Yiğidim Aslanım…

“Yapay Zekâ” tartışmaları aldı başını gidiyor. İçlerinde teknoloji şirketlerinin ve yapay zekâ mühendislerinin de olduğu bir grup, sürece kısıtlama getirilmesi gerektiğini savunurken Trump gibi popülist cahiller bunu söyleyenleri şiddetle suçluyorlar. Herkesin derdi farklı; yapay zekâ yatırımcıları paralarının, Trump ise Çin’in derdindeyken sıradan insanların korkusu yapay zekânın işlerini ellerinden alması ve mesleklerin erimesi. Konu hemen hükme varılamayacak kadar karmaşık olsa da insan hayatını kolaylaştıran her türlü buluşun ilk başlarda insanlığı tedirgin ettiği gerçeğini göz ardı etmemek, güncel teknolojik gelişmelerin de seyrine oturacağı ekseninde düşünmek gerekiyor. Elbette günümüz teknolojisi bireysel ve kurumsal anlamda daha dikkatli davranmayı gerektiriyor; zira artık bastığımız değil, baktığımız her yerde izimiz kalıyor.

Esasen uzun zamandır kaygı duymamızı gerektiren farklı bir gerçek var hayatımızda: Finans. Bireysel yetenekler, mesleki uzmanlıklar, hatta çalışma gayreti karşılıksız bir gelirin altında eriyor. Bu durum bir Türkiye gerçeği olmamakla beraber, kurumların zayıfladığı, denetim ve dengenin olmadığı Türkiye’de ortalamanın üstünde bir etkiye ulaştı. Daha açık konuşacak olursak... Halka açık şirketler, “danışmanlık” adı altında aldıkları hizmetlerle bir gecede, çalışarak kazanılamayacak paralar elde ettiler. Tabii bu para, şirketlere güvenen yatırımcının, yani halkın parası… “Danışmanlık” olarak isimlendirilen hizmetin gerçek tanımı ise spekülasyon. Namuslu bir meslek erbabı olarak şirketinize katkılarınız, sağladığınız kazançlar, alıp satarken ne kadar kazandırdığınız veya mesleki motivasyonunuzla yarattığınız değerler, bu bir gecede kazanılan paraların yanında çölde bir kum zerresi oluyor.

Bu zamanları görse Marx’ın kemikleri sızlardı. Emeğin sömürüsünden, artı değerin paylaşılmasından, sınıf bilincinin üretim ilişkilerine olan etkisinden söz ederken geldiğimiz noktaya bakın. Sermaye artık salt çalıştırdığı toplum kesimlerini sömürerek doymuyor, türlü oyunlarla kendisiyle organik bağı olmayan insanların paralarına da çöküyor.

Peki, orta veya üst düzey bir şirket yöneticisinin vakıf olduğu ama ekmek davasına sesini çıkaramadığı bu gerçekleri, günlük hayatımızın en teşkilatlı organizasyonu olan devletin bilmeme olasılığı var mı? SPK gibi denetim kurumları, istihbarat imkânları ve kolluk gücü olan devlet elbette ne olup bittiğini biliyor. Ancak bir şey yapmıyor veya şimdiye kadar yapmamayı tercih etti. Bu kadar ayyuka çıkmadığı için, mağduriyet bu düzeyde olmadığı için, uluslararası kuruluşlar şerh düşmediği için veya yabancı yatırımcı elini eteğini çekecek düzeyde huzursuz olmadığı için yapmadı. Ancak bugün dengeler değişti; mızrak çuvala sığmaz hâle geldi, kamuoyuna mal oldu, köşeye sıkışıldı. Bu arada kimse ölü taklidi yapamaz. İstismar bununla da sınırlı değil; yandaş iş adamlarının devlet bankaları eliyle yaptıkları usulsüzlüklerin bedellerini de kimse cebinden ödemiyor, yine halk ödüyor.

Velhasıl, namusunuzla çalışarak elde ettiğiniz kazancın elinizden alınması, mesleklerinizin itibarsızlaşması, bireysel yeteneklerinizin önemsizleşmesi için yapay zekâya varana kadar başka yollar da olduğunu bilmeniz gerekiyor. Hatırlarsanız AKP, “3Y ile mücadele” mottosu ile hayatımıza girmişti; yolsuzluk, yoksulluk, yasaklar. Banker vakıaları, Emlak Bankası yolsuzlukları, İmar Bankası süreçlerinin yaşandığı bir ülkede yolsuzlukla mücadelenin önemi ortadaydı; geldiğimiz nokta da ortada...

Hâlihazırda muhalefet belediyelerine yapılan operasyonlarla onlarca belediye başkanı; rüşvet, irtikâp, zimmet, mali usulsüzlük, imar usulsüzlüğü, dolandırıcılık gibi iddialar sonucunda görevlerinden uzaklaştırıldı. İtirafçılar ve gizli tanıklar eliyle yaratılan davaların kanıtlanmamış iddiaları karşısında kendilerini müdafaa etmelerine mani olunuyor. Toplum, oy verdiği insanların dolandırıcı olduğuna ikna edilmeye çalışılıyor. Sözüm ona yolsuzluklar konusunda bu kadar hassas bir anlayış(!), halkın cebinden çalınan milyarlarca dolardan halkla birlikte haberdar oluyor.

Halkın devletle bağı, bir taraftan da korunma güdüsünden gelir. Koca koca kurumlar, vergilerle istihdam edilen onca personel, kolluk kuvvetleri, o zengin protokoller, halkın kendini güvende hissetmesi için vardır. Adi suçlardan terör eylemlerine, basit hırsızlıklardan şu anda yaşamakta olduğumuz finansal dolandırıcılık hadiselerine kadar halkı her türlü tehlikeden korumak, devletin ve devleti yönetenlerin sorumluluğudur. Ailelerimiz bu organize kötülüklerin tehdidi altındadır, korunmaya mahkûmdur. Bugün ailemiz için ne yapılıyor derseniz LGBTİ operasyonları yapılıyor.

Gözümüze tutulan kibritle arkada yanan ormanları görmemize mâni olunuyor, bir nevi illüzyon...

Necip muhalefetimiz de bu meseleleri ele alacak. Hele şu isim meselesinin çözülmesini bekliyoruz, bir de yiğidimizle aslanımızın nerede yattığını bir bulsak…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Boray Acar Arşivi

Acının tarafından…

09/09/2026 07:00

Nasıl Bir Sol-3

22/07/2026 07:00

Nasıl Bir Sol-2

15/07/2026 07:00

Nasıl bir sol?

01/07/2026 07:00