmez. Nasıl mı? Yüzeysel hazlarla. Sonuçta birlikte hareket etme kapasitesi yok olur.
Geçmişi Boş Ver
Bu, modern karşılığını neredeyse birebir bulmuş bir mekanizma. Sürekli uyarılan bir zihin derin düşünemez. Derin düşünemeyen birey ise politik özne olamaz. Demokrasi, dikkat isteyen bir rejimdir. Anlattığım dünyada ise dikkat sistematik olarak parçalanır. Bir de geçmiş konusu var tabii. Geçmiş bilinçli olarak silinir. Çünkü tarih, karşılaştırma imkânı sunar. Alternatifleri gösterir. Alternatifleri gören birey sorgular. Sorgulayan birey nedir? Yönetilmesi zor bir yurttaştan başka bir şey değildir! Bu nedenle geçmiş yok edilir; böylece mevcut düzen tek mümkün gerçeklik gibi görünür.
Gelecek Gelecek
Yukarıda anlatmaya çalıştığım, romanda geçen bir dünyadır.
Yazar Aldous Huxley “Cesur Yeni Dünya” isimli bu romanı tam doksan beş yıl önce ve otuz sekiz yaşındayken yazdı. Fikrimce ne genç bir denemedir ne de geç bir bilgelik metni… Orta yaşın keskin gözlemi var, “Cesur Yeni Dünya”da. Huxley daha sonra romanı hakkında konuşurken, aslında romanın bir otopsisini yaparken, yazdığı dünyanın çok uzak bir gelecek olmadığını, aksine beklediğinden daha erken yaklaşmakta olduğunu söylüyor. Huxley açıkça insanlar zorla bastırılmaktan çok, gönüllü olarak teslim alınabilir fikrini ortaya koyuyor. Yaşadığı dönemde, toplumların hızla kalabalıklaşması, medyanın manipülatif gücü ve teknolojinin insan davranışını şekillendirme kapasitesi Huxley’i özellikle endişelendiriyor. İnsanların güvenlik, konfor ve haz karşılığında özgürlüklerinden vazgeçebileceğini açıkça ifade ediyor.
Uyarı Metni
Huxley bu romanı bir distopya olarak yazdı ama yıllar sonra dönüp baktığında bunun bir “uyarı metni” olduğunu söyledi.
Romanda kurduğu sistemde demokrasi yasaklanmaz.
Yasaklamaya gerek kalmaz, çünkü.
İnsanlar zaten sorgulamaz.
Zaten itiraz etmez.
Zaten talep etmez.
Bu noktada demokrasi yıkılmaz; içi boşaltılır.
Ve en acısı, kimse bunun farkına varmaz.
Soru şu o zaman: İnsanlar gerçekten özgürlüklerini kaybetmekten mi korkar, yoksa özgürlüğün getirdiği sorumluluktan mı?
Gençlere Okuma Önerisi:
Cesur Yeni Dünya (özgün adı Brave New World)
Yazan Aldous Huxley (d.1894, ö.1963)