Kaya Türkmen
Bu iktidar enflasyonu düşüremez
Türkiye’de enflasyon artık yalnızca yanlış para politikasının değil, yanlış yönetim modelinin sonucu. Bu nedenle bugün yaşadığımız sorun, birkaç faiz artırımıyla çözülebilecek geçici bir fiyat dalgalanması olmaktan çoktan çıktı.
Mesele daha derinde. Çünkü enflasyon sadece ekonomide değil, kurumlarda, hukukta, bütçede, beklentilerde ve devletin karar alma biçiminde üretiliyor. İktidarın bugünkü politikaları sürdüğü sürece enflasyonun kalıcı biçimde düşmesi mümkün görünmüyor.
Çünkü enflasyon, güven meselesi.
Bir ülkede insanlar yarının ne olacağını öngörebiliyorsa, yatırımcı önünü görebiliyorsa, hukuk işliyorsa, kurumlar bağımsızsa, bütçe disiplini varsa enflasyon zamanla kontrol altına alınabilir. Ama Türkiye’de tam tersi yaşanıyor. Ekonomi yönetimi sürekli kısa vadeli siyasi ihtiyaçlara göre şekilleniyor. Bugün alınan kararın yarın değişmeyeceğine dair kimsenin güveni yok.
Ekonominin kısa vadeli siyasi tercihlere göre yönetilmesinin en çarpıcı örneği Merkez Bankası oldu.
Yıllarca “faiz sebep, enflasyon sonuç” denilerek ekonomi biliminin temel kuralları reddedildi. Sonuç ortada: kur şokları, rezerv erimeleri, patlayan hayat pahalılığı, bozulan gelir dağılımı. Ardından sert bir dönüş yapıldı. Bu kez faiz artırımları başladı. Ancak sorun şu: Aynı siyasi anlayış devam ettiği için piyasalar bu politikanın kalıcı olduğuna inanmıyor.
Çünkü Türkiye’de sorun sadece faiz seviyesi değil, kararların keyfiliği.
Bir gece yarısı kararnamesiyle Merkez Bankası başkanlarının değiştirilebildiği, TÜİK verilerinin toplumun geniş kesimlerince güvenilir bulunmadığı, hukukun siyasi mücadele aracı gibi kullanıldığı bir ortamda enflasyon beklentileri düzelmiyor. Beklentiler düzelmeyince fiyat davranışları da bozuluyor. Esnaf yarının maliyetinden korktuğu için etiketi bugünden artırıyor. Ev sahibi geleceğe güvenmediği için kirayı gereğinden fazla yükseltiyor. Şirketler kur şoku gelecek endişesiyle fiyatlara peşinen zam yapıyor.
Bugün Türkiye’de enflasyonun önemli bir kısmı işte bu güvensizlik ekonomisinden besleniyor.
Üstelik iktidar bir yandan sıkı para politikası uyguladığını söylerken, diğer yandan enflasyonu besleyen yapıyı koruyor. Kamu harcamalarında gerçek bir disiplin yok. Tasarruf söylemleri var ama israf düzeni sürüyor. Şatafat, garanti ödemeleri, verimsiz projeler, siyasi sadakat üzerinden dağıtılan kaynaklar devam ediyor.
Vergi sistemi ise ücretliyi eziyor. Dar gelirli vatandaş maaşıyla ay sonunu getiremezken, iktidar hâlâ ekonomiyi ağırlıklı olarak inşaat, tüketim ve kısa vadeli sermaye girişleri üzerinden döndürmeye çalışıyor.
Oysa kalıcı fiyat istikrarı için üretim kapasitesinin güçlenmesi, verimliliğin artması ve hukuki güven ortamının yeniden kurulması gerekir. Çünkü bu yapısal sorunlar çözülmeden sağlanan her düşüş geçici kalıyor. İlk siyasi veya jeopolitik sarsıntıda enflasyon yeniden yükseliyor.
Üstelik toplum artık resmi açıklamalara da eskisi kadar inanmıyor. Açıklanan enflasyon rakamlarıyla vatandaşın pazarda, kirada, okul masrafında hissettiği hayat pahalılığı arasındaki fark büyüdükçe ekonomik yönetime duyulan güven daha da aşınıyor. Güven aşındıkça da insanlar tasarruf davranışlarını değiştiriyor, dövize, altına ya da mala yöneliyor. Bu da enflasyonu besleyen yeni bir kısır döngü yaratıyor.
Daha da önemlisi, Türkiye üretim ekonomisine geçemiyor.
Yüksek teknoloji üretimi sınırlı. Tarım zayıflamış durumda. Sanayi ithal ara malına bağımlı. Enerjide dışa bağımlılık sürüyor. Kur yükseldiğinde maliyetler otomatik olarak patlıyor. Bu nedenle Türkiye’de döviz kuru ile enflasyon arasında neredeyse doğrudan bir bağ oluşmuş durumda. Siz hukuk güvenliğini sağlamayınca, rezerv sorununu çözemeyince, dış kaynak girişini kalıcı hale getiremeyince kur baskısı bitmiyor. Kur baskısı bitmeyince de enflasyon kalıcı oluyor.
Bir başka temel sorun da siyasetin kutuplaştırıcı dili.
Sürekli kriz, gerilim ve belirsizlik üreten bir siyasal atmosfer ekonomik istikrar yaratamıyor. Çünkü ekonomi sadece rakamlardan ibaret değil. Toplumun ruh hali de ekonominin parçası. İnsanların geleceğe güvenmediği bir yerde kimse uzun vadeli yatırım yapmıyor, kimse fiyat istikrarına inanmıyor.
Bugün iktidarın uyguladığı modelin özü, kısa vadeli siyasi kontrol uğruna uzun vadeli ekonomik istikrarın feda edilmesi.
Bu nedenle sorun “biraz daha sabır” meselesi değil. Aynı anlayış devam ederken enflasyonun kalıcı biçimde düşmesini beklemek, harareti yükselten nedeni ortadan kaldırmadan termometreyi suçlamaya benziyor.
Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca yeni bir ekonomi programı değil, yeniden güven üreten bir devlet düzeni.
Çünkü hukuk olmadan güven olmuyor.
Güven olmadan yatırım olmuyor.
Yatırım olmadan üretim dönüşmüyor.
Üretim dönüşmeden de enflasyon kalıcı biçimde düşmüyor.
Çünkü sorun yalnızca ekonomi politikası değil, yönetim anlayışı. Onun içindir ki bu iktidar enflasyonu kalıcı biçimde düşüremez.