Aylin Kotil
Her çocuğun hakkı: Sağlıklı ve temiz bir okul
Okullar uzun zamandır farklı başlıklarla gündemimizde. Şiddet, eğitimin niteliği, öğretmen açığı, fırsat eşitsizliği… Her biri önemli, her biri konuşulmayı hak ediyor. Ancak tüm bu başlıkların altında, sessizce büyüyen ve doğrudan çocuklarımızın sağlığını etkileyen bir sorun var: hijyen.
Daha açık konuşalım; okullarımızın tuvaletleri.
Bu konuyu çoğu zaman görmezden geliyoruz. Sanki bakmazsak yok olacak, konuşmazsak büyümeyecek bir sorunmuş gibi davranıyoruz. Oysa gerçek çok daha çarpıcı. Türkiye’de birçok okulda, özellikle dezavantajlı bölgelerde, hijyen meselesi artık ciddi bir kriz haline gelmiş durumda.
Temizlik personelleri yetersiz. Okulların büyük bir kısmında gün içinde düzenli temizlik yapılamıyor. Bu yüzden bazı okullarda tuvaletler kapalı tutuluyor. Açık olanlarda ise çocuklar sağlıksız koşullarla baş başa bırakılıyor.
Ortaya çıkan tabloyu düşünelim: Bir çocuk ya kirli bir tuvaleti kullanmak zorunda kalıyor ya da saatler boyunca tuvaletini tutuyor.
Bu öyle basit bir mesele olarak geçiştirilecek bir durum değil. Bu bir çocuk ve halk sağlığı sorunu. Uzmanlar uzun süre tuvaletini tutan çocuklarda idrar yolu enfeksiyonlarının, böbrek sorunlarının ve sindirim problemlerinin arttığını söylüyor. Öte yandan hijyenik olmayan ortamlar, bulaşıcı hastalıkların yayılması için en uygun zeminlerden biri. Özellikle kalabalık okullarda bu risk katlanarak büyüyor.
Daha da önemlisi, bu durum çocukların psikolojisini etkiliyor. Tuvalete gitmekten çekinen, okulda kendini rahat hissedemeyen bir çocuğun derse odaklanmasını bekleyebilir miyiz?
Hijyen, eğitimin görünmeyen ama en temel parçasıdır. Ancak bugün geldiğimiz noktada, bu temel ihtiyaç giderek kamusal bir hizmet olmaktan çıkıyor.
Okulların temizlik ve bakım bütçelerinde yaşanan kısıtlar, yükü okul yönetimlerinin ve velilerin omzuna bırakıyor. Okul Aile Birlikleri, velilerden toplanan katkılarla sabun, tuvalet kağıdı, temizlik sarf malzemesi almaya çalışıyor. Yani çocukların en temel ihtiyacı, ailelerin ekonomik durumuna göre şekilleniyor.
Bu da çok net bir eşitsizlik yaratıyor. İmkanları olan okullar bir şekilde bu sorunu aşmaya çalışırken, yoksul mahallelerdeki okullar kaderine terk ediliyor.
Aynı şehirde, hatta aynı ilçede bile çocuklar arasında bu kadar temel bir konuda fark oluşması kabul edilebilir değil.
Üstelik sorun sadece temizlik malzemesiyle sınırlı değil.
Okullarımızın önemli bir bölümü fiziksel olarak yıpranmış durumda. Eskiyen altyapılar, kullanılamaz hale gelmiş tuvaletler, kırık lavabolar, nemli ve bakımsız duvarlar…
Hijyen, sadece temizlik yapmakla sağlanmaz; sağlıklı mekânlar gerektirir. Siz ne kadar çabalarsanız çabalayın, bakımsız bir yapıyı hijyenik hale getiremezsiniz.
Bu noktada yerel yönetimlerin desteği hayati hale geliyor. Belediyeler çoğu zaman bu eksikleri gidermek için devreye girmek istiyor. Okullara temizlik, bakım, onarım desteği sunmak istiyorlar. Ancak merkezi yönetim ve Milli Eğitim Müdürlükleri ile yerel yönetimler arasındaki koordinasyon eksikliği ve zaman zaman yaşanan kurumsal gerilimler, bu sürecin önünde ciddi bir engel oluşturuyor.
Oysa mesele çok net: Bu bir siyasi tercih değil, bir çocuk hakkı meselesi.
Bir çocuğun temiz bir tuvalete erişimi, pazarlık konusu yapılamaz. Kurumlar arası çekişmelerin, bürokratik engellerin gölgesinde bırakılacak bir konu değildir bu.
Kendi deneyimimden de biliyorum. Yıllardır hijyen konusunda sahada çalışıyorum. Bu ihtiyacı görerek kurduğumuz Açelya Derneği ile özellikle dezavantajlı bölgelerde okullara destek olduk. Deprem bölgelerinde hijyen malzemeleri ulaştırdık, tuvaletleri yeniledik, çocuklara hijyen alışkanlığı kazandırmaya yönelik eğitimler verdik.
Şunu çok net söyleyebilirim: Hijyen yoksa eğitim de yok.
Çünkü bir çocuk kendini güvende hissetmediği, temel ihtiyaçlarını karşılayamadığı bir ortamda öğrenemez. Okul, sadece ders görülen bir yer değil; çocukların günlerinin büyük bir kısmını geçirdiği yaşam alanıdır. Bu alan sağlıklı değilse, eğitimden beklediğimiz hiçbir sonucu alamayız.
Bugün milyonlarca çocuğumuz her gün bu gerçekle yüzleşiyor. Bu yalnızca bireysel bir sorun değil; doğrudan toplum sağlığını etkileyen bir mesele. Okullar, bulaşıcı hastalıkların en hızlı yayılabileceği ortamlardan biridir. Yani ihmal edilen her detay, aslında çok daha büyük sonuçlar doğurur.
Artık bu konuyu görmezden gelme lüksümüz yok. Okulların hijyenini sağlamak; ertelenebilecek bir mesele değil, acil bir sorumluluktur.
Merkezi yönetim bu konuda gerekli bütçeyi ve planlamayı yapmalıdır.
Yerel yönetimlerin katkısı önündeki engeller kaldırılmalıdır.
Okul yönetimleri yalnız bırakılmamalıdır.
Veliler ise bu konuda daha güçlü bir ses çıkarmalıdır.
Çünkü mesele aslında çok net ve son derece hayati. Bir çocuk okulda en temel ihtiyacını bile karşılayamıyorsa, orada eğitimin tam anlamıyla varlığından söz etmek mümkün değildir.
Çocuklarımıza sadece iyi bir gelecek değil, sağlıklı bir bugün borçluyuz.
Temiz bir gelecek istiyorsak, önce çocuklarımıza temiz bir “şimdi” vermek zorundayız.