Kaya Türkmen
Başkalarının Savaşını Sahiplenmek
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Mekke’de imzalanan ortak savunma anlaşmasının en dikkat çekici hükmü, taraflardan birine yapılacak silahlı saldırının üçüne birden yapılmış sayılacak olması.
Kimin aklına geliyor böyle cin fikirler?
Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan’la savunma işbirliğini geliştirmesini anlarız. Ortak üretim yapılabilir, savunma sanayii projeleri geliştirilebilir, tatbikatlar düzenlenebilir, istihbarat paylaşılabilir, hava ve füze savunmasında işbirliğine gidilebilir. Bunların Türkiye açısından önemli ekonomik ve stratejik getirileri de olabilir.
Fakat bunların herhangi biri “Sana yapılan saldırıyı bana yapılmış sayarım” demeye değer mi?
Mekke Anlaşması’nda kaşlarımızın çatılmasına neden olan da işte bu taahhüt.
Pakistan’ın Hindistan’la Keşmir ihtilafı, Afganistan sınırında ciddi güvenlik sorunları var. Suudi Arabistan’ın İran’la karmaşık ilişkileri, Yemen kaynaklı tehditleri ve Körfez’de karşılaşabileceği başka çatışma ihtimalleri bulunuyor.
Türkiye şimdi bu risk havuzuna mı atlıyor cumburlop?
Bölgenin sorunlarına kayıtsız kalmamak başka şey, başka ülkelerin güvenlik sorunlarını peşinen kendi güvenlik sorunumuz haline getirmek başka.
Anlaşmayı İran’ı çevrelemeye yönelik bir proje olarak okumak bana ikna edici gelmiyor. Anlaşmanın yaklaşık bir yıldır müzakere edildiği belirtiliyor. Pakistan daha çok kısa bir süre önce İran ile ABD arasında arabuluculuk yaptı ve Tahran’la ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor. Suudi Arabistan’la zaten benzer bir savunma anlaşması bulunmasına rağmen İran’a karşı savaşa da girmedi.
Türkiye bakımından da durum farklı değil. Türkiye Cumhuriyeti’nin laik karakteri ile İran İslam Cumhuriyeti’nin teokratik yapısı arasındaki temel farklılık bir yana, Ankara ile Tahran’ın birçok konuda ciddi görüş ayrılıkları var. Buna rağmen Türkiye bugüne kadar İran’ı karşısına alan askerî bir blokta yer almamaya ve diplomatik hareket alanını korumaya özen gösterdi.
Dolayısıyla İran bu anlaşmayı doğuran güvenlik kaygılarından biri midir? Emin olamıyorum.
İsrail’i de hesaba katmak gerekiyor.
İsrail’in Gazze’den Lübnan’a, Suriye’den İran’a uzanan askerî operasyonları ve 2025’te Katar’ı dahi hedef alabilmesi, bölgede yalnız İran’dan kaynaklanmayan yeni bir güvenlik kaygısı yarattı. Özellikle Körfez ülkeleri açısından soru artık sadece “İran’dan nasıl korunuruz?” değil, “Amerikan güvenlik şemsiyesi bizi her durumda ve herkese karşı korur mu?” sorusudur.
Bir de daha uzun süredir devam eden değişim var. ABD Ortadoğu’dan çekilmiş değil ama bölgenin güvenlik yükünü eskisi ölçüde doğrudan üstlenmek istemediği açık. Washington bölge ülkelerinden kendi savunmaları için daha fazla sorumluluk almalarını beklerken, onlar da Amerikan şemsiyesinin her durumda açılacağından eskisi kadar emin değiller.
Mekke Anlaşması biraz da bu ortamda doğuyor. Üç ülke ABD’nin yerine geçecek bir sistem kurmuyor, güvenliklerini yalnızca Washington’ın tercihlerine bırakmak istemiyor.
Ancak üç ülkeyi aynı masaya getiren şey ortak bir düşmandan çok farklı güvenlik kaygılarıysa, asıl soru tam burada ortaya çıkıyor:
“Birine saldırı hepimize saldırıdır” taahhüdünün sınırı nedir?
Bu hüküm Türkiye’nin otomatik olarak savaşa gireceği anlamına gelmeyebilir. Nitekim Suudi Arabistan-Pakistan anlaşmasında da benzer bir hüküm vardı ve Pakistan İran’a karşı savaşa girmedi.
Öyleyse bu taahhüt tam olarak ne demek?
Pakistan-Hindistan çatışmasında Türkiye’den ne beklenecek? Suudi Arabistan’a Yemen’den bir saldırı olduğunda ne yapılacak? İran’la yeni bir Körfez çatışması çıkarsa? İsrail taraflardan birini vurursa?
Askerî yardım otomatik değilse hangi mekanizma işleyecek, kararı kim verecek, hangi ölçüde karşılık verilecek?
Tam metni bilmeden bunların hiçbirine cevap veremiyoruz.
Bir soru daha var: Türkiye, Pakistan’ın ve Suudi Arabistan’ın güvenlik sorunlarında risk üstlenecekse, onlar Türkiye’nin hangi güvenlik sorunlarında aynı riski üstlenecek? Suriye’de mi, Irak’ta mı, Doğu Akdeniz’de mi, Karadeniz’de mi?
Karşılıklı savunma anlaşmalarında yalnız yükümlülüklerin değil, karşılığında elde edilen güvenliğin de karşılıklı olması gerekir.
İttifaklar caydırıcılık sağlayabilir. Ama ülkeleri kendi tercih etmedikleri çatışmalara sürükleme riski de taşırlar.
Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan’la ilişkilerini geliştirmesine itirazımız yok. Ama dostluk, başkalarının bütün güvenlik sorunlarını sırtlanmak anlamına gelmez.
Dostlarımızın sayısı artsın tabii de, savaşlarımızın değil.