Aytuna Tosunoglu

Aytuna Tosunoglu

Usulüne uygun baskı

Siyasal muhalefetin yalnızca partilerden oluştuğunu düşünmüyorsunuz, değil mi? Aslında olayın esas kahramanları biziz.

Hepsi

Geçmişte yaşadığımız adaletsizlikleri, baskıları, krizleri tamamen unutuyor muyuz? Belki yıllarca açık açık konuşmadık ama hafızamız kaybolmuyor. İşten atılan gazeteciler, hapis yatanlar, yasaklanan partiler, hapse giren siyasetçiler, ekonomik travmalar unutana hikâye gibi aktarmamız için şurada bekliyor. 24 senede devlet arşivleri sessizleşebilir ama mutfak masaları, dost buluşmaları kolay kolay sessizleşmiyor. Buna toplumsal hafıza diyelim.

Sessizlik

Sokakta slogan atmıyoruz belki ama içten içe biriken bir şey var. Korkudan, yorgunluktan ya da sonuç alamayacağımızı düşündüğümüz için susuyoruz. Fakat, suskunluğun bazen kabul değil, bir bekleme biçimi olduğunu hatırlatmak isterim. Ekonomik baskı, adalet duygusunun zedelenmesi ve aşağılanma hissi derinde bir şeyleri büyütüyor.

Otoriter yönetimler medyayı kontrol ediyor, muhalefeti baskılıyor ama mutfakta olanı tamamen susturamıyor. Enflasyon, işsizlik, hayat pahalılığı hepimizin hayatına fiziksel olarak dokunuyor. Hatta ideolojik sadakat bile bazen boş buzdolabıyla kavgaya başlıyor.

Kuşak Değişimi

Her yeni nesil, bir önceki neslin korkularını aynı yoğunlukta taşımıyor. Uzun süreli iktidarlar geçmiş travmalar üzerinden meşruiyet üretiyor; savaş, darbe, kaos, terör, istikrarsızlık korkusu gibi. Ama o dönemi yaşamamış genç kuşaklar aynı dili etkileyici buluyor mu bakalım… Yeni kuşak başka şeyler istiyor: Özgürlük, bir nefes alanı, hareket kabiliyeti, gelecek hissi…

Yorgunluk

Bizi yönetenlerin şunu hesapladığını sanmıyorum: Yorgunluk. Korkuyu uzun süre taşınabilir bir şey haline getirirler belki ama sürekli gerilim hem toplumu hem iktidarı yoruyor. Sürekli dava, sürekli kriz, sürekli bir “beka” söylemi, sürekli bir düşman üretimi bir noktadan sonra sinir sistemini tüketir. Toplum bazen ideolojik nedenlerle değil, sadece yoruldukları için değişim istemeye başlar. Tarihin sessiz kırılma noktaları tam da buradan doğar.

Modern Otoriterlik

Otoriterliğin çağa uygun olanı darbeyle gelmiyor. Her şey bir prosedür yani hangi adımlar izlenecek, hangi yöntemler kullanılacak hepsi belli; sandık duruyor. Mahkemeler duruyor. Parlamento duruyor. Muhalefet partileri de kâğıt üzerinde duruyor! Derken sistemin üzerine bir ağırlık çöküyor. Kaldırana aşk olsun. Ya da şöyle düşünelim: satranç tahtası masada, oyuncular hazır ama bazı taşların hareket etmesine izin verilmiyor.

Başka Yerler

Günümüz Otokratik rejimleri bazı şeyleri birbirinden öğrenmiyor mu sizce? Hatta batılı kaynaklar buna “otoriter öğrenme” (authoritarian learning) demiş bile. En başta medya kontrolü, muhalefeti kriminalize etme yöntemleri, seçim mühendisliği, yargı üzerinden siyasal tasfiye gibi alanlarda ülkeler birbirlerini dikkatle izliyor. Mesela Rusya’nın Putin’i sistematik bir model uygulamış: Muhalefeti tamamen yok etmekten çok, onu yönetilebilir, parçalı, korkmuş ve etkisiz hale getirmiş. Bunun için de devletin resmi gücünü kullanmış. Başka ülkelere örnek olmuş mu, bakmak lazım!

Tekrar başa dönüyorum. Olayın esas kahramanı biziz. Yani halk.

Sessizliğin her zaman sadakat demek olmayacağını biz biliyoruz…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Aytuna Tosunoglu Arşivi

Kutsal rahim

09/05/2026 07:00

Bak sen şu işe!

25/04/2026 07:00

Kıvılcım

18/04/2026 07:00

Hatırlamanın yükü

11/04/2026 07:00

Bana yediklerini anlat

28/03/2026 07:00

Kesintisiz huzursuzluk

14/03/2026 07:00

Devam...

14/02/2026 07:00