Kaya Türkmen
Macaristan’dan gelen umut
Macaristan’dan gelen sonuç, sadece bir iktidar değişikliği haberi değil. Aynı zamanda otoriterleşmiş rejimlerin etrafında örülen en büyük psikolojik duvarlardan birinin, “Bunlar seçimle gitmez”, “Kaybetseler de bırakmazlar”, “Devlet imkânlarını öyle kullanırlar ki sandıkla değişim imkânsız hale gelir” söyleminin çöküşü.
Viktor Orban, 16 yıllık iktidarın ardından seçimi kaybetti pazar günü. Sıradan bir iktidar sahibi değildi. Yıllardır devlet gücünü kendi siyasal düzeniyle iç içe geçirmiş, medya düzenini bozmuş, yargı bağımsızlığına ağır hasar vermiş, seçim kurallarını kendi lehine dönüştürmüş bir liderdi.
Avrupa’da “sandık var ama saha adil değil” denildiğinde akla gelen başlıca örneklerden biriydi Macaristan. Ve seçmen “artık yeter” dediğinde, sandık yine son sözü söyledi. Trump’ın açık desteği, Kremlin’le kurduğu yakın hat ve elindeki devasa devlet imkânları bile Orban’ı sandıkta kurtarmaya yetmedi. Mesele iktidarın ne kadar güç topladığı değil, toplumun korku duvarını ne zaman aştığıydı.
Macaristan’da o duvar aşıldı işte.
Muhalif seçmenin bir bölümünü felç eden duygu umutsuzluktur. “Nasıl olsa bir yolunu bulurlar” düşüncesi, çoğu zaman iktidarın en büyük görünmez kampanya aracına dönüşüyor. İnsanları sandıktan önce yenilgiye ikna etmek, bazen sandık günü yapılabilecek usulsüzlüklerden daha etkili oluyor.
Bu nedenle Macaristan’daki sonuç, sadece Macarlar için değil, bizim için de önemli. Çünkü o sonuç devlet gücünü hoyratça kullanmanın, medya üstünlüğü kurmanın, rakibi baskı altında tutmanın, sonsuza kadar kazanmayı garanti etmediğini, rejim ne kadar sertleşirse sertleşsin, toplum kararını verdiğinde en örgütlü görünen iktidarların bile çözüleceğini gösterdi.
Buradan çıkarılması gereken ilk ders şudur: “Seçimde hile yaparlar, o yüzden oy vermenin anlamı yok” cümlesi, seçmeni edilgenleştiren tehlikeli bir teslimiyet cümlesidir. Elbette hiçbir ciddi muhalefet, sandık güvenliğini hafife alamaz. Elbette her sandığın başında müşahit olacak, her tutanak takip edilecek, her veri akışı denetlenecek, her itiraz mekanizması sonuna kadar işletilecektir. Zaten muhalefetin, özellikle de CHP’nin, son dönemde en fazla ciddiye aldığı alanlardan biri budur.
Bu yüzden vatandaşa söylenmesi gereken söz nettir: Ciddi bir toplumsal irade ortaya çıkarsa, oy sayımında büyük çaplı bir hileyle sonucun ters yüz edilmesi sanıldığı kadar kolay değildir. Hele muhalefet örgütlü, hazırlıklı ve dikkatliyse hiç değildir. İktidarlar yenilmez oldukları için uzun süre kalmaz. Yenilmez sanıldıkları için uzun süre kalırlar. O psikolojik eşiği aşan toplumlar ise birdenbire bambaşka bir siyasal manzara yaratabilir.
Macaristan’daki seçim bunun bir başka yönünü daha gösterdi. Orban gibi yıllardır “rakipsiz” görünen bir lider, ekonomideki sıkışma, yolsuzluk algısı, kamu hizmetlerindeki aşınma ve toplumdaki bıkkınlık büyüdüğünde, en güçlü görünen zeminde bile kaybedebiliyor. Basının aktardığı tabloya göre seçmenin tercihini, özellikle ekonomik durgunluk, yüksek enflasyon, sağlık hizmetleri ve yolsuzluk başlıkları etkiledi. Yani seçmen, propagandanın gürültüsünü bir yere kadar dinliyor, ama en sonunda kendi hayatına bakarak karar veriyor. İkinci büyük ders de budur.
Muhalefet seçmene sadece öfke değil, güven vermelidir. Sadece yanlışları saymak yetmez. Düzeni değiştirebileceğini, devleti toparlayabileceğini, adaleti yeniden kurabileceğini, ekonomiyi ehil kadrolarla düzeltebileceğini anlatmak gerekir. Umut, boş bir iyimserlik değildir. Umut, örgütlü bir hazırlığın, toplumsal aklın ve sandığa sahip çıkma iradesinin adıdır.
Üçüncü ders ise şudur: Eşitsiz kampanya şartları, yenilgiyi peşinen kabullenmenin mazereti olamaz. Evet, iktidar televizyonları daha çok kullanacaktır. Evet, kamu gücünü daha rahat seferber edecektir. Evet, muhalefeti baskı altında tutmaya çalışacaktır. Ama belki tam da bu nedenle vatandaşın sağduyusuna güvenmek gerekir. Çünkü baskı arttıkça insanlar bazen daha iyi görür. Gürültü büyüdükçe, hakikat daha çıplak hale gelir. Devletle parti arasındaki çizgi silindikçe, vatandaş da önündeki meselenin sıradan bir seçim değil, memleketin geleceği olduğunu daha açık hisseder.
Macaristan örneği bize gösterdi ki sandık hâlâ anlamlı, oy hâlâ değerli, seçmen hâlâ belirleyici. Korku, çaresizlik ve “nasıl olsa değişmez” duygusu ise otokrat iktidarların en sevdiği siyasi iklim.
O iklim dağıldığında, en kökleşmiş görünen yapılar bile sarsılır.