Kaya Türkmen
Ahlâksız teklif ve Ankara’nın sessizliği
Memleket öyle günlerden geçiyor ki insan bazen neye kızacağını, neye üzüleceğini şaşırıyor.
Bir gün CHP Genel Merkezi’ne polis giriyor, seçilmiş Genel Başkan Özgür Özel zorla dışarı çıkarılıyor. Ertesi gün ABD Başkanı Donald Trump çıkıyor, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bazı ülkelere akıl almaz bir teklifte bulunuyor.
Neymiş?
İran’la barış anlaşması imzalanacaksa Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün ve Katar derhal İbrahim Anlaşmalarına katılacakmış. İsrail’le ilişkilerini “normalleştirecekmiş”.
Buyur buradan yak.
Bu bir diplomatik öneri falan değil. Bu düpedüz dayatma. Daha açık söyleyelim: Ahlaksız bir teklif.
Elbette Türkiye’nin İsrail’le ilişkileri dün başlamadı. Türkiye İsrail’i tanımış bir devlet. Mesele “İsrail’le hiç konuşulmasın” meselesi değil. Mesele şu: Gazze’de bunca insan öldürülmüşken, Filistin halkı bu kadar ezilmişken, bölge hâlâ yangın yeriyken, ABD Başkanı kalkıp İran’la yapılacak bir barışı İsrail’le normalleşmeye bağlayabilir mi?
Bağlayamaz.
Türkiye buna ne demeliydi?
Çok basit: Hayır.
Uzun uzun diplomatik cümlelere de gerek yoktu. Dışişleri Bakanlığı çıkıp iki satır açıklama yapabilirdi. “Türkiye Cumhuriyeti dış politikasını üçüncü ülkelerin telkinleriyle belirlemez. Bölgede kalıcı barış, Filistin halkının meşru hakları yok sayılarak kurulamaz” denirdi, biterdi.
Ama denmedi.
Cumhurbaşkanlığı sustu. Dışişleri Bakanlığı sustu. Her konuda saatlerce konuşanlar, konu Trump’ın Türkiye’ye böyle bir rol biçmesine gelince sessizliğe büründü.
Şimdi denebilir ki: “Suudi Arabistan da sustu, Mısır da sustu, Katar da sustu. Türkiye de sessiz kalarak bu işin olmayacağını göstermiştir.”
Olabilir. Ama devlet yönetimi imalarla yapılmaz. Hele dış politika hiç yapılmaz.
Türkiye’nin adı açıkça anılmışsa, Türkiye’nin cevabı da açık olmak zorundadır. Çünkü suskunluk bazen diplomasi değildir; çoğu zaman zafiyet görüntüsüdür. Karşınızdaki de bunu böyle okur.
Üstelik yıllardır dış politikayı meydan nutuklarına, hamasi çıkışlara, iç politikaya dönük gösterilere malzeme eden bir iktidardan söz ediyoruz. Filistin meselesi de çoğu zaman aynı şekilde kullanıldı. İçeride alkış toplayacak cümleler kuruldu, ama gerçek sınav geldiğinde o cümlelerin arkasında durulmadı.
ABD Başkanı Türkiye’nin adını açıkça sayıyor. “İran’la barış istiyorsanız İsrail’le normalleşin” diyor. Türkiye’den çıt çıkmıyor.
İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Türkiye artık itirazını bile yüksek sesle söyleyemeyecek kadar sıkışmış bir ülke haline mi getirildi?
Eğer Türkiye ABD’ye bu kadar muhtaçsa, bu başlı başına büyük bir dış politika ve ekonomi başarısızlığıdır. Yok, eğer bu kadar muhtaç değilse, o zaman bu sessizlik daha da anlaşılmazdır. Çünkü bağımlı olmadığınız halde susuyorsanız, orada çıkar hesabından çok özgüven kaybı vardır.
Türkiye’nin dış politikası Washington’da yazılamaz. Tel Aviv’de yazılamaz. Başka başkentlerin hesaplarına göre şekillenemez. Türkiye, İran’la yapılacak bir pazarlığın kenarına “İsrail’le normalleşecek ülkeler” diye iliştirilecek bir ülke değildir.
Daha da önemlisi, Filistin meselesi böyle bir pazarlığın dekoru yapılamaz.
Bir de işin içerideki tarafı var. İçeride demokrasiyi askıya alan, mahkeme kararlarıyla siyaset mühendisliği yapan, seçilmişleri polis zoruyla devre dışı bırakmayı normalleştiren bir ülkenin dışarıda başı dik durması kolay değildir. İçeride hukuk zayıfladıkça dışarıda itibar da zayıflar.
Trump’ın teklifi bu yüzden yalnızca bir dış politika meselesi değildir. Türkiye’nin içine düşürüldüğü kırılganlığın aynasıdır. Ekonomisi dış finansmana, savunması pazarlıklara, siyaseti mahkeme kararlarına, diplomasisi kişisel ilişkilere bağımlı hale gelen bir ülkeye sonunda böyle davranırlar.
Türkiye bunu hak etmiyor.
Ankara’nın yapması gereken bellidir: Çıkıp açıkça söyleyecek. Türkiye bu dayatmayı kabul etmez. İran’la diplomasi başka meseledir, İsrail’le ilişkiler başka meseledir. Filistin halkının haklarını yok sayan hiçbir düzen bölgede kalıcı barış getirmez.
Bazen dış politikada uzun strateji belgelerine gerek yoktur. Bazen ülkenizin onurunu korumak için tek kelime yeter:
Hayır.
Türkiye bu teklife susmamalıydı. Hâlâ susmamalı.